Hakkımda
- As.Ya
- Çaylarınızı kapıp gelin ve sizinle güzelce bir muhabbet kuralım. Hayattan birazcık kopmaya hakkınız olsun değil mi? Bakmayın sayfamda çok aktif olamadığıma ama siz gelirseniz eğer, bu sayfamda daha çok aktif olmamı gereltirecek ve işte o zaman beraberce bir şeyler başarmış olacağız. Dikkat edin; biz diyorum, ben değil! Çünkü bu sayfayı ben oluştursam bile sizsiz hiç bir şey başarılı olamaz. Unutmayın ki, ilk başta ben bu sayfayı kendim için kurmuş olsam da, daha sonra paylaşacak kimsem olmadığı için bana hiç bir yararı olmadı. Bu yüzden size ve paylaşacaklarımıza ihtiyacım var. Haydi o zaman, daha ne bekliyorsunuz! Bir çay koyup gelin yanıma, daha paylaşacak bir çok şeyimiz var. :)
9 Nisan 2026 Perşembe
ŞEFFAF - STEPHEN KİNG
2 Nisan 2026 Perşembe
BÜTÜN HİKAYELERİ - H. P. LOVECRAFT
DEĞİŞİK BİR YAZAR VE ONUN DEĞİŞİK HİKAYELERİ
Lovecraft Evreni
Hikayeler Hakkında
Şimdi birinci bölüm olan Herbert West: Diriltici ile başlayalım...
- Simyacı
- Mezar
- Dagon
- Uyku Duvarının Ötesi
- Beyaz Gemi
- O Sokak
- Sarnath'ın Ölüm Hükmü
- Ağaç "Fata viam invenient"
- Ulthar'ın Kedileri
- Tapınak
- Müteveffa Arthur ermyn ve Ailesiyle İlgili Gerçekler: Bu hikaye en sevdiklerimden biri oldu.
- Adsız Kent
- İranon'un Arayışı
- Herbert West: Diriltici: Ve bu bölümde en sevdiğim hikaye de bu oldu.
İkinci bölüm Cthulhu'nun Çağrısı...
- Piramitlerin Altında
- Lanetli Ev
- Red Hook'da Dehşet: Hikayenin sonunda nasıl bağlandığına hayran kaldım.
- Cthulhu'nun Çağrısı
- Pickman'in Modeli
- Sisler İçinde Uçurumun Kıyısında Duran Tuhaf Ev: Yine çok güzel bir kurguydu.
- Uzaydan Düşen Renk: Bölümdeki en sevdiğim hikaye bu olabilir.
Üçüncü ve son bölüm Dunwıch Dehşeti
- Dunwich Dehşeti: Yine sonuna bayıldığım bir hikaye oldu.
- Karanlıkta Fısıltıyla Konuşan Adam: ❤
- Cadı Evindeki Düşler
- Gümüş Anahtarın Açtığı Kapıların Ötesi: Beğendim ama bazı kısımları çok uzatmış gibi geldi. Oraları okurken kurgudan koptum. Ama sonra tekrar toparladı ve ilk kısımdan bile harika devam edip sona ulaştı.
- Eşikteki Şey: Innsmouth'a gönderi olan bir hikaye. Ben Innsmouth'un Üzerindeki Gölge'yi de okumuştum ve yine kurgusuna bayılmıştım. O yüzden bu hikayeyi de sevdim.
- Karanlığın Hayaleti
- Açılan Mezar
- Eryx'in Duvarları İçinde: Kitaptaki en bilimkurgu hikaye buydu. Biraz farklı bir tat bıraktı bende.
30 Mart 2026 Pazartesi
YA HEP YA HİÇ - ERNEST HEMİNGWAY
Kitap Kulübü İle Okunan ve Üstüne Konuşulan Bir Kitap
Ama...
Çeviri Sıkıntısı Olabilir Mi?
Daha sonra bu durumun yani kopukluğun, belki de kitabın dilinden çok çeviriden de kaynaklı olabileceği aklıma geldi. Dolayısıyla çevirmeni biraz araştırdım. Çevirmen; kitabı çevirmemiş, direkt olarak Türkçeleştirmiş. Yani bu durumu hem sevdim hem de sevmedim. Çeviriler de genelde farklı yollar izleniyor. Birisi kitabı normal çevirip çevrilen dilin özelliklerini dipnot olarak vermek; diğeri de bu eser gibi, çevrilen dildeki özellikleri çevirdiğin dile uyarlamak. Umarım derdimi anlatabilmişimdir burada... Benim de bu iki farklı çeviriden seçtiğim bir taraf yok. Bence kitabın içeriğine göre karar verilmesi gerek diye düşünüyorum, çevirmenin kendi tarzından çok. Bu kitap içinde bu çeviri tarzı olmamış diye düşünüyorum. Ama kesinlikle kötü bir çeviri değildi.
İleride de Okunacak Bir Yazar
26 Mart 2026 Perşembe
YENİ BAHAR (ZAMAN ÇARKI 0) - ROBERT JORDAN
ZAMAN ÇARKI DÖNER
VE ÇAĞLAR GELİR GİDER
OLMUŞ OLAN, OLACAK OLAN
VE OLMAKTA OLAN
HER AN GÖLGENİN ALTINDA EZİLEBİLİR
BIRAKIN EJDER BIR KEZ DAHA
ZAMANIN RÜZGARLARINA BİNSİN.
Bence bu sohbete en uygun başlık da bu olurdu zaten. Uzun soluklu bir efsanenin her başlangıcında karşımıza çıkan cümlelerle efsanenin ilk başlangıcına anca bu cümleler yakışırdı.
Bugün sizlerle efsane bir epik fantastik kitap serisi olan Zaman Çarkı'nın başlangıç kitabı, Yeni Bahar ile ilgili sohbet edeceğiz. Ama kitaba geçmeden önce seriyle ilgili sizinle paylaşacağım çok kısa şeyler olacak. Sonra, Yeni Bahar...
Seriyi uzun bir okuma sürecinin ardından geçen yıl ocak ayında finale ulaştırmayı başarmıştım ve çok da tadı damağınızda kalan bir tatla bittiydi. Ama o evrene veda edemeyeceğimi hemen anlamıştım. O yüzden de bu kitabı saklı tuttum, zamanı gelince okumak için. Ve nihayet bu yıl bu kitabı doğum günüme denk getirerek kendime ufak bir torpil geçtim.
Zaman Çarkı evrenine veda ettiğime bakmayın, oraya tekrar dönme isteği sürekli aklıma geliyor. O yüzden kendimi durdurmak ve okumak istediğim başka kitaplara haksızlık olmaması için bir karar verdim: 40 yaşıma gireceğim yıl tekrar bu seriyi okuyacağım...
Evet bu birazcık uzun süreli bir plan ve hayatta ne olacağı bilinmez ama bu plan yapmaya da engel olmuyor. O yüzden 2031 yılı benim için Zaman Çarkı tekrar başlangıç yılı olacak diye ümit ediyorum.
Şimdi gelelim az az Yeni Bahar hakkında konuşmaya...
Serinin başlangıcında da okuyabilirsiniz bu kitabı ya da benim gibi sona da saklayabilirsiniz. Benim için son olması daha iyiydi. Zaman Çarkı evrenine tekrar dönüş, ufak bir kesitine bir bakış... oraya olan özlemimi birazcık yonttu. Ama yine de özlem hep var olacak!
Bu kitapta Moiraine ve Lan gibi aslında iki farklı karakterin bir amaç uğruna nasıl bir araya geldiklerinin hikayesi anlatılıyor bize. Ariel savaşıyla birlikte Ejder Dağı'nın eteklerinde başlıyor kitap; Tar Valon, Beyaz Kule'de Yenidendoğan Ejder’in kehanetiyle devam ediyor ve kurgu ilerledikçe, Sınır Boyları ile Afet'e kadar uzanıyoruz.
Kehanet sırasında Beyaz Kule’de Siuan ve Moiraine’ni Kabuledilmiş olarak görüyoruz ve onlar bu kehanete şans eseri şahit oluyorlar. Ve hayatlarının amacını o anda belirliyorlar; Yenidendoğan Ejder’i bulmak ve gelecek için onu eğitmek... Çünkü tüm dünyanın geleceği Yenidendoğan Ejder’e bağlı olacak.
"Değiştirilmesi gereken bir şey varsa ve elinden geliyorsa değiştir, ama değiştiremeyeceğin şeyle yaşamayı öğren. Yoksa mideni bozmaktan başka bir işe yaramaz..."
Siuan ve Moiraine burada o kadar gençler ki... Onları böyle görmek garip hissettirdi. Hatta Siuan gençken bence aynı Nynaeve'miş! Okurken çokça Nynaeve aklıma geldi. Hatta bazen O'ymuş gibi kafamda canlandı, ister istemez.
Daha sonra bu iki önemli karakterin yani Siuan ve Moiraine'nin Şal alışlarına da şahit oluyoruz. Şal'a terfi edip tam bir Aes Sedai olduktan sonra amaçları doğrultusunda araştırmalarını daha da geliştirecekken önlerine engeller çıkıyor. Özellikle Moiraine'ni bayağı kısıtlayan bir engel var ki önünde bu da onun Kule'den kaçmasına neden oluyor.
'Kule'nin ördüğü entrikalar, Zaman Çarkı'nın dokuduklarından daha az amansız değildi.'
Moiraine'nin bu kaçışında serinin daha önceki kitaplarında çok sevdiğim bir karakter de azıcık göründü, Cadsuane... Özlediğim az sayıdaki Aes Sedai'lerdendir kendisi... Moiraine kaçtığında Siuan Kule'de kalmıştı. Ama sonradan o da Moiraine ile iletişime geçti ve Sınır Boyları'nda Yenidendoğan Ejder arayışında bir araya geldiler. Aynı zaman da Lan de oralardaydı.
Sınır Boyları'nda geçirdikleri zaman da iki Aes Sedai'mizin şüphelendikleri bir şey oldu, Kara Ajah... Ve bu şüpheden çok zaman geçmeden Kara Ajah’ın gerçek olduğunu fark edip kendilerinden başka hiç bir Aes Sedai'ye tam olarak güvenemeyeceklerini öğrendiler. Bu Kara Ajah’ın gerçekliğine Lan de şahit olduğu için o da geride güvenilecek tek kişi oldu. Üç kişi derin bir sırrı saklayarak ve tek bir amaç için yıllarca sürecek bir arayış peşine düşüyorlar. Böylelikle Siuan ve Moiraine birlikte geleceği etkileyecek örgüyü örmeye başlıyorlar.
"Ancak aptallar zamanından önce ölmeyi seçer. Muhafız'ım olmanı istiyorum, Lan Mandragoran."
Kısaca Zaman Çarkı, Yenidendoğan Ejder’in dünyaya gelmesiyle başlıyor esasında...
'...ama korku, kötü bir araçtı ve eninde sonunda onu kullanan kişiyi keserdi.'
19 Mart 2026 Perşembe
KAPTAN MAVİ AYI'NIN 13 1/2 HAYATI - WALTER MOERS
ABSÜRT BİR KİTAP
Merhabalar dostlar...
Bugün kitap sohbeti yapacağız sizlerle. Kitabı yine birkaç gün önce okuyup bitirdim. İnstagram hesabımda da bir gönderi paylaştım ama esas sohbet burada olacak. Kitabın aslında çok abartılacak bir yanı yok. Sadece ben böyle kitapların da hastası olduğum için biraz fazla konuşabilme ihtimalimi göz önünde bulundurdum.
Kitaba geçmeden önce, hepinizin bayramını en içten dileklerimle kutlarım. Her şey bu bayramda istediğinizce, gönlünüzce olsun...
KAPTAN MAVİ AYI'NIN 13 1/2 HAYATI
Önsöz
Bir mavi ayının yirmi yedi hayatı vardır. Bu kitapta on üç buçuğunu anlatıp geri kalanlarına değinmeyeceğim. Ne de olsa, bir ayının sırları olmalıdır; bunlar onu daha çekici ve gizemli kılar.
İnsanlar bana sık sık geçmişte nasıl olduğunu soruyorlar. Yanıtım şu: Eskiden her şey daha boldu. Evet, eskiden gizemli adalar, krallıklar ve artık var olmayan kocaman kıtalar vardı. Şimdi uçsuz bucaksız okyanusun dalgaları altında yatıyorlar, çünkü su yavaş ve merhametsizce yükselmeye devam ediyor ve günün birinde gezegenimiz tamamen sular altında kalacak. Bu yüzden artık deniz seviyesinin çok üzerindeki bir uçuruma konan, denize açılmaya elverişli bir gemide yaşıyorum. Size az önce bahsettiğim sular altında kalan adaları ve ülkeleri, onlarla birlikte dalgaların altına batan yaratıkları ve harikaları anlatmayı teklif ediyorum.
İlk on üç buçuk hayatımın olaysız olduğunu söylersem yalan söylemiş olurum (ve herkes benim bir yalancı olmadığımı bilir). Peki ya Minik Korsanlar? Muzip Periler, Örümcek Cadı, Geveze Dalgalar, Mağara Cüceleri, Dağ Kurdu? Alp Canavarı, Başsız Bollog, Bollogsuz Baş, Göçebe Mugglar, Tutsak Serap, Yetiler ve Bluddumlar, Sonsuz Hortum, Rickshaw İblisleri?
...
KİTAPLA İLGİLİ AZ AZ DÜŞÜNCELER
Kitapla ilgili konuşmaya, onun önsözünden alınma birkaç cümleyle başlamak istedim. Hoşuma giden önsözlerden olmuştu ve bu önsözün Kaptan Mavi Ayı'nın kendi ağzından yazılan bir önsöz olması da beni cezbetti açıkçası. Kitap absürt denebilecek eğlenceli bir macera kitabı. Aslında çocuk kitabı olarak geçiyor ama bence çok çocuk kitabı da sayılmaz sanki. Çocuklar için biraz fazla kaçan yerleri olmuş. Ama dili gayet akıcı ve basit. Ama kitapta bahsedilen şeyleri beyniniz de canlandırmaya gelince ne basit dil ne de akıcılık çözüm oluyor.
Yazarımız; Walter Moers ki aslında kendisi yazardan çok karikatürist ve bu yüzden kitap da hayal gücünü bir hayli zorladığı için okuyucuya ipucu olsun diye araya çizimler eklemiş. Ben kitabın bu havasını da sevdim. Her sayfa size yeni bir şeyler vaat ediyor. Bunu okudukça hissediyorsunuz. Aslında kitabın kapağından da bunu hissetmemek elde değil.
Kitap edebi anlamda size bir şey katmayacak, bunu bilin. Sadece eğlenceli bir zaman vaat ediyor ki bu zaman 700 sayfalık, bol bol macera içeren, kurgusal bir otobiyografi olarak karşınıza çıkıyor.
Mavi Ayı, kendisinin nasıl doğduğunu ve ebeveynleri varsa kimler olduğunu bilmiyor. Bir zaman kendini Zamonia Denizi’nin ortasında bir ceviz kabuğunun içinde buluyor. Ve böylelikle hayatlarını yaşamaya başlıyor. Zamonia, dünyada bulunan kurgusal bir kıta ve Mavi Ayı'nın maceraları bu kıtada geçiyor. Bu kıtada o kadar değişik canavarlar, yaşam formları var ki… anlatamam. Hele bir Profesör Nightingale var ki… kendisi bir ansiklopedi yazıyor ve bu ansiklopedi bulaşıcı bakteriler sayesinde Profesör'ün beyinlerinden Mavi Ayı'nın beynine bulaşıyor. Bu ansiklopedi karşımıza çıkan her şeyle ilgili bizi anında bilgilendiriyor. Çoğu zamanda iş işten geçtikten sonra bilgi veriyor!
Evet yanlış okumadınız yukarıda 'beyinlerinden' dedim. Çünkü Profesör Nightingale yedi beyni olan bir Nokturnomat… O sadece ansiklopedi yazmıyor ve birçok icadının yanı sıra Nokturnal Akademi'nin de tek öğretmeni! Burada hemen kitaptan bu bölümle ilgili bir alıntıya yer vereceğim...
"...çünkü Profesör Nightingale bir Nokturnomat'tı, Nokturnomatlar Zamonia'daki (evrende değilse bile belki de bütün dünyadaki) en zeki varlıklardı. Günışığında IQ seviyeleri 4000'dir, ama karanlık çöktüğünde bu astronomik seviyelere ulaşırdı. Bu yüzden, Nokturnomatlar karanlığı tercih ederlerdi ve Nightingale` in Nokturnal Akademisi bu yüzden Gloomberg Dağları' ndaki karanlık ve karmakarışık mağaralarda yer alıyordu. Boş zamanlarında, profesör karanlığın daha karanlık yapılabileceği bir sistem üizerinde çalışıyordu. Bu amaçla, sadece kendisinin girebildiği karanlık bir oda kurmuştu. Kapıdan dinlediğimizde duyduğumuz sesler davetkâr olmaktan çok uzak olduğu için zaten içeri girmek gibi bir isteğimiz yoktu.
Sıradan bir Nokturnomat'ın üç beyni vardır, yetenekli bir Nokturnamat'ın dört, dahi bir Nokturnomat'ın beş beyni vardır. Profesör Nightingale'in yedi beyni vardı. Biri kafasında, dördü kafatasının dışında büyümüştü, altıncısı normalde dalağının olması gereken yerdeydi. Yedincinin yeri ise öğrencilerinin arasında sürekli spekülasyona neden olan bir konuydu."
Nightingale ve Nokturnal Akademi de, Mavi Ayı’nın sadece bir hayatında karşımıza çıkıyor. Diğer hayatlarında daha ne maceralar yaşadı bir bilseniz! Aslında tüm hayatlarında yaşadıkları bir şekilde diğer hayatlarına ince ince bağlanıyor en azından değiniyor. Genelde bizim Mavi Ayı’mız macera üstüne macera yaşıyor ve sürekli tehlikeli durumlarla burun buruna geliyor. Ve bir şekilde de bu durumlardan ucu ucuna kurtuluyor.
Yazarın aslında başka kitapları da varmış. Hepsi de Zamonia denilen kurgusal kıtada geçiyormuş. Ama malesef bu kitaplar Türkçeye çevrilmemiş. Nedeni de sanırım çok okuyucusu olmamasından kaynaklı. Zaten bu kitabın da bildiğim kadarıyla tekrar basımı olmamış. Yani şu an okumak isterseniz bulamayabilirsiniz sanırım. Ama güzeldi. Ben sevdim. Absürtlük denince de ben işte! 😜 Seviyorum böyle kitapları. Eğlenceli bir zaman, farklı bir tat, beklenmedik şeyler çıkarıyor karşınıza...
Bugünlük de bu kadar olsun... Kendinize iyi bakın. Tekrardan, iyi bayramlar...
16 Mart 2026 Pazartesi
KARMAKARIŞIK SOHBET KONULARI
Beş Dakikalığına Gerçeklerden Kopuş
13 Mart 2026 Cuma
KORNELYUS'UN EZGİSİ/ŞEDARABAN/DOKUNULMAZ ÜÇLEMESİ - NEDRET KILIÇ
BİR TÜRK YAZARDAN KAFA YAKAN ÜÇLEME
Merhabalar…
Biraz
yoktum ortalarda ve bu sürede kendimi kaptırdığım, gerçek dünyayla iletişimimi
koparan bir üçlemeyle zaman geçirdim. Bugün de o üçleme hakkında konuşacağım.
Bu kitaplarla ilgili anlatılacak çoooook fazla şey var. Uzatmadan başlamak gerek sanki...
Öncelikle şunu belirtmek isterim. Ben
bir kitabı okurken o andaki düşüncelerimi, notlarımı bir yere yazar. Sonradan
onları toparlayarak bu yazıları kaleme alırım. Bu yazım da o şekilde olacak.
İlk olarak Korneylyus’un Ezgisi ile ilgili onu okurken aldığım düşünceler
olacak. Sonra Şedaraban, ondan sonra Dokunulmaz ve en son da kitap ve yazarla
ilgili genel düşüncelerimi anlatacağım. Daha önceki kitap yazılarıma göre uzun
olabilir. Çünkü yukarda da dediğim gibi çok fazla konu, karakter, yaşam, hayat
ve düşünceler mevcut. düşünce kısmı bana ait. 😄
Kornelyus'un Ezgisi
Kitaplarımızın
yazarı Türk; Nedret Kılıç… Ama aslına bakarsanız kitabın içeriği sanki bir Türk
Edebiyatı gibi değil de yabancı bir yazarın elinden çıkmış gibi. Lütfen bunu
yanlış anlayıp da Türk yazarları yeterli bulmadığımı düşünmeyin. Tıpkı bu
yazarımız gibi çok iyi yazarlarımız var. Sadece kitabın içeriği konusu
bakımından ben yabancı yazarların tarzına daha çok benzettim. Çünkü Türk
yazarlardan bu tarzda çok iyi bir
kitap okumadım daha önce.
Kitabın
farklılığına gelirsek... içinde birçok farklı konularla ilgili birçok bilgi var
ve bu kısımlar benim kitapta en çok okumayı sevdiğim bölümler oldu. Diğer
bölümler resmen bir felsefe öğretisi gibiydi ve bu beni aşırı zorladı. Hem
düşünme olarak hem de okuma olarak. O kısımlarda düşünmekten dolayı okuma hızımda
düştü.
Kitabın
bu karanlık masalsı havası biraz yazım biçiminden de kaynaklanıyor. Kimi yerler
düz yazı iken kimileri şiir tarzında akıyor. Ama düzyazı kısımları da bir o
kadar şiirsel...
Bu arada bir parantezle araya gireceğim...
Benim anlamadığım, üstüne uzun uzun düşünüp çözemediğim kitaplarla ilgili
sorunlarım var arkadaşlar. Böyle kitapları içerik olarak aşırı beğeniyorum ki beni
düşünceden düşünceye sevk ederken yeni birçok şey katıyor ve her şeye farklı
bir gözle bakıyorum. Bu durum hoşuma gider. Çünkü bir şeyler keşfetmiş, yeni
bir şeyler öğrenmiş oluyorum. Ama diğer yandan sonuca ulaşmayıp ucu açık kalan
ve aşırı düşüncelerde boğulmama sebep olarak biten böyle kitaplarda da
dellenmeye başlıyorum. Bu durumda hoşuma gitmiyor, kısaca. Ama gel gör ki iki
hissiyatı yaşatan da genelde tek kitap olur. Felsefe, psikoloji ağırlıklı
kitaplar....
Ve
evet Kornelyus’un Ezgisi de böyle bir kitaptı... Hem sevdim hem sevmedim ama
devam iki kitabı daha var. Belki onları okuyunca bir şeyler çözülür ve ben
sevdiğime karar veririm. Dürüst olursam sevdim aslında. Ama o sonu, çözemediğim
için deliriyorum. Bu kitabı okuyan ve anlayabilen varsa bana anlatsın.
Gerçekten benim düşüncelerim bir türlü sonuca varmadı. Aslında düşündükçe ufak
ufak varıyorum gibi de oluyor ama olmuyor gibi de. Sürekli bunu düşünemem ki
ben?! Takıntılıyım da, maalesef! “Ama belki yazar da aslında varmamıştır
sonuca...” deyip kendimi rahatlatmaya çalışayım burada!
Okurken
kafam çok dağıldı ve aslında bazı yerlerinde de aşırı odaklandığımı
söyleyebilirim.
Ben
şimdilik araya günlük bir öykü alacağım ki biraz kafam dağılsın. Sonra yazarın
ikinci kitabına başlayacağım.
Sonuç
olarak kitap yukarıdan da anlayabildiğiniz gibi değişik... O yüzden kitabın içeriğini
anlatamıyorum. Ama şöyle bir şey söyleyebilirim sanırım:
Kornelyus’un
Ezgisi; atalardan başlayan bir hikayede, sülalenin son temsilcisinin
yaşadıklarına değiniyor. Gerçek, mistizm, psikoloji, felsefe ve karanlık bir
masal tadında karışık bir şekilde ilerliyor. Okurken çok fazla karakter ve
onlarla ilgili birçok olay oluyor. Bu anlatılanlar bir yerde sonuca bağlanacak
ama o sonuç burada değil!
Şedaraban
Bu
kitapta, ilk kitaptaki karakterlerle az çok bağlantılı ama farklı kişilerin
hayatını okuyorsunuz ve bu kitap Kornelyus’un Ezgisi’ne göre daha akıcı. İlk
kitaptaki o felsefe ve psikolojik yoğunluk bu kitapta çok fazla yer almıyordu.
Daha çok olaylar vardı ve dolayısıyla dili daha akıcıydı. Ama kitabın sonu sizi
çarpıp geçiyor resmen. Hiç beklenmeyen bir sonla vuruluyorsunuz. Halbuki
kitabın sonu da ilk sayfadan belli ama öyle olmuyormuş o iş…
Bu
kitapta ilk defa karşımıza çıkan Anton karakterinin kitabın başında intihar
ettiğini görüyoruz. Ama bu aşamaya nasıl geldiğini, hayatının nasıl aktığını ve
onunla birlikte çeşit çeşit bir sürü karakterlerin de hayatını okuyoruz. Sonuç
değişmeyecek, Anton öldü(?). Ama ölümünün ana sebebi kitabın sonuna kadar saklı
sürüyor ve son sayfa da resmen beyninizde patlıyor okuduğunuz o kelimeler.
Kitapta da orada bitiyor.
Kitapta
yine birçok şeye değinmiş yazar. İlk kitaptan farklı konular ama bir o kadar da
gerçek hayattan konular.
Anton
karakterine üzüldüm özellikle kitabın sonunda. Ama yine de bu kitapta en
sevdiğim karakter Nora oldu benim için… Bunun nedenleri var ama burada
söyleyemeyeceğim nedenler. Kitapları okumalısınız yoksa sürprizi kaçar.
Şimdi
sıra son kitaba geldi. Bakalım beni neler bekliyor? Her şeyi bir çözüme
kavuştaracak mı, sona bağlayacak mı yoksa daha beter karıştırıp, “Gerisini de
sen bul,” deyip beni ortada bırakacak mı yazar… açıkçası merak içindeyim.
Son kitaba geçmeden araya yine ince bir kitap attım. Çünkü benim için yine sindirilmesi gerekiyor bu kitabın da. Yine bir müddet kitap hakkındaki düşüncelerimle baş başa kalmalıydım.
Dokunulmaz
Bu
kitapta da yeni yeni karakterler eklemiş yazar. Bu kadar çok karakter olması
biraz yordu açıkçası. Az biraz kafa karışıklığı oldu ama daha çok yordu. Yani,
“Gerek var mıydı?” dedim. Gerek varmış, okudukça anladım. Bu kadar çok
karakterin hayatlarının birbirine karışmasını okumak ilgi çekici bir deneyimdi
benim için. İlk iki kitaptaki karakterlerin olsun, bu kitaptaki karakterlerin
olsun, ufak bir bağlantısı illa ki var.
Ama
bu kitap diğer iki kitaba göre daha bir dünyevi geldi. İlk kitap felsefe
ağırlıklıydı. İkinci kitap ise sanat ağırlıklı diyebilirim sanırım. Bu kitap
ise daha siyasi, tarih ve daha elle tutulur olaylarla aktı. Ama ne akmak…
Çözüldü sandım, bozuldu. “Hadi be’” dedim, belli oldu. Anladım bir ara kitabı,
bir iki eksik vardı. Onları çözecek dedim. Karmakarışık yaptı. “Ya yazar, dalga
mı geçiyorsun?” dedim. Ama gayet ciddiydi belli.
Kitabı
okurken ilk iki kitabı unuttum bir ara. Sanki sıfırdan bir kitap okuyor
gibiydim. Hangisi gerçek, hangisi değil durup düşündüm hatta bazen. “Boşver,”
dedim sonra. “Oku, aksın gitsin işte…” En son öyle de yaptım ve kitabın ritmine
kapıldım.
Kitapları
okurken aklımda sürekli düşünceler de akıyordu bir yandan. Durup bir yerinde
kitabın düşüncelere dalıyor o düşüncelerimi not alıp tekrar okumaya devam
ediyordum. Tabi ki düşüncelerim okuduğum kitap ve kurgusuyla ilgili… O düşüncelerin
birisi de bu kitapta, “Neden ilk iki kitabı yazdın, direkt bunu yazsaydın ya,”
oldu. Bir de son kırk sayfayı ayrı bir kitap yapsaymış. Daha muhteşem olurmuş.
Bence o sayfalar ayrı bir kitap olmayı hak etmiş. Ben isterdim.
Bu
kadar kafa karışıklığına rağmen kitapları sevdim. Delirtse de hoşuma gitti. Ama
esas sevmemi sağlayan sanırım yine o son kırk sayfa oldu. Ve seride neden
bilmiyorum ama Dokunulmaz’ı daha çok sevdim. Ana karakterleri daha iyi
tanıyabildiğimiz için belki de. Yani tam tanıma denmez buna ama onları sanki
ilk iki kitapta bu kadar çıplak tanımamıştık, karakter olarak. Ve evet yazar
çok iyi ruh hali analizleri yapmış. Karşımdaki her karakter gerçek gibiydi. Ne
kadar gerçek olmalarını istemesem de çoğu zaman…
Ve son bence çözüldü. Ben bu sonu kabul ediyorum. Kafa karışıklığım gitti. Olayları anladım. Mantıklı bir çerçeveye oturdu, kendi içinde. Evet rahatım ve okuduğum için aşırı memnunum. İlk kitapta bayağı zorlamıştı ama bu son kitapta onu telefi etti.
Genel olarak üçleme ve yazar hakkında da biraz konuşayım ve sonra bugünlük final yapalım yazımıza...
Öncelikle
teşekkür ediyorum yazara. Emeği çok büyük. Bence bu kitapları yazarken de
özveride bulunmuş çokça. Çok uğraşmış, araştırmış, incelemiş; kendi kafasının ve
karakterlerinin kafasının içinde bizi dolaştırabilmiş. Değişik kafaları olan yazarlardan
ve bu kesinlikle bir iltifat!
Kitabın
içeriğindeki konuların, karakterlerin daha ayrıntısına girilse nerden baksanız
on kitap daha çıkarmış karşımıza. İsteseniz bu yapılırmış. Ama yazarımız kendi
tarzını konuşturmuş ve bu şekilde yapmış. İyi de yapmış. Az ama doyurucu olmuş
Öz demiyorum çünkü öz kelimesi kesinlikle uymuyor.
Kitabın
konusunu söylemiyorum. Çünkü kitapların üçünün birden konusunu ilk iki kitapta
seziyorsunuz ama son kitapta açıkça belli oluyor. Bakın olay değil, konu diyorum!
Demem o ki okuyacaksanız birçok şeyi düşünüp taşının öyle karar verin. İlk
başta sizi bir delirtecek, buna hazırlıklı olun mesela; boş bir okuma
olmayacak, dünyadan harbi harbi kopacaksınız. Bunu göze alın ve kitapların
hakkını verin. Yoksa çok haksızlık olabilecek, değerinin anlaşılması kolay
olmayacak kitaplardan. Okunulması gerekiyor ama bilinçli bir şekilde. Naçizane tavsiyemdir.
Yazarın kafa yapısını görün, görmenizi isterim ve üzerine sizinle derinlemesine
sohbet etmek, fikir alışverişinde bulunmak, deneyimlerimizi karşılaştırmak beni
aşırı memnun eder. Çünkü bunlar tam da öyle kitaplar; üzerine konuşulması,
düşünülmesi, paylaşılması gereken kitaplar… Ama kendinize uygun olup olmadığına
siz karar vereceksiniz.
Son
olarak merak edenler için kitap, biraz Böyle Buyurdu Zerdüşt, biraz Puslu
Kıtalar Atlası ve biraz da Agota Kristof’un Büyük Defter/Kanıt/Üçüncü Yalan
üçlemesini andırıyor. Hepsinin karışımı gibi bir şey. Bu saydığım kitapları
okuduysanız bu üçlemeye güzel referanslar olabilir. Kendiniz karar veriniz…
Ama
ben bu üçlemeden gönül rahatlığı ve oldukça memnun şekilde ayrılıyorum.
Teşekkür ederim, Nedret Kılıç… bana böyle bir deneyim yaşattığın için!
26 Şubat 2026 Perşembe
DİJİTAL KALE - DAN BROWN
Dan Brown'ın İlk Kitabı Ama Benim Okuduğum Son Kitabı DİJİTAL KALE
Nasılsınız? Umarım iyisinizdir. Ben de iyiyim ve bugün arada bir kitap atlamama rağmen yeni bitirdiğim bir kitapla gelim buraya. Arada okuduğum bir kitabı burada paylaşmama sebebim ise o yazıyı başka bir projede kullanacak olmam. Kusura bakmazsınız umarım. Ama belki o proje olmazsa eğer burada yayınlayabilirim, ileride. Şimdi bugünün konusu olan kitaba ve yazarına bir bakalım ufaktan.
Evet, sizlerle bugün Dan Brown'ın ilk kitabı ama benim daha yeni okuyup bitirdiğim kitabı olan Dijital Kale hakkında konuşmaya geldim. Bu cümle tanıdık değil mi? Evet, bu sefer biraz tembel davrandım ve yazı başlığını yazının içinden çaldım. Ama hem yazı benim hem de başlık benim olduğu için sorun olmaz sanki. Ayrıca bu çalmak da sayılmaz ki!
Bu açıklamayı da yaptıktan sonra konumuza geri dönüyoruz.
Dijital Kale kitabımızın yazarı Dan Brown'ın, Robert Langdon serisinden bağımsız eserlerini ki topu topu iki kitap olmasına rağmen benim için okumak bu seneye kısmet oldu. Yazarı gerçekten severek okurum ve yeni kitap çıkaracağı zamanı heyecanla beklerim. Son çıkan kitabını da henüz okumadım ama yine bu yıl içinde okuyacağım, Sırların Sırrı'nı da.
Şimdi Dijital Kale'ye gelirsek... Dan Brown'ın ilk yazdığı kitap olması beni ayrıca bir dikkatli okumaya sevk etti ilk olarak. “Nasıl başlamış yazarlık hayatına, hala aynı mı tarzı ve hiç değişiklik var mı?” Gibi gibi soruları merak ederek okumaya başladığım bir kitap oldu. Ve evet bu sorularıma cevap aldım. Hep aynıymış tarzı bence yazarın, hiç değişmemiş. Sadece yazarın daha önce okuduğum kitapları olduğu için bu kitaptaki kurgu bir tık tahmin edilebilir geldi. O da dediğim gibi daha sonraki kitaplarından tecrübeli olduğum içindi. Yoksa ilk olarak bu kitabı okusaydım kesinlikle eksiksiz bir tatmin duygusu olurdu ben de. Tabi bir de kitabın yazıldığı zaman da etkili bir faktör olarak devreye giriyor burada.
Kitap, 1998’de basılmış ilk olarak ve o yıllarda yazıldığı düşünülürse bu kitabın zamanının ötesine geçebilecek bir kurgusu olduğu düşünülebilir. Bilgisayarların, internetin, sanal casusluğun ve sanal terörizmin ufak ufak başladığı yıllar, bu yıllar. Bu yüzden de kitabımız bunun üzerine kurulu ilerliyor. Yalnız teknoloji o zamandan bu zamana çok hızla geliştiği için konusu şu dönemde eskimiş kalıyor ve bu durum kitabı okurken bazen bir şeyleri kafamda canlandırmamı, anlamamı biraz güçleştirdi. Ama zamanı düşünerek kitabı ele alacağım ki öyle yapmam gerekir, doğrusu budur.
Kitap hızla akan, son derece aksiyonlu, dinamiği hiç durmayan bir kitaptı. Yazarın tarzı yukarıda da belirttiğim gibi yine belliydi ve beklediğim ters köşeyi yaptı. Ama bu sefer tabi ki ilk kitap olmasından kaynaklı bence ama kitaptaki ters köşe biraz belliydi. Sadece, “Neden?” sorusunun cevabı muallaktaydı. Onun da cevabını ilerleyen sayfalarda aldık. Ama kitabın son sayfaları esas heyecan yüklü kısımlardı. Olaylar çözüldü, ne olduğu belli oldu ama geriye bu sorunu çözmek kaldı. Sorunu çözmek için saniyeyle yarışıldı ve bol heyecanla dolu ilerledi o sayfalar. Kitabın diğer sayfaları ise yine heyecanlıydı ama daha çok aksiyon yüklüydü. Son sayfalar ise aksiyon yok ama heyecan dorukta, soluk soluğa ilerledi.
Kitabın konusuyla ilgili bir şey anlatmadığımın bilincindeyim arkadaşlar. Bunun nedeni de konuyu birçok yerde bulabiliyorsunuz. Yıllar önce yazılmış ve yıllardır okunan bir kitap olduğu için kitabın içerik bilgisi illa ki bir yerlerde karşınıza çıkabiliyor. Ben de o yüzden bu yazıda daha çok kitapla ve yazarla ilgili düşüncelerimden bahsetmek istedim. Biliyorum ki Dan Brown’u seven bir okur bu kitabı da zaten çoktan okumuştur. Fakat okumadıysa eğer öyle bir hayran (burada kendime bir özeştiri yapıyorum, başka kimse üstüne alınmasın lütfen!), bu saatten sonra okuması için belki benim ufak bir katkım da böylelikle olmuş olur. 😊
Son olarak; yazarın Robet Langdon kitap serisinden bağımsız yazdığı iki kitap var demiştim yukarıda, yazıya ilk başlarken. Birisi bu yazıda bahsettiğimiz Dijital Kale ve diğer kitap ise İhanet Noktası. İhanet Noktası'nı da geçen ay okumuştum aslında ama onun hakkında çok bir şey yazmadığım için o yazı sadece instagram hesabımda kaldı. Onu da sizle bu cümlenin sonundaki emojiyle paylaşıyorum ve bugünlük yazımı da bu şekilde bitiriyorum. 📖
Kendinize iyi bakınız, efenim...
Ufak Bir Hikaye...
AMATÖR YAZARDAN HİKAYELER -2-
BİR AİLE MESELESİ 16.08.2025/17.08.2025 7 Ben masada oturmuş sadece konuşulanları düşünmeye başlamıştım. Çevremdeki üç insan da ko...
.jpeg)


.jpeg)

.jpeg)
.jpeg)


.jpeg)



.jpeg)








