Hakkımda

Fotoğrafım
Çaylarınızı kapıp gelin ve sizinle güzelce bir muhabbet kuralım. Hayattan birazcık kopmaya hakkınız olsun değil mi? Bakmayın sayfamda çok aktif olamadığıma ama siz gelirseniz eğer, bu sayfamda daha çok aktif olmamı gereltirecek ve işte o zaman beraberce bir şeyler başarmış olacağız. Dikkat edin; biz diyorum, ben değil! Çünkü bu sayfayı ben oluştursam bile sizsiz hiç bir şey başarılı olamaz. Unutmayın ki, ilk başta ben bu sayfayı kendim için kurmuş olsam da, daha sonra paylaşacak kimsem olmadığı için bana hiç bir yararı olmadı. Bu yüzden size ve paylaşacaklarımıza ihtiyacım var. Haydi o zaman, daha ne bekliyorsunuz! Bir çay koyup gelin yanıma, daha paylaşacak bir çok şeyimiz var. :)

13 Ekim 2019 Pazar

BEN YİNE AZICIK AZICIK UĞRADIM BURALARA...

Bir Önceki Yazı Güncellemesi Olur mu, Olmaz Mı?

Selamlar...
İlk önce söyleyeyim ki, bir önceki yazıyı güncellemedim. Çünkü bir kaç aksilik yüzünden çizgi romanlarımın bir kaçı henüz elime ulaşmadı ve ben de hepsi elime ulaşınca o yazıyı güncellemek istedim. Bu gidişle o yazıyı güncelleyemeyip o yazıya bağlı ayrı bir yazı da girebilirim. Sonuçta üstünden bayağı bir zaman geçti sayılır.
Ayrıca o yazımda bahsetiğimden hariç bir kaç çizgi roman alışverişi daha yaptım. Bu sefer Avengers'ın All New-All Different dönemini indirimde yakaladım ve uzun süredir almayı beklettiğim bir seri olduğu içinde bu fırsatı kaçırmadan alışverişimi bir çırpıda yapıverdim.

 Sineklerin Tanrısı - Parfümün Dansı

Bir güncelleme de okuduğum kitaba getireyim o zaman... Sineklerin Tanrısı'nı bitirdim canlar ve akabinde de okuma grubmuzla bu ay okuyacağımız Parfümün Dansı'na başladım. Bu kitapla ilgili daha önce bir alışveriş yazısı daha oluşturmuştum. Kitabı çok severek almış ve bir an önce okumak istiyordum ama sonra bu kitabı kitap kulübümüze ekleyince tabi ki okumak için bekledim.

Bu iki kitap hariç bu ay içinde bir de Christian Jacq'ın Mısır Yargıcı Üçlemesi serisini okumak istiyorum. Bu kitaplar bu arada eski kitaplar ve basımı yok. Ben ilk iki kitabı şans eseri instagram üzerinden satış yapan bir sayfadan bayağı ucuza almıştım. Son kitabı da geçenlerde Nadir'den sipariş verdim. Ne yazık ki son kitabın ebatı ilk iki kitaba göre küçük geldi. Aslında kitapların baskıları da, baskı yılları da ve hatta yayınevleri de aynı ama niye boyut farklı var çözemedim. Bu konuda bir bilgisi olan arkadaşlar varsa bana yazsınlar lütfen... Çünkü kitaplar bu şekilde pek de hoş durmuyor açıkçası ki siz de  sağdaki fotoğrafta görüntüyü görebiliyorsunuz.
Neyse bu bahsettiğim kitaplardan hariç zamanım olursa bu ay içinde okumak istediğim bir kaç kitap daha var ama onları sizle bu ay içinde okuyabilecek olursam paylaşacağım. 

    Zaten şu aralar Parfümün Dansı çok iyi gidiyor diyebilirim. Bu kitabı okuyan herkes istisnasız çok sevmişti ya da bana hep sevenler denk geldi. Bilemiyorum. Ama genelde bir kitaba yüksek beklentiyle başlamam ki sonunda aradığım şeyi o kitapta bulamazsam hayal kırıklığını aşırı bir şekilde hissediyorum. Ama bu kitaba gerçekten yüksek bir beklentiyle başladım ve şu ana kadar tam anlamıyla o beklentimi karşılayamamış olsa da ilerleyen sayfalarda karşılayacağını düşünüyorum. Çünkü kitap şu an garip bir şekilde hoş ilerliyor. Zaten beklentimi tam anlamıyla karşılamaya da bilir ki dediğim gibi benim beklentim normalin çok çok üstündeydi bu kitap için.

 

 Gelecek Planları

Bir ara sizle çizgi romanlarımla ilgili de bir yazı paylaşayım. Tabi bu yazıları Marvel ve Dc diye ayırmam gerek. Gerçi Dc'den pek bir şeyim yok, aslında sadece Batman one shot çizgi romanları var. Neyse zaten o yazılar için ilk önce çizgi romanları okumam gerek. Okumadan sizle paylaşamam ki sonuçta sizle bir inceleme yapamayız. 
Ayrıca Marvel ve Dc'den hariç başka çizgi romanlarım da var. Onlarla ilgili de incelemeler hazırlayabilirim, tabi ki okuduktan sonra...
Bugünün konusu yoktu arkadaşlar. Sadece bloga yazı koymak istedim ve burayı özlediğimi fark ettim.  O yüzden şöyle genel konuşup genel bir muhabbet havası olsun istedim, umarım olmuştur.
Ama aklımda şu da var ki; bu aya ait okuma listemi tamamlayıp ek olarak okuyacağım bir kitap da olursa eğer, sizle o kitaptan beğendiğim alıntıları paylaşmayı planlıyorum. Hem bu bana motive olur ve elimdeki kitapları oyuncak etmeden çok fazla süründürmeden bitiririm hem de blogu fazla ihmal etmemek içinde bir bahane yaratmış olurum. Bu duruma galiba, bir taşla iki kuş diyoruz... Ama bakalım gelecek neler gösterecek?

 Yeni Bir Başlangıç Yapabilmek İçin Yine Bir Son

O zaman şimdilik yine bir veda yapıyoruz ve diyoruz ki, arayı çok fazla aşmamak dileğiyle... Kendinize ve sevdiklerinize iyi bakın canlar, seviliyorsunuz...
😘😘😘

Not: Güncellendi.

15 Haziran 2019 Cumartesi

DUYURU!

 ÇOK ÜZGÜNÜM, GERÇEKTEN...

Merhabalar canlar,
Bugün cuma ve yeni bir yazı daha beklediğinizi biliyorum. Ama malesef bugün bir onumuz olmayacak.  Çünkü bir haftadır hergün evden sabah saat çıkıp akşam 10 buçuk, 11 gibi giriyorum ki eve gelince de iş devam ediyor. İşte yapamadıklarımı evde yapmaya devam ediyorum. Sanırsınız ki, dünyayı ben kurtarıyorum. 😂
Velhasılı kelam durum böyle ve ben bu aralar çok yorgun ve yoğunum. O yüzden elimden geldiğince burayı da ihmal etmemeye çalışıyorum. Ama o da olmuyor. Yetişemiyorum. Arada bir yazı koyamıyorum ve planıma sadık olamıyorum. Lütfen beni affedin canlar...
Ama burayı boşlamamak için gerçekten elimden geleni yapıyorum. Umarım en kısa sürelerde yazılarımla tekrar karşınıza gelebilirim. Planım, pek sadık olamasam da devam ediyor. Belki ilerde günleriyle oynama falan yapabilirim o kadar.
Beni bekleyin canlar...
Burayı terk etmeyeceğim.
Bunun için çabalayacağım...
Bir dahaki yazıya kadar, şimdilik hoşçakalın dostlar...
Kendinize ve sevdiklerinize iyi bakın, seviliyorsunuz...
😘😘😘

5 Haziran 2019 Çarşamba

"EJDER KANADI" KİTAP ALINTILARI PART 2

  YİNE BİR ÇARŞAMBA VE YİNE BİR KISA YAZI GÜNÜ


Ejder Kanadı ve Rün Büyüsü
Selamlar Canlar...
Öncelikle hepinizin Ramazan Bayramı kutlu olsun... Büyüklerinizin ellerinden, küçüklerinizin de gözlerinden öptüğünüz kalabalık ve mutlulukla dolu bir bayram olsun. Bugün bayram olmasından dolayı ben de sizin vaktinizi çok almak istemiyorum ve bugüne ait sadece kısa bir yazı hazırlmakla yetindim.
Lafı fazla uzatmadan geçelim direkt koumuza...
Bugünkü konumuz; geçen ayın sonlarında Ejder Kanadı adlı kitabı okurken yarısına kadar olan alıntılarımı paylaştığım Part 1'in, Part 2'si...
Kitabı bitirdiğimize göre artık geriye kalan alıntıları da sizle payaşabilirim. O zaman başlayalım mı, dostlar?




Alıntı Defterim

  •  
  •  
  •  
  • ...soğuk, sevgisiz bir çocukluk; yaşamın bütün güzel hediyelerini açmış ve hepsinin pislik dolu olduğunu keşfetmiş bir çocuk.



  • "Ama bilinçsiz olarak ne kadar çok zarar verdik? Hep iyilik yapmayı kstederek. Tanrı olmadan, ama tanrıların gücüyle. Ama bilgelik olmadan."



  • "'Neden' tehlikeli bir şeydir," dedi Haplo. "Eski, rahat alışkanlıklara meydan okur; insanların düşünmeden, her ne yapıyorlarsa yapmaları yerine, yaptıkları hakkında düşünmelerine sebep olur. Halkının bundan ürkmesine şaşırmamak lazım."



  • "Benim fikrime göre asıl tehlike 'neden' diye sormakta değil, yegane yanıtı bulduğuna inanmakta," dedi Alfred, kendi kendine konuşurcasına.
  •  
  •  
  •  
  • "Sen kötüysen," dedi genç kız, ellerini koluna sararak, "planlarını dinlemeyi reddederek ve her seferinde dehanı köstekleyerek, bu dünyadır seni kötü yapan. Ben senin yanında yürürken, sana gün ışığını getireceğim."
  • İridal kendi kendisinin gardiyanıydı, utancıyla bağlanmış, korkusuyla esir edilmişti.



  • Ve önemseyiş, görünmez bir hapishanedir.



  • "Savaştan, insanların acı çekip öldüğünü görmekten ve bunların hepsinin sebebinin hırs ve nefret olduğunu görmekten tiksindik ve dünyayı terk ettik..."



  • "Tanrı olduklarına inandılar. İyi olanı yapmaya çalıştılar. Ama bir şekilde her şey kötüye gitti."



  • Zaten üstümüze çöken trajedinin sebebi, kendi haline bırakılması gerekeni kontrol etmeye çalışmamızdı.



  • Bu hücre yaşamından çok da farklı değil - soğuk, kasvetli, boş bir zindan. Duvarlarını kendim yaptım - paradan duvarlar. Kendimi içeri kapatıp kapıyı kilitledim. Kendi kendimin gardiyanı, muhafızıydım. Ve işe yaradı. Hiçbir şey bana dokunamadı. Acı, tutku, merhamet, pişmanlık - duvarları aşamadılar. Hatta para için bir çocuğu öldürmeyi bile düşündüm.

  • Ve sonra çocuk anahtarı ele geçirdi.



  • Ve önemseyiş, görünmez bir hapishanedir.

  • Belki de değildir. Belki de özgürlüktür bu.



  • Ben kötülük yaptım. Ama bana öyle geliyor ki, İridal, hiçbir şey yapmamakta da aynı derecede kötülük var.



  • Geg ne söylemesi gerektiğini biliyor, diye düşündü Haplo. Ama bir türlü bunu kabullenemiyor.



  • İçinde süren daimi savaşla, kendisini ve başkalarını tehlikeye karşı korumak için muhteşem güçlerini kullanma iç güdüsü ve böyle yaparsa yarı-tanrı olarak görülme tehlikesi arasındaki mücadeleyle başedemiyordu.



  • Onları öldüren ümitsizlikti. Şimdi hissettiği ümitsizlik gibi; büyük, boğucu bir hüzün. Tanrı olduklarını düşünmüş, tanrı gibi davranmışlardı ve gerçek tanrıları dinlemeyi bırakmışlardı. Sartanların düşüncesine göre, işler yolunda gitmemeye başladığında, dünya için en iyisinin ne olduğuna karar verme hakkını kendilerinde görmüşler ve buna göre davranmışlardı. Ama sonra başka bir şey aksamış ve müdahale edip düzeltmek zorunda kalmışlardı ve bir şeyleri düzelttikleri her seferinde, başka bir şeyin aksamasına sebep olmuşlardı. Kısa sürede bu görev başedemeyecekleri kadar fazla olmuştu; yalnızca bir kaç kişiydiler. Ve sonunda fark ettiler ki, kendi haline bırakmaları gereken bir şeyle uğraşmışlardı. Ama artık çok geçti.




'Ejder Kanadı' Alıntılar


MUTLULUKLA DOLU BİR BİTİŞ YAZISI


Ve yazımızın sonuna gelmiş bulunuyoruz. Biliyoruz ki hepimiz, her şeyin bir sonu vardır. Ama şunu da biliyoruz ki, her sonun bir de başlangıcı vardır. Bu yazının sonu ama bir başka yazının da cuma günü bir başlangıcı olacak. Neyse ben buraya edebiyat kasmak için gelmedim; eğlenmek ve sizi de eğlendirmek için geldim. Çünkü bu hayattan sadece ben zevk alıyorsam o zaman bu hayatın pek anlamı kalmıyor. Ben hayattan aldığım zevkleri başklarıyla paylaşabiliyorsam işte o zaman gerçek mutluluğa ulaşıyorum ve sizle daha da çok mutlu oluyorum. Bu kadar mutlulukla dolu olduğuma göre de artık yazımı bitireyim ve siz de daha da çok mutlu olun, hayatınız ve ömrünüz mutluluklarla dolu olsun.
Kendinize ve sevdiklerinize iyi bakın canlar, seviliyorsunuz...
😘😘😘

3 Haziran 2019 Pazartesi

HEM KİTAP OKUYUP HEM FİLM NASIL İZLENİR? CEVAP BU YAZIDA!

TATİL Mİ, YOKSA DEĞİL Mİ?

Merhabalar Canlar...
Nasılsınız bakalım? Tahminen iyisinizdir. Sonuçta yarın Ramazan Bayramı ve insanın içi, nasıl desem? Biraz kıpır kıpır oluyor, istemsizce değil mi? Sizin bayram planlarınız neler? Tatile mi çıkacaksınız yoksa tatil mi size gelecek? 😄😄 Beni hiç sormayın. Ben tüm tatil boyunca evimde olacağım ve malum tatil yöresinde yaşayınca da tatil hep yanı başınızda oluyor. Bu da demek oluyor ki, buraları boşlamayacağım. Güzel haber ha? Bu arada hepinizin bayramını kutluyor ve hepinize kucak dolusu sevgiler gönderiyorum.
Bugüne dönersek eğer, sizinle paylaşacağım konu hakkında çok düşündüm ve daha önceki yazılarımdan biraz farklı bir şey yapmaya karar verdim. Aslında şöyle bir bakarsak çok da farklı değil ya, neyse...

ÇİZGİ ROMAN İNCELEMESİ

Bugün sizinle, geçenlerde yaptığım ve elime cumartesi günü ulaşan çizgi roman alışverişinden okumak için seçtiğim bir çizgi roman incelemesiyle geldim. 
Biliyorum bugünkü konumuz aslında çok da farklı bir konu değil ama daha önce beraber hiç çizgi roman incelemedik ve bence birlikte bunu da yapmalıyız diye düşündüm. Aranızda çizgi roman okumayanlarınız varsa, bence bir yerden başlasınlar. Çünkü bunlardan alacağınız keyif resmen ikiyle çarpılıyor. Çünkü çizgi roman okurken hem kitap okumuş oluyorsunuz hem de film izlemiş gibi oluyorsunuz. Çizgi romanlarda çizimler o kadar canlı oluyor ki, adeta bir film gibi hafızanızda kendine yer ediniyorlar ve bunun yanında çizgi romanlarda kurulan cümlelerde size edebi bir haz veriyor. O yüzden hem film izlemeyi seviyor hem de kitap okumayı seviyor ve ikisini bir arada yapmak istiyorsanız, alın size çözüm; çizgi roman okuyun. Ama bu konuda hala bir karara varmış değilseniz, bu yazıyı okuyarak da, bu konuda bir fikir sahibi olabilirsiniz. Ama baştan söyleyeyim, çizgi roman incelemesi yapacağımız için bu yazıda spoiler olabilir. O yüzden tanıtacağım çizgi romanın kitabını okumayanlar varsa spoiler yememek için bu yazıyı okumayabilirler de, yani karar tamamen size ait.
Ben önceden spoiler uyarısını yaptım ve artık inceleyeceğimiz çizgi romanımızın adını paylaşmaya geldi sıra. İnceleyeceğimiz çizgi romanımız bir klasik eser olan; Define Adası...

DEFİNE ADASI

Define Adası, geçenlerde yaptığım alışverişte aldığım uygun fiyatlı çizgi romanlardan bir tanesi.
Define Adası Çizgi Romanı

Robert Louis Stevenson
Define Adası, bir klasik eser ve yazarı Robert Louis Stevenson'dır. Ben yazarın daha önce Doktor Jekyll ve Bay Hyde'nin, NTV Yayınları'ndan çıkan çizgi romanını da alıp okumuştum. O çizgi roman ise, karakalemdi ve hikayenin gotik evrenine tam uymuştu. Define Adası'nı ise daha önce hiç okumadım ve bu eserle ilk defa bu çizgi romanla karşılaştım beğendim de... Ayrıca Arunas Yayıncılık'tan çıkan Bir Noel Şarkısı'nı daha önce okumuştum ve onu beğendiğim için bu yayıncılıktan çıkan diğer klasik eserlerin çizgi romanlarını da almaya karar vermiştim. İyi ki de karar vermişim. Çünkü hem gerçekten memnun kalıyorum hem de fiyatları gerçekten uygun oluyor. Neyse böyle ufak tefek bilgilerde verdiysek, geçelim çizgi romanımızın incelemesine...
Yanda gördüğünüz sayfa çizgi romanın ilk sayfası ve bu sayfa da size orjinal eserin yazarını tanıtıyor. Yazarla ilgili bilgilere bu sayfadan ulaşabiliyorsunuz ve gayet tatmin edici bir bilgi var içerisinde.
Karakter Künyesi
Daha sonraki sayfa da ise, sizi elinizde bulunan çizgi romandaki kahramanlarla ilgili bir künye karşılıyor. Bu kişiler kitap içerisinde geçen önemli ve kritik karakterler. Karakterlerin tanıtımı daha çok çizim olarak verilmiş. Yani bu künye, çizgi romanda gördüğünüz o karakterleri hemen tanımaznız amacıyla oluşturulmuş. Yandaki fotoğrafta siz de bu künyeyi inceleyebilirsiniz. Ayrıca çizgi romanın ilk çizimlerine de buradan bir göz atabilirsiniz. Ben çizgi romandaki çoğu çizimi beğendim. Yani vasat bir çizgi roman değildi, bana kalırsa... Özellikle deniz ve güneşin olduğu çizimleri ayrı bir beğendim. Bunun yanında karanlıkta olan çizimleri de sevdim.
Bu iki sayfadan sonra devam edersek, hikaye artık başlıyor ve biz çizgi romanın ilk sayfasıyla baş başa kalıyoruz.
İlk sayfada bir tane korsanın, bir hana doğru yol aldığını görüyoruz ve böylelikle sonu nereye varacak bilinmeyen bir macera başlamış oluyor. Ben bu ilk sayfadaki manzara çizimlerini çok beğendim. Deniz çok canlı duruken, han da çok modern duruyor ve arkadaki hafif puslu olarak görünen dağlar da manzaraya ayrı bir güzellik sunmuş. Hana doğru giden korsanımızla ilgili bir şeyler diyemiyorum. Çünkü ne yazık ki, korsanımız bize arkasını dönmüş ama ilerleyen sayfalarda onu yakından göreceğiz.
Hatta bundan sonra paylaşacağım sayfada bizzat korsanımızı iyi gördüğümüz bir çizim var. Bu arada söylemeliyim ki, burada çizgi romanın her sayfasını paylaşmayacağım. Sadece hoşuma giden sayfaları sizinle paylaşacağım. O yüzden gelelim bir dahaki sayfamıza...
Bu sayfadaki dürbün çizimine bayıldım canlar. Bakar mısınız? O yakını ne güzel göstermişler. Tıpkı korsanın dürbünden bakarak uzaklaları izlemesi gibi biz de onunla beraber uzakları izleyebiliyoruz. İşte bu çizim sizi çizgi romanın içine çeken çizimlerden. Bu arada hikayemizde ilerliyor. Bir önceki sayfada hana gelen korsan, sürekli onu ziyarete gelmesini beklediği bir kişiyi gözlüyor ve bu zaman boyunca da hana olan borcu birikiyor. Han sahibi de artık bu durumdan rahatsız olmaya başlıyor. Hikayemizin ana karakteri de işte bu han sahibinin biricik oğlu, Jim Hawkins...
Ve sonraki sayfamızda bir korsan daha hana geliyor ve daha önce hana gelmiş olan korsanı soruyor. Ben bu sayfada bulunan, her iki korsanın çizimini çok sevdim. Korsanların o karanlık havaları çok iyi yansıtılmış ve olaya sonradan dahil olan bu yeni korsan ise, ilk korsanımızın eski bir arkadaşı ama iyi bir arkadaş değil. Çünkü beraber oturup iki kelam laf ettikten sonra kılıçlarını çekiyorlar ve dövüşmeye başlıyorlar. Dövüşün sonunda, iki korsanda yaralanıyor ve hana sonradan gelen korsan ise bu dövüşün sonunda kaçıyor.
Hikayemize bu korsan dahil olmadan önce de hanın sahibi yani ana karakterimiz Jim'in babası hastalanmıştı ve onu muayene etmek için doktor çağırmışlardı. Bu doktor ilk korsanımızın kaba saba tavırlarından nefret etmiş ve ona gözdağı vermişti. Fakat şimdi handa kalan korsan yaralanınca doktor onun durumuna bakmak için hana tekrar geldi ve bu sıralarda Jim'in hasta olan babası da vefat etti. Artık hanın bütün yükü annesinin ve Jim'in omuzlarındaydı. Jim hanın bakımıyla uğraşırken bir ara hana kör bir adam geldi ve korsanı sordu. Jim adamı korsanın odasına götürdü ve adam korsana ölüm fermanı olan bir not uzattı. Korsan bu notu alır almaz kalp krizi geçirdi ve o dakika öldü. Anne ve oğul korsanın eşyalarını karıştırarak hana olan borcu kadar parasını almak istediler.
Ama tam bu sırada sabah hana gelen kör adam tekrar geldi ve hana girmeye çalıştı. Sağ yanda o sayfayı paylaştım sizinle ve bütün çizgi roman boyunca gerildiğim sayfa bu oldu. Resmen bu sayfada tüylerim diken diken olmuştu. Ayrıca bu sayfada da kör adamın çizimi bence çok güzel olmuş. Bu çizimden de ufacık bahsettiysem, hikayemize kaldığımız yerden devam edelim...

Kör adamın seslerini duyan anne ve oğul hemen handan ayrıldılar. Ama Jim yanına korsanın eşyaları arasında bulduğu küçük bir paketi de almıştı. Handan yeterince uzaklaşınca Jim annesini orada bırakıp handa neler olduğuna bakmak için geri döndü ve kör adamı orada buldu. Bu sırada hanın tehlike altında olduğunu öğrenen belediye başkanı ve ekipleri hana gelmişlerdi ve kör adam belediye başkanının atının altında can verdi. Daha sonra belediye başkanı Jim'i Derebeyi Trelawney'in evine götürdü ve orada hana gelen doktor da vardı. Çocuk bu adamlara korsanın eşyaları arasında bulduğu paketi verdi.


Paketin içinden, ölen korsanın sakladığı bir definenin haritası çıktı. Yukarıda solda görülen harita, işte bu bahsi geçen define haritası... Haritanın çizimi çok güzel olmuş. Cidden bir define haritası olsa tıpkı bu şekilde olurdu. En azından benim hayal gücümde böyle olurdu.
İşte bu haritanın arka tarafında da definenin gömülü olduğu yeri tarif eden bir dizi talimatlar yazılmıştı. Yani bu yazıda definenin gerçek olduğunu kanıtlayan son kanıt oldu ve şimdi bu üç kişi, ellerindeki haritanın gösterdiği bu defineyi aramaya karar verdiler ve hemen bunun için hazırlıklara giriştiler.
Kaptan, tayfa ve geminin yanı sıra erzaklar, silahlar vb... Yanlarına almaları gereken her şeyi almadan yola koyulmadılar.



Demir alma günü geldiğinde çok güzel bir hava onlara eşlik etmeye çoktan hazırdı. Yukarıda gördüğünüz sayfada yine deniz ve liman çizimlerine bayıldım. Renklerin birbirine uyumları olsun, denizin rengi olsun, bu sayfa çok hoşuma gitti. Bundan hariç hoşuma giden diğer bir sayfa da Define Adası'nın çizimi olan sayfaydı. Onu da aşağıya koyuyorum.


Yine bu sayfada da deniz çizimini ayrı bir sevdim ama bunun yanında sağ sayfanın altındaki iskelet çizimini ayrıca beğendim. Bir adanın uğursuzluğu ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi ama bu ada gerçekten uğursuz muydu?
Hikayemizde kahramanlarımız bu Define Adası'na doğru yelken açtılar ve en son fotoğrafta da görüldüğü üzere adaya ulaştılar. Ama sonra acaba neler oldu? Bunu size burada anlatmamayı tercih ediyor, çizgi romanı anlatmayı burada kesiyorum.

Ve böylelikle de bugünlük yazımızın sonuna ulaştık canlar... Ayrıca kusuruma bakmayın, elimde olmayan sebeplerden dolayı bugüne ait yayınım biraz geç saatte geldi. Ama geldi yani, sonuç itibariyle. 😀
O yüzden bitiş bölümünü fazla uzatmıyorum, iyi akşamlar, iyi eğlenceler dostlar...
Kendinize ve sevdiklerinize çok iyi bakın canlar, seviliyorsunuz...
😘😘😘

Not: Güncellendi.

2 Haziran 2019 Pazar

24 MAYIS CUMA TARİHİ TELAFİ GÜNÜ... SÖZÜMDE DURDUM...

TELAFİ GÜNÜ KONU BAŞLIĞI SIKINTISI

Merhaba Canlarım...
Nasılsınız? Ben iyiyim. Çünkü size verdiğim sözü tutuyor ve daha önce ayarladığım yazı gününde bir paylaşım yapamadığım için telafi yazısı günü yapıyorum. Umarım bu günü gelenekleştirmem. Yoksa sürekli telafi yazıları olur ve benim blog planları yine düzenden kopup bağımsızlıklarını ilan ederler. Bunu istemem.
Aslında bugün telafi günü yapmama rağmen sizinle ne paylaşacağıma karar vermedim, henüz. Daha önce ayarladığım konu başlıklarını da ileriki tarihlere erteledim ve o yüzden şimdi sizinle sıfırdan bir konu bulmamız gerekiyor.  Neyse ki çok düşünmeye gerek yok, çünkü ay sonu geldi ve ben her ay sonunda o ay içinde okunan kitap listemi instagram üzerinden paylaşırdım. Şimdi de bu listeyi burada sizlerle paylaşacağım ve bu sefer hakkında konuşmadığımız kitaplarla da ilgili konuşabiliriz.

MAYIS AYI İÇİNDE OKUDUĞUM KİTAPLARIN LİSTESİ

Aslında bu ay az kitap okumuşum ve bunlar arasından da en çok klasik eserlere öncelik tanımışım. Bu ay toplamda altı adet kitap okumuş bulunuyorum ve bunlardan dördü klasik ve modern klasik eserler. Diğer ikisinden biri bilimkurgu tabanlı ve bir diğeriyse de fantastik bir eser.
O zaman bu ay okunan ilk kitabımızla başlayalım listemize...


Genç Werther'in Acıları

1. GENÇ WERTHER'İN ACILARI - GOETHE 

Bu kitap hakkında bir şeyler söylemeye gerek var mı ki? Kitap zaten yazıldığı günden, bugüne kadar kendini yeterince tanıtmış ve kaç yüzyıllar aşmış bir eser. Ama ben klasik eserleri de okumayı sevmeme rağmen, bu kitabı okurken bir parça sıkıldım. Neden? Bilinmez. Belki kurgunun içine tam giremedim, belki olayları tam anlayamadım ve belki de kitaba adapte olmakta sorun yaşadım. Belki de hepsi... Ama sonuç itibariyle ben bu kitabı okumaktan keyif alamadım açıkçası ve okurken gerçekten sıkıldım. Hatta bir ara yarım bıraktım ama sonra bunu kendime yediremedim ve kitaba devam edip kitabı bitirdim. Ama yine de bu kitaba daha ilerleyen yaşlarımda bir fırsat daha vereceğim. Çünkü kitap okurken zaman içinde öğrendiğim bir şey varsa o da; klasik eserlerin yaş olgunlaştıkça daha iyi anlaşıldığıdır. O yüzden bu kitaba da bir iki yıl tanımaya karar verdim.



2. YAKICI SIR - STEFAN ZWEİG

Yakıcı Sır
Yine bir Zweig kitabı bu ay okudum. Aslında bu ay iki tane Zweig okudum ve onu da bir diğer maddede
göreceksiniz zaten. Ayrıca elimde olan Zweig kitaplarını aylara bölüp hepsini okumaya çalışıyorum ve bu aydan sonra elimde okunmayan Zweig kitabı bir tane kalmış olmalı, yanılmıyorsam o da; Gömülü Şamdan olsa gerek. Bu ay ise okuduğum ilk Zweig kitabı, Yakıcı Sır ve daha önce okuduğum Zweig kitaplarından biraz farklı geldi bana. Farkı ise bu kitapta biraz daha hareketlilik olması ve kişilerin iç dünyasının yanında dış dünyayla da ilgilenmesi olabilir. Yani bu kitap çok da durgun değildi ve bu hava kitaba güzel oturmuştu. Sanırım Zweig'in en beğendiğim kitaplarından oldu kendisi. Kitaptaki esas olay, on iki yaşındaki bir çocuk ve çocuğun annesiyle ufak bir flört yaşamak isteyen bir Baron'un bu çocuğu kullanması üzerine kurulmuş. Çocuk tam olarak Baron ve annesi arasında ne geçtiğini anlamasa da annesi ve Baron'u bir arada görmeye dayanamıyor ve onları kıskanmaya başlıyor. Olaylar bu şekilde gelişmeye başladı ve sonu bana göre biraz garip ve biraz sarsıcıydı. Aşağıya son sayfalardan bir alıntı bırakıyorum ve sonra bir diğer Zweig romanı olan, Satranç'a geçiyorum.

Çocuk, onu fayda getirmeyecek bir maceradan kurtardığı için annesinin de kendisine ne kadar minnet duyduğunu bilmiyordu.

 

 

 

3. SATRANÇ - STEFAN ZWEİG

Satranç
Geldik bu ay okunan diğer bir Zweig kitabına... Satranç kesinlikle kurgusu olsun, anlatımı olsun, olayların bağlamı olsun yani kısaca her şekilde okuduğum en iyi Zweig eseriydi. Bir kere kitabın kurgusuna bayıldım. Olaylar nereden, nereye bağlandı, bir görseniz! Zaten kitap kendini acayip bir merakla okutuyor. Tamam, kitap yine durgun ve kahramanın iç dünyası yine ön plandaydı ama bu yine de merakla sayfaları çevirmenize engel olmuyor, en azından ben de olmadı. Ah, "Bu kitabı nasıl anlatacağım?" noktasında hep takılıyorum. Çünkü bu kitabı anlatmak benim için gerçekten zor. Tekrar ediyorum, o kadar iyi bir kurgusu var ki, ben anlatamıyorum. O yüzden, kesinlikle okumanız gereken eserlerden ve eser kesinlikle sizi ve beyninizi psikolojik olarak sınıyor. Siz direkt alın okuyun bence. Zaten fiyatı da her bütçeye uygun bir kitap.



4. MUHTEŞEM GATSBY - F. SCOTT FİTZGERALD

Muhteşem Gatsby
Listeyi yarıladık be canlar ama bu ay okuduğum klasik eserler daha bitmedi. Yine de şimdi bu ay okuduğum son klasik esere geldik, rahatlayabilirsiniz. Artık Muhteşem Gatsby ile ilgili de biraz konuştuktan sonra klasiklerden bir parça uzaklaşabileceğiz. O zaman hemen geçelim mi, Muhteşem Gatsby'e? Bu kitap başından sonuna bana şok üstüne şok yaşattı. Kitabın içindeki her olay, hiç beklemediğim şekillerde gerçekleşti ve hiç beklemediğim şekillerde son buldu. Kitabın sonu harbi vurucuydu ama böyle bir kitap içinde başka bir son yazılmazdı. Yani bu kitap harbi bitmesi gerektiği gibi bitti bence. Yazarın dilini aşırı beğendim ve benim Fitzgerald'dan okuduğum ilk kitaptı, Muhteşem Gatsby ve olay örgüsünden kurgusuna, görünenlerden öngörülmeyenlere kadar harika bir kitaptı. Okurken aşırı keyif aldığım klasik eserlerdendi. Bence okuyun ve Gatsby ile siz de tanışın. Gatsby gerçekten de Muhteşem...

GÜNCELLEME: Aslında yanlış yazmışım canlar, bu kitap benim Fitzgerald'tan okuduğum ilk kitap değilmiş. Daha önce aynı yazarın Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesini okumuştum ve o kitabını da çok beğenmiştim. O kitapta da yine çok hoş bir dil ve anlatımı vardı.



5. EREBOS - URSULA POZNANSKİ

Erebos
Bu kitap instagramdaki kitap kulübümüzle beraber her ay ortak bir kitap okuma etkinliğinin mayıs ayı kitabıydı ve harikaydı. Bilimkurgu tabanlı, bir bilgisayar oyunuyla ilgili bir kitaptı. Kurgusu gayet başarılı, dili son derece akıcı, her sayfası merak uyandırıcı ve sarsıcı bir son... Kitabın konusuna girmiyorum canlar. Çünkü daha önceki bir yazımda bu kitapla ilgili spoilerlı bir inceleme yaptım ve blogda paylaştım. Ayrıca o yazımda, nereden sonra spoilerlı bölüm var, onu da belittim. O yazıya cümlenin sonundaki emojiden ulaşabilirsiniz. 💞 Ayrıca bu kitapla ilgili instagrama da bir yorum girdim, yine o yoruma da bu cümlenin sonundaki emojiden okuyabilirsiniz. 👀 Son olarak söyleyeyim ki, bilimkurgu seviyorsanız kitabı kaçırmayın ve okuyun. Ayrıca kitabı okumak için bilgisayar oyunu sevip sevmemeniz bir önem teşkil etmiyor. Çünkü bizzat tecrübeyle sabit ve ben bilgisayar oyunlarından pek haz etmeyen biri olarak yine de kitabı bayıla bayıla okudum.



6. EJDERKANADI - MARGARET WEİS/TRACY HİCKMAN

Ejder Kanadı
Ejder Kanadı'yla beraber listemizin sonuna gelmiş bulunuyoruz artık. Ama ne son, ne son! Bu kitap bir efsane, efsane! Okuyun. Direkt okuyun yani. Ne söylersem söyleyeyim bu kitap hakkında, hep bir şeyler eksik kalacak. İlk olarak, bu kitabın Ölüm Kapısı Serisi'nin ilk kitabı olduğunu söylemekle işe başlayayım ve seri efsane... Şu ana kadar okuduğum, konusu en orjinal olan kitaplardan. Size gönül rahatlığıyla diyebiliyorum ki, böyle bir kitap daha önce okumadınız. Gerçekten orjinal, gerçekten farklı. Ağzınınzda değişik bir tat bırakacak bir fantastik seri arıyorsanız, bu seri işte tam sizlik. Yalnız tek bir sıkıntısı var o da kitapların basımı yok ve şu anda piyasalarda çok ender bulunuyor. Hatta direkt sahaflarda bulunuyor ve uçuk rakamlarla satılıyor. Ama diyebilirim ki, bu seriye değer canlar. Bulursanız, kaçırmayın. Alın, hemen alın ve okumaya başlayın. Benim gibi efsane bir maceraya çıkın. Seride geçen dört farklı dünyalara ziyaretlere gidin, oradaki kahramanlarla yan yana yürüyün. Onların dertleri derdiniz, sevinçleri sevinçleriniz olsun. Çünkü kitap bunu size sağlıyor. Kitabı okurken sanki oradaki kahramanların yanındaymışsınız gibi hissediyorsunuz. Yazarlar o kadar güzel tasvir etmişler ki her şeyi, adeta gözünüzle görüyorsunuz o dünyayı. Kitapla ilgili daha önce bloga alıntıların olduğu bir yazı koymuştum. Yine instagram hesabıma da ufak bir yorum girdim. O yoruma cümlenin sonundaki emojiden gidebilirsiniz. 💝 Serinin konusunu anlatmadım, artık o da serinin diğer kitapları hakkında gireceğim yazılara kalsın.


VE AY BİTER...

Böylelikle bugün de mayıs ayında okuduğum bir birinden güzel ve efsane altı kitabımı sizle paylaşmış oldum. Artık kısmet hazirana... Haziranda okuyacaklarımda çoktan belli oldu zaten. Tabi ki, ilk olarak Ölüm Kapısı Serisi'ni bitirmem gerekiyor, daha okunacak altı kitabı var serinin ve bunun yanında kitap kulübümüzün haziran ayı için seçtiği Brandon Sanderson'ın Elantris adlı kitabı var. Kulübümüzün, katılmak isteyen herkese kapısı açıktır dostlar. Bunun için sadece instagramdan @burcununkitaplari adlı hesabı takip etmeniz ve aylık listeyi istemeniz yeterli olur. Tabi isterseniz ben de buradan yardımcı olurum ve aramıza yeni katılan her kişi bizi çok sevindirir ve aşırı mutlu eder. Unutmayın burada sıcacık karşılanırsınız. Bu ufak hatırlatmaları ve bilgileri verdikten sonra. Artık ben kaçıyorum. Yarın (umarım) görüşmek üzere diyelim o zaman...
Kendinize ve sevdiklerinize iyi bakın canlar, seviliyorsunuz...
😘😘😘

Not: Güncellendi.

29 Mayıs 2019 Çarşamba

"EJDER KANADI" KİTAP ALINTILARI PART 1

 ÇARŞAMBA = KISA YAZI GÜNÜ

Selamlar Canlar...
Ejder Kanadı
Bugün de yine karşınızdayım ve size çarşamba kısa yazı gününe uygun olan bir konu hazırladım. Bugün şu anda okuyor olduğum Ölüm Kapsı Serisi'nin ilk kitabı olan Ejder Kanadı'ndan okuduğum yere kadar sevdiğim alıntıları sizle paylaşacağım. Kitapla ve seriyle ilgili bilgileri daha önceki yazılarımda vermiştim ve o yüzden bu yazıda da onları yazıp tekrara düşmeyeceğim. Ama sadece, alıntılara geçmeden önce  ilk defa bu seri için yaptığım bir şeyden bahsedeceğim. Bu seriyle beraber kendime alıntı defteri yaptım. Evet, yanlış duymadınız! Kendime alıntı defteri yaptım. Ejder Kanadı'ndan sevdiğim alıntıları artık o deftere yazmaya başladım ve serinin bundan sonraki kitapları için de aynı şeyi yapacağım. Bu seriden başka kitaplar için de defteri kullanır mıyım? Bilmiyorum. Artık seri bitsin ondan sonra bunu göreceğiz. Zaten bu aralar çok işim olduğu için doğru düzgün kitap okuyamıyorum ama en kısa zamanda bu durumu düzelteceğim.
Neyse artık geçelim mi, alıntılara?
Buyurun bakalım...

Alıntı Defterim

  •  
  •  
  •  
  • "Her insan, suçu ne kadar iğrenç olursa olsun, itiraf etme ve böylece ruhunu temizleme hakkına sahiptir..."



  • ... -yalnızca eksikliklerinin üstesinden gelemeyen bir insan, dünyayı hiçbir eksikliği olmadığına ikna etme ihtiyacı hisseder-...



  • "Elbette ölecek! Masum bir çocukken ölmek ve insanoğlunun mirasçısı olduğu kötülükten kurtulmak bir nimettir. Zayıf kabuklarımızdan her gün arındırılması gereken kötülükten."



  • Masum bir çocukken ölmek ve insanoğlunun mirasçısı olduğu kötülükten kaçmak bir ayrıcalıktır.
  •  
  •  
  •  
  • Yaşam insanoğluna tesadüfen, gelişigüzel geliyordu. İnsanın seçeneği, seçme hakkı yoktu. Bu belirsiz armağandan sevinç duymak günah sayılıyordu. Ölüm parlak bir vaatti, mutlu bir özgür kalıştı.
  • Fakat ölümsüz örümcek Kader, görünmez ağlarını bu acayip insanların her birinin ruhuna dolamış, onları yavaş yavaş ve geri dönülemez bir biçimde birbirine yaklaştırıyordu.



  • Bu sefil hayatımızın her gününde fırtınayla savaşıyoruz! Ki onlar bizim gözyaşlarımız sayesinde lüks içinde yaşayabilsinler!



  • Jarre ile ben hep dedik ki, gerçek en önemli erdemdir, gerçeği aramak en öncelikli hedefimiz olmalıdır.



  • Başkalarını düşünme, merhamet, acıma -bunlar Patrynlerce erdem sayılmazlar. Patrynlere göre bunlar, doğalarındaki zayıflığı yücelterek örtmeye çalışan, daha düşük ırkların özellikleridir.



  • Kahverengi ve ölü kış, böğürtlen çalılarını zombilerin ellerine çevirmişti, uzun tırnaklarıyla uzanıp etlerini çiziyor, giysilerini paralıyorlardı.



  • Neden bir çocuğun hayatı, bir yetişkininkinden daha değerli olsun ki? Mantıksal olarak daha da az değerli olmalı, çünkü bir yetişkin toplum hayatına katkıda bulunur, ama bir çocuk, parazitten başka bir şey değildir.



  • "... Hayır, anladım ki, nefret insana, karşılayabileceğinden daha fazlasına mal olur."



  • Bu dünyada duygusal bağlılık ölümcül bir hataydı, acı ve üzüntü dışında bir şey getirmezdi.



  • "Ama benim ülküm hep barış olmuştur. İnsanların incinmesini hiç istemedim!"



  • "Kan, ayaklanmak, kurtulmak, almak," gibi sözcükler, Haplo'nun ayaklarının dibindeki köpek gibi hırlayarak üzerine atlıyorlardı. Belki onları duymuştu, hatta kendisi de tekrarlamıştı, ama onlar yalnızca sözcüktü. Şimdi onları sopa, cop ve taş olarak görüyordu.



  • "Her doğum acı, kan ve gözyaşıyla olur, hayatım. O güvenli, sessiz zindanından kurtulan bütün bebekler ağlar. Yine de, rahimde kalsa asla büyüyemez, asla olgunlaşamaz. Başka bir bedenden beslenerek yaşayan bir parazit olur. ..."



  • "Sözlerinin üzerimizde garip bir etkisi var. Onları duyuyorum, onları daima duyuyorum, ama kafamda değil, kalbimde."



  • "Ve sözler kalbimde olduğu için, onları mantıklı olarak değerlendiremiyorum sanki. ..."
  •  
  •  
  •  
 
Ejder Kanadı Alıntılar


ALINTILARLA İLGİLİ KISA BİR KONUŞMA


Umarım yukarıya bıraktığım bu alıntılardan kendinize göre anlamlar çıkarırsınız. Benim için hepsi üzerinde düşünülmesi gereken alıntılar oldu. Bazılarına katıldım, bazılarını eleştirdim ama yine de farklı bakış açılarını yakalamak benim için çok aydınlatıcıydı. Siz de umarım benim gibi bir şeyler kaparsınız bu cümlelerden.
O zaman ben lafı fazla dolaştırmadan sizi son bir kez daha alıntılarla baş başa bırakıp kaçıyorum.
Kendinize ve sevdiklerinize iyi bakın canlar, seviliyorsunuz...
😘😘😘

22 Mayıs 2019 Çarşamba

BUGÜN KONU YOK MALESEF... ACABA NEDEN?

"GÜNCELLENDİ"

 

 

BAZI AKSİLİKLER

Merhabalar Canlar...
Başlıktan da anlaşıldığı üzere bugün sizinle paylaşacağım bir konum yok. Bunun sebebi, bazı ailevi durumlardan dolayı evimde olmamamdan kaynaklı. Bir kaç gün kalacağım sonradan belli olan bu yere de doğal olarak bilgisayarımı getirmemiştim ve bir akıllı telefon özürlüsü olarak bu yazıyı bile zor yazıyorum. 😊
Aslında bugüne ait konumu bile önceden hazırlamıştım halbuki... Ama ne yaparsınız işte? Hayat, ne olacağı belli olmaz ve hiçbir zaman sizin planlarınıza uymaz. 
Demem o ki, bugünkü konumuz başka bahara kaldı. 😊
Şimdilik size bu duyuruyu bir borç bildim ve o yüzden yaptım. Ama yine de sizinle paylaşabileceğim şeyler de var.

 

 

ÖLÜM KAPISI SERİSİ

Ama iyi haber okuduğum kitapları nereye gidersem gideyim, her zaman yanımda taşırım. Yani burada da kitapsız kalmadım.
Ölüm Kapısı Serisi 1. Cilt Ejder Kanadı
Şu anda okuduğum kitap ise, Ölüm Kapısı Serisi'nin ilk kitabı... Bu seriye instagramdaki grubumuzdan bir arkadaşımızla beraber başladık ve onunla ortak okuyoruz. Evet, bu bence çok güzel. 😍😍
Zaten daha önce bu serinin ben ilk dört kitabını okumuştum. (Seri yedi kitaptan oluşuyor.) Ama kitapları bulmak zor olduğu için ben bu ilk dört kitabı daha önce pdf olarak okumuştum. Gelin görün ki, fantastik okuyorsanız bilirsiniz, fantastik kitaplar pdf okunması zor olan kitaplardır, özellikle epik fantastikler... Çünkü bu tür kitaplarda okuyucuyu bilgilendirmek amacıyla başlara harita falan eklenir. Bunlara bakmak için kitabın iki de bir başına gitmek pdf de epey zor olabiliyor. Ayrıca bu çizimlere pdfde tam olarak adapte de olamıyorsunuz.
Neyse o zamanlar zaten seriyi bu yüzden yarım bırakmıştım, pdf zor oluyor diye. Yoksa seri harika, muhteşem, hatta muhteşem ötesi.



AZMİN SONU BAŞARIDIR

Seriyi pdf okuyamayınca ben de ne yaptım başladım kitapları toparlamak için araştırmaya. İlk kitap hariç altı kitabı kitap satan bir internet sitesinde buldum. Ama ne yazık ki, temin edilirken bana serinin 4 ve 5. kitaplarının stoklarında olmadıklarını söylediler. Olsun dedim ve o iki kitap hariç diğerlerini oradan aldım, geriye kaldı toparlamam gereken üç kitap. Bunların arasından da en zoru ilk kitaptı. Çünkü serinin piyasa da en nadir bulunanı bu kitap ve birçok sahafın üye olduğu bir kitap satış sitesinden bakmaya başladım. Ama sahaflardaki bu basımı olmayan kitaplar acayip faiş fiyatlara satılıyor. Ben de bir kitaba servet harcayacak kadar zengin olmadığıma göre, başka yollar araştırmaya başladım.
Ejder Kanadı Arka Kapak
İlk kitap için instagramdaki sahaflara baktım. Bir tanesi 90 tl gibi bir fiyat söyledi ama bu fiyatta indirim de yapabileceğini belirtti. Tabi ben 70 tl gibi bir indirimden söz edince bu iş de yattı. 😁
Sonra instagramda başka bir sahaftan 20 tl+kargo ücreti olarak buldum ve kaçırmadan aldım. Nihayet diğer iki kitabı da 20 ve 25 tl'ye sahaflardan buldum ve onları da oradan alarak serimi tamamladım.
Bu serinin bulunması neden zor kısmına gelecek olursak eğer; seri esas olarak 2000'lerde basılmış ve bir daha baskıya girmemiş. Bundan sonra da gireceği muhtemel olmayan serilerden. Ama bunun yanında bu seri, epik fantastik okurları için başyapıtlardan sayılacak kitaplardandır. Ayrıca serinin konusu orijinal ve farklı olan yegane konulardandır. Bence fantastik severlerin kesinlikle okuması gerekiyor. Ayrıca belirteyim ki, bu seriyi toplamak için uğraştığıma hiç pişman değilim aksine yapmasaydım rahat edemezdim.
Neyse artık... Bu yazı alt tarafı size bugün için bloga yazı koyamayacağımı haber vermek içindi ama bunu yaparken bile sanırım bloga yazı koymuş oldum.
Yazının güncellemesini eve gidince yapacağım canlar... Biliyorum, illa ki bu yazının güncellemeye ihtiyacı olacak.

Artık beni affedin canlar, en kısa zamanda tekrar görüşmek dileğiyle; kendinize ve sevdiklerinize çok iyi bakın... Seviliyorsunuz.
😘😘

20 Mayıs 2019 Pazartesi

KİTAP YORUMU... PARDON YANLIŞ OLDU! DOĞRU BAŞLIK... DAHA BİTMEMİŞ KİTAP TEORİSİ; EREBOS...

PAZARTESİ; SENDROMLU MU, SENDROMSUZ MU?

Merhabalar Canlar, Dostlar...
Nasılsınız bakalım? Bugün bir hafta daha başladı ve sendromlu bir pazartesi ile karşınıza geldim ben de... Aslında burada empati yaptım. Çünkü ben bu aralar işsizim ve maalesef sendromlu bir pazartesi yaşayamıyorum. O yüzden bence elinizdekilerin kıymetini bilin. Belki sizin yüz çevirdiğiniz şeyler için birçok şeyini feda edebilecek insanlar vardır, kim bilir ki! Neyse bunlar hassas birer konu ve bu konular da konuşmayı daha sonraki günlere erteliyorum ve bugün için seçtiğim konuya yöneliyorum.

NE OKUYORUM, NE OKUYORUM?

Erebos - Ursula Poznanski
Bugün şu anda okuyor olduğum kitabın yorumuyla geliyorum. Şu an okuduğum diyorum çünkü kitap hala daha bitmedi ve kitapla ilgili şu ana kadarki teorilerimi sizle paylaşacağım. Bu yazıda biraz spoiler verebilirim, ona göre okuyup okumamakta karar verebilirsiniz. Ayrıca kitabı bitirir bitirmez de bu yazıyı güncelleyeceğim ve o zaman bu yazıda kesinlikle spoiler olabilir. Bu bahsettiğim, şu anda okuyor olduğum kitap Ursula Poznanski'nin Erebos adlı kitabı... Bu kitap aslında (daha önceki yazılarda da söylemiştim) bizim instagram üzerinden yaptığımız kitap kulübü ya da kitap etkinliğimizin mayıs ayı kitabı. Bu etkinliğe öncülük eden bir ablamız var; @burcununkitaplari... Bu etkinliğe onun öncülüğüyle başladık ve bu etkinliğe katılan herkesle her ay ortak bir kitap okuyoruz. Bu etkinliğe gören bilen ve duyan herkes katılabilir ve etkinliğimizi #burcuablaylakitapokuyorum etiketi altında insagramda paylaşıyoruz. İşte bu etkinliğimizin bu aya ait kitabı; Erebos...


  EREBOS - URSULA POZNANSKİ

Erebos
Ben kitabı okumaya ayın dokuzunda başlamış olsam da daha sonra girdiğim bir reading slump sayesinde kitabı ancak daha yeni yeni tam anlamıyla okuyabiliyorum. Ne yapalım? Bu seferlik de böyle oldu. Ne diyoruz böyle durumlarda? Geç olsunda güç olmasın...
Erebos, bir bilgisayar oyunuyla alakalı bir kitap. Bir lisede okuyan öğrenciler arasında sıkı bir gizlilik içinde dağıtılan ve her geçen gün bu oyunu oynayan öğrencilerin sayısının arttığı; yine bu öğrencilerin gizlilik içinde sabahlara kadar, kendilerini kaybedercesine oynadıkları bir bilgisayar oyunu. Ama Erebos sadece bir oyun gibi durmuyor, onun arkasında bazı şüphe çeken şeyler var ve bunlar işte size kitabı okutan şeyler.
Aslında benim bilgisayar oyunlarıyla pek aram yoktur ama kitabı okurken bir anda ben de ana karakter Nick gibi oldum; gece gündüz oyun oynayasım geldi.
Yazar, harika ve bir o kadar da ürkütücü bir bilgisayar oyunu yaratmış. Oyundan ürksem de korksam da devam etmeden duramayan çocuklara hak vermeden edemedim. Ama şu da var ki, bu oyunu oynayan çocuklar gerçeklikle sanal dünyayı karıştırmaya başladılar bile ve ben kitabın sonunun nereye varacağını merak ediyorum. Gerçekten bu kitabı bana en çok okutturan şey; merak... Kitabın sonu nereye bağlanacak, nasıl bağlanacak ve nasıl bitecek? Neyse, bunları ancak kitabın sonuna geldiğimde görebilirim ve o zaman bu yazıyı güncellediğimde buraya da yazarım.

 

EREBOS

Şimdi ise, kitapla ilgili teorilerimden biraz bahsetmek istiyorum. İlk olarak şu kısa bilgileri bir vereyim; kitap toplamda 478 sayfalık bir kitap. Ben daha 309. sayfadayım. Yani daha okumam gereken nereden baksanız bir 150 sayfa var ve o sayfalarda kim bilir neler olacak? Şu ana kadar da çok aksiyonlu bölümler yoktu -tabi ki oyun sahneleri hariç- ama bu kitabın sürükleyici olmadığı anlamına gelmiyor. Kitap aşırı sürükleyici ve çok sade bir dili var. Elinize aldığınız an kolay kolay bırakamayacağınız ve sayfaları çevirirken zamanın nasıl geçtiğini anlayamayacağınız bir kitap.





GÜNCELLEME

Bu araya güncelleme koymak hoşuma gitmiyor ama bunu yapmam gerekiyor. Çünkü buradaki güncellemeyi kitabı okuyup bitirdikten sonra ekliyorum ve bu yazının devam kısmında yazdığım çoğu şeyin artık spoiler olduğundan eminim.
Kitabı okumanızı kesinlikle tavsiye ediyorum, harikaydı. Ama benim kitapla ilgili teorilerimin birazı tuttuğu için  aşağıda kalan yazılar spoiler içeriyor. Ayrıca bu yazıyı okuduktan sonra kitaba yönelirseniz, kitaptan zevk alamayacaklınız. O yüzden kitabı okumaya karar verirseniz yazımı okumayı burada bırakın. Eğer yok okumam derseniz devam edin ama size şunu da söylememe izin verin; çok şey kaçırıyorsunuz! Kitap gerçekten harika, muhteşem... İçindeki olay örgüsü, sonu, aralardaki ikilemler, gerilimler... Benim bu yazarın okuduğum ilk kitabı ama diline ve kurgusuna bayıldım.
Yazının bundan sonraki başlıkları spoiler içermez. Başlıklara bakalirsiniz ama bence içeriği kitabı okuduktan sonra bakın, yine de unutmayın karar size ait.

NOT: Bundan sonraki bölümlerde spoilerlar olabilir. Yazının devamını ona göre okuyup okumamaya karar verin.




TEORİLER... BU YAZIYI UMARIM "EREBOS" GÖRMEZ!!!

Erebos (Benim çizimlerimle)
Kitapla ilgili en başlıca teorim, kitaptaki bir karakterle alakalı; Adrian... Evet. Bence bu çocukta bir şeyler var. Kötü değil ama tahminen iyi de değil. Daha farklı bir şeyler, her şeye çözüm olacak bir şeyler mesela... Yani bu çocuk bence kitabın anahtar kişisi, kilit insanı...
Doğru mudur? Bilmiyorum. Bu yalnızca benim teorim. Ayrıca teorimi genişletirsem; Adrian'nın babası ölmüş ve bence bu bilgisayar oyunu, Erebos'u da o yarattı. (Bu arada Erebos, kitapta çocukların oynadığı bilgisayar oyununun adı.) Daha sonra bu oyunun tehlikeli olduğunu fark etti ve onu yok etmeye çalıştı ama bunda da başarılı olamadı ve öldürüldü. Yalnız burada bir nokta var ki o da; Adrian'nın bu babası ölmemiş, intihar etmiş. Peki bir bilgisayar oyunu yaratıcısını öldürüp ve bu olaya intihar süsü verebilir mi? Bir şekilde olabilir. Neden olmasın ki? Ben sadece o bir şekildeyi çözemiyorum. Ama inanın, bu teorim doğruysa Erebos bir şekilde bu işi yapmış olabilir. Yani bir bilgisayar oyunu cinayet işlemiş ve buna intihar süsü vermiş olabilir. Yapay zeka olabilir diyorum ya da benim aklıma daha yatan teoriye göre ise; bu cinayeti kendisi yapmamış ama oyuncularından birine yaptırmış da olabilir. Benim teorim bu yönde... Zaten sadece bir iki yerde Adrian'nın Nick'le konuşma çabaları var ki, kurduğu her cümle bence şüphe uyandırıcıydı.
Diyorum ki yani, bu teorilerim tutmasa bile Adrian'la alakalı illa ki bir şey çıkacak kitapta ve bu yüzden kitabın bir an önce sonuna gelmek istiyorum. Beni neler bekliyor görmek için sabırsızlanıyorum. Ama şimdilik bu yazının sonunda kitabı okumak yerine, ne yapacağım? Tabi ki gidip Game of Thrones'un son ve final bölümünü izleyeceğim. Sizinle o konuda da bir inceleme yapacağız. Ama bu ancak haftaya olur. O da, izlemeyenler o zamana kadar izlemiş olurlar ve spoiler yemezler diye...

"EREBOS" BENİ YOK ETTİ


Şaka, şaka... Burdayım ben! Sadece, yazının bitişini yapacağım için böyle bir espri yapayım demiştim. 😂😂😂 Neyse bakalım, o zaman artık bitirelim mi, bugünü de?
Bu yazımız biraz kısa oldu, biliyorum. Ama okuduğum kitap bitmediği için tam anlamıyla bir yorum giremediğim için
sanırım böyle oldu. Ama kitabı okuyup yazıyı güncelledikten sonra belki de yazı o zaman uygun bir uzunluğa sahip olur.
E, o zaman artık yazımızın sonuna gelelim ve hoşça kal diyelim, değil mi?
Kendinize ve sevdiklerinize çok iyi bakın canlar...
Seviliyorsunuz.
😘😘😘

GÜNCELLEME (SPOİLER İÇERİR!!!)

Erebos şu dakika itibariyle bitti. Bir "geçmiş olsun"uzu alırım artık. 😉 Bu arada teorimin bir kısmı doğru çıktı. Kitabın anahtarı kesinlikle, Adrian'mış. Ama masum, oyuna kurban gittiğini düşündüğüm kişi aslında tam tersi canavar, pislik, çocukları kendi intikamı için (özellikle kendi oğlunu) manipüle eden bir cani çıktı. Kısaca bütün olanlar Adrian'ın ölmüş babası yüzünden olmuş. Adam harbi ölmüş ama ölmeden önce intikamı uğruna Erebos'u yaratmış ve oğluna bu oyunu miras olarak bırakmış. Aslında kitapta baba da hep haksız değil, onun da haklı olduğu yerler var. Ama işte... Anlatamıyorum. Ama okumanızı tavsiye ediyorum. Baştan sona harikaydı. Bu spoilerlı bölümü okumayanlar için üste yine bir tavsiye olarak güncelleme gireceğim sanırım. Çünkü bu kısmı okutuktan sonra kitaptan zevk alamazsınız. Bu konuyu da belirtip, kaçtım ben canlar... 😘😘😘

19 Mayıs 2019 Pazar

19 MAYIS GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI'NI NUTUK'TAN BİR BÖLÜMLE KUTLUYORUZ !

19 MAYIS GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI


Merhabalar Gençlik...
Gençlik dedim, çünkü bugün 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı... O yüzden ben de bu önemli güne uygun bir giriş yapayım dedim. Ayrıca bugünkü yazı konum da zaten bu önemli gün ve bugün sizinle Nutuk'tan bir bölüm paylaşacağım.
O zaman millet, hepinizin ve hepimizin 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı kutlu olsun. 💖💖💖

 

 

 

 

 

NUTUK (SÖYLEV) - GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK


...
19 Mayıs 1919'da genel durum ve görünüm - Genel durumu değerlendirme - Düşünülen kurtuluş yolları
...

II. Genel durumu değerlendirme
Bu açıklamalardan sonra genel durumu, daha dar bir çerçeve içine alarak, çabuk ve kolayca, hep birlikte gözden geçirelim:
Düşman devletler Osmanlı Devleti'ne ve ülkesine nesnel ve tinsel (maddi-manevi) yönden saldırmışlar; onu yok etmeye ve paylaşmaya karar vermişler. Padişah ve Halife olan kişi, yaşam ve rahatını kurtarabilecek çare aramaktan başka şey düşünmüyor. Hükümeti de aynı durumda. Farkında olmadığı halde başarısız kalmış olan Ulus, karanlık ve belirsizlik içinde, olup bitecekleri bekliyor. Felaketin korkunçluğunu ve ağırlığını anlamaya başlayanlar, bulundukları çevreye ve olaylardan etkilenebilme güçlerine göre, kurtuluş çaresi saydıkları yollara başvuruyorlar... Ordu, adı var, kendi yok durumda. Komutanlar ve subaylar, Genel Savaş'ın bunca sıkıntı ve güçlükleriyle yorgun; yurdun parçalanmakta olduğunu görmekle yürekleri kan ağlıyor; gözleri önünde derinleşen karanlık felaket uçurumun kıyısında, kafaları çıkar yol, kurtuluş yolu aramakta...
Burada, pek önemli olan bir noktayı da belirtmeli ve açıklamalıyım. Ulus ve ordu, Padişah ve Halife'nin hayranlığından haberi olmadığı gibi, o makama ve o makamda bulunana karşı yüzyılların kökleştirdiği din ve gelenek bağlarıyla içten bağlı ve uysal. Ulus ve ordu, kurtuluş yolu düşünürken, kuşaktan kuşağa geçen bu alışkanlık dolayısıyla, kendinden önce yüce Halifeliğin ve Padişahlığın kurtuluşunu ve dokunulmazlığını düşünüyor. Halife'siz ve Padişah'sız kurtuluşun anlamını kavramaya yetenekli değil... Bu inanca aykırı görüş ve düşüncelerini açığa vuracakların vay haline! Hemen dinsiz, vatansız, hayın sayılır, istenmez.
Bir başka önemli noktayı da söylemek gerekir. Kurtuluş yolu ararken, İngiltere, Fransa, İtalya gibi büyük Osmanlı Devleti'nin yanında, koskoca Almanya, Avusturya-Macaristan varken hepsini birden yenen, yerlere seren İtilaf kuvvetleri karşısında, yeniden onlarla düşmanlığa varabilecek durumlara girmekten daha büyük mantıksızlık ve akılsızlık olamazdı.
devletleri gücendirmemek, temel ilke gibi görülmekteydi. Bu devletlerden yalnız biriyle bile başa çıkılamayacağı kuruntusu, hemen bütün kafalarda yer etmişti.
Bu anlayışta olan yalnız halk değildi; özellikle, seçkin denilen insanlar bile böyle düşünüyordu.
Öyleyse, kurtuluş yolu ararken iki şey söz konusu olmayacaktı:
Önce, İtilaf Devletleri'ne karşı düşmanlık durumuna girilmeyecekti; (sonra da) Padişah ve Halife'ye canla başla bağlı kalmak temel koşul olacaktı.


III. Düşünülen kurtuluş yolları
1. Türlü öneri ve kararlar: Şimdi Baylar, izin verirseniz size bir soru sorayım: Bu durum ve koşullar karşısında kurtuluş için, nasıl bir karar akla gelebilirdi?
Açıkladığım bilgilere ve gözlem sonuçlarına göre, üç türlü karar ortaya atılmıştı:
Birincisi, İngiltere'nin koruyuculuğunu istemek;
İkincisi,  Amerika'nın güdümünü istemek.
Bu iki türlü karara varmış olanlar, Osmanlı Devleti'nin bir bütün olarak kalmasını düşünenlerdir. Osmanlı ülkesinin ayrı ayrı devletler arasında paylaşılmasındansa, bu ülkeyi bir bütün olarak bir büyük devletin kanadı altında bulundurmayı yeğleyenlerdir.
Üçüncü karar, bölgesel kurtuluş yollarıyla ilgilidir. Örneğin: Bazı bölgeler, kendilerinin Osmanlı Devleti'nden koparılacağı görüşüne karşı ondan ayrılmamak yollarına başvuruyor. Bazı bölgeler de, Osmanlı Devleti'nin ortadan kaldırılacağına, Osmanlı ülkesinin paylaşılacağına olupbitti gözüyle bakarak kendi başlarını kurtarmaya çalışıyorlar.
Bu üç türlü kararın gerekçesi, yapmış olduğum açıklamalar arasında vardır.
2. Ya bağımsızlık ya ölüm: Baylar, ben bu kararların hiç birini yerinde bulmadım. Çünkü bu kararların dayandığı bütün gerekçe ve mantıklar çürüktü, temelsizdi. Gerçekte, içinde bulunduğumuz o günlerde, Osmanlı Devleti'nin temelleri çökmüş, ömrü tükenmişti. Osmanlı ülkesi bütün bütüne parçalanmıştı. Ortada bir avuç Türkün barındığı bir ata yurdu kalmıştı. Son olarak, bunun da paylaştırılmasını gerçekleştirmek için uğraşılmaktaydı. Osmanlı Devleti, onun bağımsızlığı, Padişah, Halife, hükümet, bunların hepsi, içeriğini yitirmiş bir takım anlamsız sözlerdi.
Neyin ve kimin dokunulmazlığı için kimden ve ne gibi yardım istemek düşünülüyordu?
O halde sağlam ve gerçek karar ne olabilirdi?
Baylar, bu durum karşısında bir tek karar vardı. O da ulusal egemenliğe dayalı bağılsız - koşulsuz (tam) bağımsız bir Türk devleti kurmak.
İşte, daha İstanbul'dan çıkmadan önce düşündüğümüz ve Samsun'da Anadolu topraklarına basar basmaz uygulamaya başladığımız karar, bu karar olmuştur.
Bu kararın dayandığı en sağlam düşünüş ve mantık şuydu:
Temel ilke, Türk Ulusu'nun onurlu ve şerefli  bir ulus olarak yaşamasıdır. Bu, ancak tam bağımsız olmakla sağlanabilir. Ne denli zengin ve gönençli olursa olsun, bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar insanlık önünde, uşaklıktan öte bir gözle görülmeye layık olamaz.
Yabancı bir devletin güdümüne girmeyi istemek, insanlık niteliklerinden yoksunluğu, güçsüzlüğü, uyuşukluğu benimsemekten başka bir şey değildir. Bu aşağılık duruma gerçekten düşmemiş olanların, isteyerek başlarına yabancı bir yönetici getirmeleri hiç düşünülemez.
Oysa, Türkün onuru ve yetenekleri çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir ulus, tutsak yaşamaktansa yok olsun, daha iyidir.
Öyleyse ya bağımsızlık, ya ölüm!
İşte gerçek kurtuluşu isteyenlerin parolası bu olacaktı.
Bir an için, bu kararın uygulanmasında başarısızlığa uğranılacağını düşünelim. Ne olacaktı? Tutsaklık.
Peki efendim, öteki kararlara uymakla da sonuç bu olmayacak mıydı?
Şu ayırımla ki, bağımsızlığı için ölümü göze alan ulus, insanlık onur ve şerefinin gereği olan her özveriye
başvurduğunu düşünerek avunur ve tutsaklık zincirini kendi eliyle boynuna geçiren uyuşuk, onursuz bir ulusa oranla, dost ve düşman gözündeki yeri elbette (çok) başka olur.
Sonra, Osmanlı soyunu ve devletini (hanedan ve saltanatını) sürdürmeğe çalışmak, elbette Türk Ulusuna karşı en büyük kötülüğü yapmaktı. Çünkü ulus, her türlü özveriye başvurarak bağımsızlığını sağlasa da, Padişahlık sürüp giderse, bu bağımsızlık güvenceli sayılamazdı. Artık, yurtla, ulusla hiçbir duyunç (vicdan) ve düşünce bağı kalmamış bir sürü delinin, devlet ve ulus bağımsızlığının ve onurunun koruyucusu durumunda bulundurulması nasıl uygun görülebilirdi?
Halifeliğe gelince; bilim ve tekniğin ışığa boğduğu gerçek uygarlık dünyasında bunun gülünç sayılmaktan başka niteliği kalmış mıydı?
Görülüyor ki, verdiğimiz kararın uygulanmasını sağlamak için, ulusun daha alışık olmadığı sorunlara el atmak gerekiyordu (ve) kamuca konuşulmasında büyük sakıncalar bulunacağı düşünülen sorunların söz konusu edilmesinde kesin zorunluluk vardı. (Şöyle ki):
Osmanlı Hükümetine, Osmanlı Padişahına ve Müslümanların Halifesine başkaldırmak ve bütün ulusu ve orduyu ayaklandırmak gerekiyordu.
Türk atayurduna ve Türkün bağımsızlığına saldıranlar kimler olursa olsun, onlara bütün ulusça silahlı olarak karşı çıkmak ve onlarla savaşmak gerekiyordu. (ancak) bu önemli kararın bütün gereklerini ve isteklerini ilk gününde açıklamak ve söylemek, elbette yerinde olmazdı. Uygulamayı bir takım evrelere ayırmak ve olaylardan yararlanarak ulusun  duygu ve düşünceleri üzerinde işlemek ve adım adım ilerleyerek amaca ulaşmaya çalışmak gerekiyordu. Nitekim öyle olmuştur. Ama, dokuz yıllık tutumumuz ve yaptıklarımız bir mantık zinciri içinde irdelenirse, ilk günden bugüne dek izlediğimiz genel gidişin, ilk kararın çizdiği çizgiden ve yöneldiği amaçtan hiç ayrılmamış olduğu kendiliğinden belirir.


3. Kaçınılmaz tarihsel süreç ve büyük ulusal giz:  Burada, kafalarda yer tutabilecek kimi duraksama düğümlerinin çözülmesini kolaylaştırmak için bir gerçeği hep birlikte gözden geçirmeliyiz:
Beliren ulusal savaşın tek amacı, yurdun yabancı salgınından kurtarmak olduğu halde, bu savaşın, başarıya ulaştıkça, ulusal istence (iradeye) dayalı yönetimin bütün ilkelerini ve biçimlerini evre evre bugünkü döneme değin gerçekleştirmesi, doğal ve kaçınılmaz bir tarih süreci idi. Bu kaçınılmaz tarih sürecini, geleneksel alışkanlığıyla, hemen sezinleyen padişah soyu, ilk andan başlayarak ulusal savaşın amansız bir düşmanı oldu. Bu kaçınılmaz tarih akışını, ilk anda ben de gördüm ve sezinledim. Ama, baştan sona, bütün evreleri kapsayan sezgilerimizi ilk anda bütünüyle açığa vurmadık ve söylemedik. İleride olabilecekler üzerine çok konuşmak, giriştiğimiz gerçek ve nesnel (maddi) savaşa boş kuruntular niteliği verebilir ve dış tehlikenin yakın etkileri karşısında üzüntü duyanlar arasından da, alışkanlıklarına, düşünsel yeteneklerine, ruhsal durumlarına uymayan olası değişikliklerden ürkeceklerin ilk anda direnmelerine yol açabilirdi. Başarı için uygun ve güvenilir yol, her evreyi vakti geldikçe uygulamaktı. Ulusun gelişmesi ve yükselmesi için esenlik yolu buydu. Ben de böyle yaptım. Ancak tuttuğum bu uygun ve güvenilir başarı yolu; yakın çalışma arkadaşım olarak tanınmış kişilerden kimileriyle aramızda, zaman zaman görüşlerde, davranışlarda, yapılan işlerde beliren temelli veya ikinci derecede bir takım anlaşmazlıkları, kırgınlıkların, dahası, ayrılıkların da nedeni ve açıklaması olmuştur. Ulusal Savaşa birlikte başlayan yolculardan kimileri, giderek ulusal yaşamın bugünkü cumhuriyet yasalarına dek uzayan gelişmelerinde, kendi düşün ve ruh yeteneklerinin kavrama sınırı bittikçe, bana direnmeye ve karşıt olmaya başlamışlardır. Bu noktaları, aydınlanmanız için, kamuoyunun aydınlanmasına yararlı olmak için,  sırası geldikçe, birer birer göstermeye çalışacağım.
Bu son sözlerimi özetlemek gerekirse diyebilirim ki ben, ulusun duyuncunda ve geleceğinde sezdiğim büyük gelişme yeteneğini, bir ulusal giz gibi kendi duyumcumda taşıyarak yavaş yavaş bütün toplumumuza uygulatmak zorundaydım.


DAHA NE SÖYLENEBİLİR Kİ?

Değil mi ama? Daha ne söylenebilir, daha ne denebilir ki? Bence bütün Türk milletinin okuması gereken bir eser. Sonuçta bu eserde tarhimizin bir bölümü, o dönemi yaşamış ve o dönemdeki en önemli şahsiyetten anlatılıyor.
Mustafa Kemal ATATÜRK...
Seviliyor ve sevilmeye devam edilecektir.
Tekrar, bütün milletimizin 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı kutlu olsun.
Kendinize ve sevdiklerinize ve ülkenize ve vatandaşlarınıza iyi bakın canlar, seviliyorsunuz...
😘😘😘

Ufak Bir Hikaye...

AMATÖR YAZARDAN HİKAYELER -2-

BİR AİLE MESELESİ 16.08.2025/17.08.2025 7   Ben masada oturmuş sadece konuşulanları düşünmeye başlamıştım. Çevremdeki üç insan da ko...