Hakkımda

Fotoğrafım
Çaylarınızı kapıp gelin ve sizinle güzelce bir muhabbet kuralım. Hayattan birazcık kopmaya hakkınız olsun değil mi? Bakmayın sayfamda çok aktif olamadığıma ama siz gelirseniz eğer, bu sayfamda daha çok aktif olmamı gereltirecek ve işte o zaman beraberce bir şeyler başarmış olacağız. Dikkat edin; biz diyorum, ben değil! Çünkü bu sayfayı ben oluştursam bile sizsiz hiç bir şey başarılı olamaz. Unutmayın ki, ilk başta ben bu sayfayı kendim için kurmuş olsam da, daha sonra paylaşacak kimsem olmadığı için bana hiç bir yararı olmadı. Bu yüzden size ve paylaşacaklarımıza ihtiyacım var. Haydi o zaman, daha ne bekliyorsunuz! Bir çay koyup gelin yanıma, daha paylaşacak bir çok şeyimiz var. :)
nedret kılıç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nedret kılıç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Mart 2026 Cuma

KORNELYUS'UN EZGİSİ/ŞEDARABAN/DOKUNULMAZ ÜÇLEMESİ - NEDRET KILIÇ

 BİR TÜRK YAZARDAN KAFA YAKAN ÜÇLEME


    Merhabalar…

    Biraz yoktum ortalarda ve bu sürede kendimi kaptırdığım, gerçek dünyayla iletişimimi koparan bir üçlemeyle zaman geçirdim. Bugün de o üçleme hakkında konuşacağım. Bu kitaplarla ilgili anlatılacak çoooook fazla şey var. Uzatmadan başlamak gerek sanki...

    Öncelikle şunu belirtmek isterim. Ben bir kitabı okurken o andaki düşüncelerimi, notlarımı bir yere yazar. Sonradan onları toparlayarak bu yazıları kaleme alırım. Bu yazım da o şekilde olacak. İlk olarak Korneylyus’un Ezgisi ile ilgili onu okurken aldığım düşünceler olacak. Sonra Şedaraban, ondan sonra Dokunulmaz ve en son da kitap ve yazarla ilgili genel düşüncelerimi anlatacağım. Daha önceki kitap yazılarıma göre uzun olabilir. Çünkü yukarda da dediğim gibi çok fazla konu, karakter, yaşam, hayat ve düşünceler mevcut. düşünce kısmı bana ait. 😄

    Başlayalım mı?



Kornelyus'un Ezgisi


    Bu kitap aslında üçlemenin ilk kitabı sayılmayabilir, bunu belirtmeliyim. Yani okumaya Şedaraban ile de başlayabilirsiniz. İlk kitabın çok bir önemi yok, sadece son kitap Dokunulmaz. Bunu bilin, buna göre okuyun. Ben Kornelyus’un Ezgisi ile başladım. O yüzden benim sıralamam o şekilde. Ama söylemeliyim, benim için ideal okuma sırası da buymuş. Çünkü ilk Şedaraban’ı okuyup sonra Kornelyus’un Ezgisi’ne başlasaydım adapte olmakta bayağı bir zorlanacakmışım. Bunu yazarın dilinden dolayı söylüyorum. İki kitap da farklı karakterlerle ilerlediği için kitapların dili de dolayısıyla farklı. Yazar bunu çok iyi vermiş. Kornelyus karakterinin kafası normal olmadığı için anlatımı da normal şekilde akmıyor maalesef.

    Kitaplarımızın yazarı Türk; Nedret Kılıç… Ama aslına bakarsanız kitabın içeriği sanki bir Türk Edebiyatı gibi değil de yabancı bir yazarın elinden çıkmış gibi. Lütfen bunu yanlış anlayıp da Türk yazarları yeterli bulmadığımı düşünmeyin. Tıpkı bu yazarımız gibi çok iyi yazarlarımız var. Sadece kitabın içeriği konusu bakımından ben yabancı yazarların tarzına daha çok benzettim. Çünkü Türk yazarlardan bu tarzda çok iyi bir kitap okumadım daha önce.

    Kitabın farklılığına gelirsek... içinde birçok farklı konularla ilgili birçok bilgi var ve bu kısımlar benim kitapta en çok okumayı sevdiğim bölümler oldu. Diğer bölümler resmen bir felsefe öğretisi gibiydi ve bu beni aşırı zorladı. Hem düşünme olarak hem de okuma olarak. O kısımlarda düşünmekten dolayı okuma hızımda düştü.

    Ama benim kitapla ilgili asıl sorunum belirsiz olması. Kitap mistik ve biraz masalsı ama karanlık bir masal... kitabın bazı bölümleri neredeyse ruhunuzu emiyor. Karanlık basıyor ama sonra bir bakıyorsunuz evrenle bütünleşmişsiniz. Sizi duygudan duyguya histen hisse ve en önemlisi de düşünceden düşünceye sürüklüyor.

    Kitabın bu karanlık masalsı havası biraz yazım biçiminden de kaynaklanıyor. Kimi yerler düz yazı iken kimileri şiir tarzında akıyor. Ama düzyazı kısımları da bir o kadar şiirsel...

    Bu arada bir parantezle araya gireceğim... Benim anlamadığım, üstüne uzun uzun düşünüp çözemediğim kitaplarla ilgili sorunlarım var arkadaşlar. Böyle kitapları içerik olarak aşırı beğeniyorum ki beni düşünceden düşünceye sevk ederken yeni birçok şey katıyor ve her şeye farklı bir gözle bakıyorum. Bu durum hoşuma gider. Çünkü bir şeyler keşfetmiş, yeni bir şeyler öğrenmiş oluyorum. Ama diğer yandan sonuca ulaşmayıp ucu açık kalan ve aşırı düşüncelerde boğulmama sebep olarak biten böyle kitaplarda da dellenmeye başlıyorum. Bu durumda hoşuma gitmiyor, kısaca. Ama gel gör ki iki hissiyatı yaşatan da genelde tek kitap olur. Felsefe, psikoloji ağırlıklı kitaplar....

    Ve evet Kornelyus’un Ezgisi de böyle bir kitaptı... Hem sevdim hem sevmedim ama devam iki kitabı daha var. Belki onları okuyunca bir şeyler çözülür ve ben sevdiğime karar veririm. Dürüst olursam sevdim aslında. Ama o sonu, çözemediğim için deliriyorum. Bu kitabı okuyan ve anlayabilen varsa bana anlatsın. Gerçekten benim düşüncelerim bir türlü sonuca varmadı. Aslında düşündükçe ufak ufak varıyorum gibi de oluyor ama olmuyor gibi de. Sürekli bunu düşünemem ki ben?! Takıntılıyım da, maalesef! “Ama belki yazar da aslında varmamıştır sonuca...” deyip kendimi rahatlatmaya çalışayım burada!

    Okurken kafam çok dağıldı ve aslında bazı yerlerinde de aşırı odaklandığımı söyleyebilirim.

    Ben şimdilik araya günlük bir öykü alacağım ki biraz kafam dağılsın. Sonra yazarın ikinci kitabına başlayacağım.

    Sonuç olarak kitap yukarıdan da anlayabildiğiniz gibi değişik... O yüzden kitabın içeriğini anlatamıyorum. Ama şöyle bir şey söyleyebilirim sanırım:

    Kornelyus’un Ezgisi; atalardan başlayan bir hikayede, sülalenin son temsilcisinin yaşadıklarına değiniyor. Gerçek, mistizm, psikoloji, felsefe ve karanlık bir masal tadında karışık bir şekilde ilerliyor. Okurken çok fazla karakter ve onlarla ilgili birçok olay oluyor. Bu anlatılanlar bir yerde sonuca bağlanacak ama o sonuç burada değil!



Şedaraban



    Bu kitapta, ilk kitaptaki karakterlerle az çok bağlantılı ama farklı kişilerin hayatını okuyorsunuz ve bu kitap Kornelyus’un Ezgisi’ne göre daha akıcı. İlk kitaptaki o felsefe ve psikolojik yoğunluk bu kitapta çok fazla yer almıyordu. Daha çok olaylar vardı ve dolayısıyla dili daha akıcıydı. Ama kitabın sonu sizi çarpıp geçiyor resmen. Hiç beklenmeyen bir sonla vuruluyorsunuz. Halbuki kitabın sonu da ilk sayfadan belli ama öyle olmuyormuş o iş…

    Bu kitapta ilk defa karşımıza çıkan Anton karakterinin kitabın başında intihar ettiğini görüyoruz. Ama bu aşamaya nasıl geldiğini, hayatının nasıl aktığını ve onunla birlikte çeşit çeşit bir sürü karakterlerin de hayatını okuyoruz. Sonuç değişmeyecek, Anton öldü(?). Ama ölümünün ana sebebi kitabın sonuna kadar saklı sürüyor ve son sayfa da resmen beyninizde patlıyor okuduğunuz o kelimeler. Kitapta da orada bitiyor.

    Kitapta yine birçok şeye değinmiş yazar. İlk kitaptan farklı konular ama bir o kadar da gerçek hayattan konular.

    Anton karakterine üzüldüm özellikle kitabın sonunda. Ama yine de bu kitapta en sevdiğim karakter Nora oldu benim için… Bunun nedenleri var ama burada söyleyemeyeceğim nedenler. Kitapları okumalısınız yoksa sürprizi kaçar.

    Şimdi sıra son kitaba geldi. Bakalım beni neler bekliyor? Her şeyi bir çözüme kavuştaracak mı, sona bağlayacak mı yoksa daha beter karıştırıp, “Gerisini de sen bul,” deyip beni ortada bırakacak mı yazar… açıkçası merak içindeyim.

    Son kitaba geçmeden araya yine ince bir kitap attım. Çünkü benim için yine sindirilmesi gerekiyor bu kitabın da. Yine bir müddet kitap hakkındaki düşüncelerimle baş başa kalmalıydım.



Dokunulmaz



    Bu kitapta da yeni yeni karakterler eklemiş yazar. Bu kadar çok karakter olması biraz yordu açıkçası. Az biraz kafa karışıklığı oldu ama daha çok yordu. Yani, “Gerek var mıydı?” dedim. Gerek varmış, okudukça anladım. Bu kadar çok karakterin hayatlarının birbirine karışmasını okumak ilgi çekici bir deneyimdi benim için. İlk iki kitaptaki karakterlerin olsun, bu kitaptaki karakterlerin olsun, ufak bir bağlantısı illa ki var.

    Ama bu kitap diğer iki kitaba göre daha bir dünyevi geldi. İlk kitap felsefe ağırlıklıydı. İkinci kitap ise sanat ağırlıklı diyebilirim sanırım. Bu kitap ise daha siyasi, tarih ve daha elle tutulur olaylarla aktı. Ama ne akmak… Çözüldü sandım, bozuldu. “Hadi be’” dedim, belli oldu. Anladım bir ara kitabı, bir iki eksik vardı. Onları çözecek dedim. Karmakarışık yaptı. “Ya yazar, dalga mı geçiyorsun?” dedim. Ama gayet ciddiydi belli.

    Kitabı okurken ilk iki kitabı unuttum bir ara. Sanki sıfırdan bir kitap okuyor gibiydim. Hangisi gerçek, hangisi değil durup düşündüm hatta bazen. “Boşver,” dedim sonra. “Oku, aksın gitsin işte…” En son öyle de yaptım ve kitabın ritmine kapıldım.

    Kitapları okurken aklımda sürekli düşünceler de akıyordu bir yandan. Durup bir yerinde kitabın düşüncelere dalıyor o düşüncelerimi not alıp tekrar okumaya devam ediyordum. Tabi ki düşüncelerim okuduğum kitap ve kurgusuyla ilgili… O düşüncelerin birisi de bu kitapta, “Neden ilk iki kitabı yazdın, direkt bunu yazsaydın ya,” oldu. Bir de son kırk sayfayı ayrı bir kitap yapsaymış. Daha muhteşem olurmuş. Bence o sayfalar ayrı bir kitap olmayı hak etmiş. Ben isterdim.

    Bu kadar kafa karışıklığına rağmen kitapları sevdim. Delirtse de hoşuma gitti. Ama esas sevmemi sağlayan sanırım yine o son kırk sayfa oldu. Ve seride neden bilmiyorum ama Dokunulmaz’ı daha çok sevdim. Ana karakterleri daha iyi tanıyabildiğimiz için belki de. Yani tam tanıma denmez buna ama onları sanki ilk iki kitapta bu kadar çıplak tanımamıştık, karakter olarak. Ve evet yazar çok iyi ruh hali analizleri yapmış. Karşımdaki her karakter gerçek gibiydi. Ne kadar gerçek olmalarını istemesem de çoğu zaman…

    Ve son bence çözüldü. Ben bu sonu kabul ediyorum. Kafa karışıklığım gitti. Olayları anladım. Mantıklı bir çerçeveye oturdu, kendi içinde. Evet rahatım ve okuduğum için aşırı memnunum. İlk kitapta bayağı zorlamıştı ama bu son kitapta onu telefi etti.




    Genel olarak üçleme ve yazar hakkında da biraz konuşayım ve sonra bugünlük final yapalım yazımıza...



    Öncelikle teşekkür ediyorum yazara. Emeği çok büyük. Bence bu kitapları yazarken de özveride bulunmuş çokça. Çok uğraşmış, araştırmış, incelemiş; kendi kafasının ve karakterlerinin kafasının içinde bizi dolaştırabilmiş. Değişik kafaları olan yazarlardan ve bu kesinlikle bir iltifat!

    Kitabın içeriğindeki konuların, karakterlerin daha ayrıntısına girilse nerden baksanız on kitap daha çıkarmış karşımıza. İsteseniz bu yapılırmış. Ama yazarımız kendi tarzını konuşturmuş ve bu şekilde yapmış. İyi de yapmış. Az ama doyurucu olmuş Öz demiyorum çünkü öz kelimesi kesinlikle uymuyor.

    Kitabın konusunu söylemiyorum. Çünkü kitapların üçünün birden konusunu ilk iki kitapta seziyorsunuz ama son kitapta açıkça belli oluyor. Bakın olay değil, konu diyorum! Demem o ki okuyacaksanız birçok şeyi düşünüp taşının öyle karar verin. İlk başta sizi bir delirtecek, buna hazırlıklı olun mesela; boş bir okuma olmayacak, dünyadan harbi harbi kopacaksınız. Bunu göze alın ve kitapların hakkını verin. Yoksa çok haksızlık olabilecek, değerinin anlaşılması kolay olmayacak kitaplardan. Okunulması gerekiyor ama bilinçli bir şekilde. Naçizane tavsiyemdir. Yazarın kafa yapısını görün, görmenizi isterim ve üzerine sizinle derinlemesine sohbet etmek, fikir alışverişinde bulunmak, deneyimlerimizi karşılaştırmak beni aşırı memnun eder. Çünkü bunlar tam da öyle kitaplar; üzerine konuşulması, düşünülmesi, paylaşılması gereken kitaplar… Ama kendinize uygun olup olmadığına siz karar vereceksiniz.

    Son olarak merak edenler için kitap, biraz Böyle Buyurdu Zerdüşt, biraz Puslu Kıtalar Atlası ve biraz da Agota Kristof’un Büyük Defter/Kanıt/Üçüncü Yalan üçlemesini andırıyor. Hepsinin karışımı gibi bir şey. Bu saydığım kitapları okuduysanız bu üçlemeye güzel referanslar olabilir. Kendiniz karar veriniz…

    Ama ben bu üçlemeden gönül rahatlığı ve oldukça memnun şekilde ayrılıyorum. Teşekkür ederim, Nedret Kılıç… bana böyle bir deneyim yaşattığın için!

Ufak Bir Hikaye...

AMATÖR YAZARDAN HİKAYELER -2-

BİR AİLE MESELESİ 16.08.2025/17.08.2025 7   Ben masada oturmuş sadece konuşulanları düşünmeye başlamıştım. Çevremdeki üç insan da ko...