Hakkımda

Fotoğrafım
Çaylarınızı kapıp gelin ve sizinle güzelce bir muhabbet kuralım. Hayattan birazcık kopmaya hakkınız olsun değil mi? Bakmayın sayfamda çok aktif olamadığıma ama siz gelirseniz eğer, bu sayfamda daha çok aktif olmamı gereltirecek ve işte o zaman beraberce bir şeyler başarmış olacağız. Dikkat edin; biz diyorum, ben değil! Çünkü bu sayfayı ben oluştursam bile sizsiz hiç bir şey başarılı olamaz. Unutmayın ki, ilk başta ben bu sayfayı kendim için kurmuş olsam da, daha sonra paylaşacak kimsem olmadığı için bana hiç bir yararı olmadı. Bu yüzden size ve paylaşacaklarımıza ihtiyacım var. Haydi o zaman, daha ne bekliyorsunuz! Bir çay koyup gelin yanıma, daha paylaşacak bir çok şeyimiz var. :)
fantastik kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fantastik kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Mart 2026 Perşembe

YENİ BAHAR (ZAMAN ÇARKI 0) - ROBERT JORDAN


ZAMAN ÇARKI DÖNER

VE ÇAĞLAR GELİR GİDER

OLMUŞ OLAN, OLACAK OLAN

VE OLMAKTA OLAN

HER AN GÖLGENİN ALTINDA EZİLEBİLİR


BIRAKIN EJDER BIR KEZ DAHA

ZAMANIN RÜZGARLARINA BİNSİN.


    Bence bu sohbete en uygun başlık da bu olurdu zaten. Uzun soluklu bir efsanenin her başlangıcında karşımıza çıkan cümlelerle efsanenin ilk başlangıcına anca bu cümleler yakışırdı.

    Bugün sizlerle efsane bir epik fantastik kitap serisi olan Zaman Çarkı'nın başlangıç kitabı, Yeni Bahar ile ilgili sohbet edeceğiz. Ama kitaba geçmeden önce seriyle ilgili sizinle paylaşacağım çok kısa şeyler olacak. Sonra, Yeni Bahar... 

    Seriyi uzun bir okuma sürecinin ardından geçen yıl ocak ayında finale ulaştırmayı başarmıştım ve çok da tadı damağınızda kalan bir tatla bittiydi. Ama o evrene veda edemeyeceğimi hemen anlamıştım. O yüzden de bu kitabı saklı tuttum, zamanı gelince okumak için. Ve nihayet bu yıl bu kitabı doğum günüme denk getirerek kendime ufak bir torpil geçtim.

    Zaman Çarkı evrenine veda ettiğime bakmayın, oraya tekrar dönme isteği sürekli aklıma geliyor. O yüzden kendimi durdurmak ve okumak istediğim başka kitaplara haksızlık olmaması için bir karar verdim: 40 yaşıma gireceğim yıl tekrar bu seriyi okuyacağım...

    Evet bu birazcık uzun süreli bir plan ve hayatta ne olacağı bilinmez ama bu plan yapmaya da engel olmuyor. O yüzden 2031 yılı benim için Zaman Çarkı tekrar başlangıç yılı olacak diye ümit ediyorum.                                                                               

    Şimdi gelelim az az Yeni Bahar hakkında konuşmaya...

    Serinin başlangıcında da okuyabilirsiniz bu kitabı ya da benim gibi sona da saklayabilirsiniz. Benim için son olması daha iyiydi. Zaman Çarkı evrenine tekrar dönüş, ufak bir kesitine bir bakış... oraya olan özlemimi birazcık yonttu. Ama yine de özlem hep var olacak!

    Bu kitapta Moiraine ve Lan gibi aslında iki farklı karakterin bir amaç uğruna nasıl bir araya geldiklerinin hikayesi anlatılıyor bize. Ariel savaşıyla birlikte Ejder Dağı'nın eteklerinde başlıyor kitap; Tar Valon, Beyaz Kule'de Yenidendoğan Ejder’in kehanetiyle devam ediyor ve kurgu ilerledikçe, Sınır Boyları ile Afet'e kadar uzanıyoruz.

    Kehanet sırasında Beyaz Kule’de Siuan ve Moiraine’ni Kabuledilmiş olarak görüyoruz ve onlar bu kehanete şans eseri şahit oluyorlar. Ve hayatlarının amacını o anda belirliyorlar; Yenidendoğan Ejder’i bulmak ve gelecek için onu eğitmek... Çünkü tüm dünyanın geleceği Yenidendoğan Ejder’e bağlı olacak.



"Değiştirilmesi gereken bir şey varsa ve elinden geliyorsa değiştir, ama değiştiremeyeceğin şeyle yaşamayı öğren. Yoksa mideni bozmaktan başka bir işe yaramaz..."


    Siuan ve Moiraine burada o kadar gençler ki... Onları böyle görmek garip hissettirdi. Hatta Siuan gençken bence aynı Nynaeve'miş! Okurken çokça Nynaeve aklıma geldi. Hatta bazen O'ymuş gibi kafamda canlandı, ister istemez.

    Daha sonra bu iki önemli karakterin yani Siuan ve Moiraine'nin Şal alışlarına da şahit oluyoruz. Şal'a terfi edip tam bir Aes Sedai olduktan sonra amaçları doğrultusunda araştırmalarını daha da geliştirecekken önlerine engeller çıkıyor. Özellikle Moiraine'ni bayağı kısıtlayan bir engel var ki önünde bu da onun Kule'den kaçmasına neden oluyor.


'Kule'nin ördüğü entrikalar, Zaman Çarkı'nın dokuduklarından daha az amansız değildi.'


    Moiraine'nin bu kaçışında serinin daha önceki kitaplarında çok sevdiğim bir karakter de azıcık göründü, Cadsuane... Özlediğim az sayıdaki Aes Sedai'lerdendir kendisi... Moiraine kaçtığında Siuan Kule'de kalmıştı. Ama sonradan o da Moiraine ile iletişime geçti ve Sınır Boyları'nda Yenidendoğan Ejder arayışında bir araya geldiler. Aynı zaman da Lan de oralardaydı.

    Sınır Boyları'nda geçirdikleri zaman da iki Aes Sedai'mizin şüphelendikleri bir şey oldu, Kara Ajah... Ve bu şüpheden çok zaman geçmeden Kara Ajah’ın gerçek olduğunu fark edip kendilerinden başka hiç bir Aes Sedai'ye tam olarak güvenemeyeceklerini öğrendiler. Bu Kara Ajah’ın gerçekliğine Lan de şahit olduğu için o da geride güvenilecek tek kişi oldu. Üç kişi derin bir sırrı saklayarak ve tek bir amaç için yıllarca sürecek bir arayış peşine düşüyorlar. 
Böylelikle Siuan ve Moiraine birlikte geleceği etkileyecek örgüyü örmeye başlıyorlar.                                                                               


"Ancak aptallar zamanından önce ölmeyi seçer. Muhafız'ım olmanı istiyorum, Lan Mandragoran."


    Kısaca Zaman Çarkı, Yenidendoğan Ejder’in dünyaya gelmesiyle başlıyor esasında...


'...ama korku, kötü bir araçtı ve eninde sonunda onu kullanan kişiyi keserdi.'

19 Mart 2026 Perşembe

KAPTAN MAVİ AYI'NIN 13 1/2 HAYATI - WALTER MOERS



ABSÜRT BİR KİTAP

Merhabalar dostlar...

Bugün kitap sohbeti yapacağız sizlerle. Kitabı yine birkaç gün önce okuyup bitirdim. İnstagram hesabımda da bir gönderi paylaştım ama esas sohbet burada olacak. Kitabın aslında çok abartılacak bir yanı yok. Sadece ben  böyle kitapların da hastası olduğum için biraz fazla konuşabilme ihtimalimi göz önünde bulundurdum.

Kitaba geçmeden önce, hepinizin bayramını en içten dileklerimle kutlarım. Her şey bu bayramda istediğinizce, gönlünüzce olsun...


KAPTAN MAVİ AYI'NIN 13 1/2 HAYATI


Önsöz 

Bir mavi ayının yirmi yedi hayatı vardır. Bu kitapta on üç buçuğunu anlatıp geri kalanlarına değinmeyeceğim. Ne de olsa, bir ayının sırları olmalıdır; bunlar onu daha çekici ve gizemli kılar. 

İnsanlar bana sık sık geçmişte nasıl olduğunu soruyorlar. Yanıtım şu: Eskiden her şey daha boldu. Evet, eskiden gizemli adalar, krallıklar ve artık var olmayan kocaman kıtalar vardı. Şimdi uçsuz bucaksız okyanusun dalgaları altında yatıyorlar, çünkü su yavaş ve merhametsizce yükselmeye devam ediyor ve günün birinde gezegenimiz tamamen sular altında kalacak. Bu yüzden artık deniz seviyesinin çok üzerindeki bir uçuruma konan, denize açılmaya elverişli bir gemide yaşıyorum. Size az önce bahsettiğim sular altında kalan adaları ve ülkeleri, onlarla birlikte dalgaların altına batan yaratıkları ve harikaları anlatmayı teklif ediyorum.

İlk on üç buçuk hayatımın olaysız olduğunu söylersem yalan söylemiş olurum (ve herkes benim bir yalancı olmadığımı bilir). Peki ya Minik Korsanlar? Muzip Periler, Örümcek Cadı, Geveze Dalgalar, Mağara Cüceleri, Dağ Kurdu? Alp Canavarı,  Başsız Bollog, Bollogsuz Baş, Göçebe Mugglar, Tutsak Serap, Yetiler ve Bluddumlar, Sonsuz Hortum, Rickshaw İblisleri?

...



KİTAPLA İLGİLİ AZ AZ DÜŞÜNCELER


    Kitapla ilgili konuşmaya, onun önsözünden alınma birkaç cümleyle başlamak istedim. Hoşuma giden önsözlerden olmuştu ve bu önsözün Kaptan Mavi Ayı'nın kendi ağzından yazılan bir önsöz olması da beni cezbetti açıkçası. Kitap absürt denebilecek eğlenceli bir macera kitabı. Aslında çocuk kitabı olarak geçiyor ama bence çok çocuk kitabı da sayılmaz sanki. Çocuklar için biraz fazla kaçan yerleri olmuş. Ama dili gayet akıcı ve basit. Ama kitapta bahsedilen şeyleri beyniniz de canlandırmaya gelince ne basit dil ne de akıcılık çözüm oluyor.

    Yazarımız; Walter Moers ki aslında kendisi yazardan çok karikatürist ve bu yüzden kitap da hayal gücünü bir hayli zorladığı için okuyucuya ipucu olsun diye araya çizimler eklemiş. Ben kitabın bu havasını da sevdim. Her sayfa size yeni bir şeyler vaat ediyor. Bunu okudukça hissediyorsunuz. Aslında kitabın kapağından da bunu hissetmemek elde değil.

    Kitap edebi anlamda size bir şey katmayacak, bunu bilin. Sadece eğlenceli bir zaman vaat ediyor ki bu zaman 700 sayfalık, bol bol macera içeren, kurgusal bir otobiyografi olarak karşınıza çıkıyor.

    Mavi Ayı, kendisinin nasıl doğduğunu ve ebeveynleri varsa kimler olduğunu bilmiyor. Bir zaman kendini Zamonia Denizi’nin ortasında bir ceviz kabuğunun içinde buluyor. Ve böylelikle hayatlarını yaşamaya başlıyor. Zamonia, dünyada bulunan kurgusal bir kıta ve Mavi Ayı'nın maceraları bu kıtada geçiyor. Bu kıtada o kadar değişik canavarlar, yaşam formları var ki… anlatamam. Hele bir Profesör Nightingale var ki… kendisi bir ansiklopedi yazıyor ve bu ansiklopedi bulaşıcı bakteriler sayesinde Profesör'ün beyinlerinden Mavi Ayı'nın beynine bulaşıyor. Bu ansiklopedi karşımıza çıkan her şeyle ilgili bizi anında bilgilendiriyor. Çoğu zamanda iş işten geçtikten sonra bilgi veriyor!

    Evet yanlış okumadınız yukarıda 'beyinlerinden' dedim. Çünkü Profesör Nightingale yedi beyni olan bir Nokturnomat… O sadece ansiklopedi yazmıyor ve  birçok icadının yanı sıra Nokturnal Akademi'nin de tek öğretmeni! Burada hemen kitaptan bu bölümle ilgili bir alıntıya yer vereceğim...


    "...çünkü Profesör Nightingale bir Nokturnomat'tı, Nokturnomatlar Zamonia'daki (evrende değilse bile belki de bütün dünyadaki) en zeki varlıklardı. Günışığında IQ seviyeleri 4000'dir, ama karanlık çöktüğünde bu astronomik seviyelere ulaşırdı. Bu yüzden, Nokturnomatlar karanlığı tercih ederlerdi ve Nightingale` in Nokturnal Akademisi bu yüzden Gloomberg Dağları' ndaki karanlık ve karmakarışık mağaralarda yer alıyordu. Boş zamanlarında, profesör karanlığın daha karanlık yapılabileceği bir sistem üizerinde çalışıyordu. Bu amaçla, sadece kendisinin girebildiği karanlık bir oda kurmuştu. Kapıdan dinlediğimizde duyduğumuz sesler davetkâr olmaktan çok uzak olduğu için zaten içeri girmek gibi bir isteğimiz yoktu.

    Sıradan bir Nokturnomat'ın üç beyni vardır, yetenekli bir Nokturnamat'ın dört, dahi bir Nokturnomat'ın beş beyni vardır. Profesör Nightingale'in yedi beyni vardı. Biri kafasında, dördü kafatasının dışında büyümüştü, altıncısı normalde dalağının olması gereken yerdeydi. Yedincinin yeri ise öğrencilerinin arasında sürekli spekülasyona neden olan bir konuydu."



    Nightingale ve Nokturnal Akademi de, Mavi Ayı’nın sadece bir hayatında karşımıza çıkıyor. Diğer hayatlarında daha ne maceralar yaşadı bir bilseniz! Aslında tüm hayatlarında yaşadıkları bir şekilde diğer hayatlarına ince ince bağlanıyor en azından değiniyor. Genelde bizim Mavi Ayı’mız macera üstüne macera yaşıyor ve sürekli tehlikeli durumlarla burun buruna geliyor. Ve bir şekilde de bu durumlardan ucu ucuna kurtuluyor.

    Yazarın aslında başka kitapları da varmış. Hepsi de Zamonia denilen kurgusal kıtada geçiyormuş. Ama malesef bu kitaplar Türkçeye çevrilmemiş. Nedeni de sanırım çok okuyucusu olmamasından kaynaklı. Zaten bu kitabın da bildiğim kadarıyla tekrar basımı olmamış. Yani şu an okumak isterseniz bulamayabilirsiniz sanırım. Ama güzeldi. Ben sevdim. Absürtlük denince de ben işte! 😜 Seviyorum böyle kitapları. Eğlenceli bir zaman, farklı bir tat, beklenmedik şeyler çıkarıyor karşınıza...

    Bugünlük de bu kadar olsun... Kendinize iyi bakın. Tekrardan, iyi bayramlar...

19 Şubat 2026 Perşembe

TAMULİ - DAVİD EDDİNGS

 YİNE OKUNAN BİRKAÇ KİTAPLA GELDİM


    Merhabalar… Bugün karşınıza yine bir David Eddings eseri ve Elenium serisinin devamı olan Tamuli serisine ait üç kitapla geldim. Elenium serisi; bu seriden önce geçen, yine bir üçleme olan epik fantastik türünde kitaplardır. Bu seriyle ilgili yazıma cümlenin sonundaki emojiden ulaşabilirsiniz. 📖 Aklıma gelmişken o yazıda söylemeyi unuttuğum bir şey var. O da, bu kitapların maalesef güncel baskıları yok ve ancak sahaflardan temin edebilirisiniz. Şu anki kitap fiyatlarına bakınca da çok pahalıya gelen kitaplar değiller. Sadece iyi durumda olup olmadığı sıkıntılı olabilir. Bu ufak bilgiyi de verdiğimize göre gelelim kitaplarımıza...



İlk kitap, Ateşten Kubbeler…

    Bu kitapta yavaş yavaş karakterlerimizi yeni durumlarında ve aradan biraz zaman geçtikten sonra görüyoruz. Bazı değişiklikler var ama belli ki bir yerde hepsi yeniden bir arada olacaklar. Kitabımız bu şekilde yavaş yavaş başlarken bu sefer olayların geçeceği kıtanın Daresia Kıtası olduğunu görüyoruz. (Elenium serisi Eosia Kıtası’nda geçmişti.) Daresia’da karışıklıklar var ve kıtanın imparatoru bu karışıklıklardan dolayı Sparhawk’tan yardım istiyor. Kahramanlarımız birleşe birleşe ve yeni olayları görerek bir kıtadan başka bir kıtaya yolculuk ediyor. Bu yolculukta fark ediliyor ki bu karışıklık aslında sadece Daresia Kıtası’nda olmuyor, tüm dünyada ortaya çıkan benzer olaylar var.

    Dikkat!!! Burası kitap hakkında biraz spoiler içerebilir...

    Kitabın sonuna doğru Tamul Ülkesi’ne ulaşıyoruz ve göstermelik ufak bir olay oluyor ama bu asıl olayı paravan eden bir gösteri olduğundan kahramanlarımız Elenium’da sakladıkları Safir Gül’ü tekrar ortaya çıkarmaya karar veriyorlar. Dünyanın bu güce yeniden ihtiyacı var.

    Birinci kitap bu şekilde son buluyor. Burada söylemek istediğim bir şey var. Kitapta karşıma sürekli çıkan iki terim, Parıldayan İnsanlar ve Saklı Şehir… Bu iki terim özellikle kitabın sonlarına doğru iyice gözüme battı. Bunun bir diğer sebebi de serinin ikinci ve üçüncü kitabının adları olmaları. Yani bu terimlerin olduğu cümleler, serinin devamı için ipucu veriyor olabilir diye düşünmekteyim. O yüzden aşırı dikkati çektiler.



Şimdi sırada serinin ikinci kitabı olan, Parıldayan İnsanlar’da…

    Sonunda bahsedilen Parıldayan İnsanlar’ı gördük, bildik ve öğrendik. Hatta bu kitapta asıl komployu ve bu komplonun ardındaki asıl kişiyi de öğrendik, Parıldayan bir insan sayesinde… Bu komplo taaa Elenium serisine kadar gidiyor ve o seride olan olaylar bile buzdağının görünen kısmıymış sadece!.. Ondaki olayların bile esas nedeni bambaşkaymış. Kurgu öyle bir çözüldü ki David Eddings’e hayran olmamak elde değil. Yani bu kitabı ilk kitaba göre daha çok sevdim…

    Kitabın sonu Ehlana’nın kaçırılmasıyla bitti ve ben bir anda kitabın bittiğini bile idrak edemezken öylece kalakaldım. O kadar beklemiyordum ki… Tabi ki hemen serinin son kitabına da böylelikle başlandı.

    Ayrıca bu kitapta yenilmez bir canavar da çıktı karşımıza ve onu da ancak Safir Gül yenebilirse yenebilir. Safir Gül de ne Safir Gül’müş arkadaş… Onun da çok farklı bir şey olduğu ortaya çıktı. Zamanında çok hafife almışız! Onun bir varlığı yani bir bilinci var, kesinlikle sadece gücü olan bir nesne değil.

    Parıldayan İnsanlar, esas kurgunun arkasında kalan gizli şeyleri ortaya çıkardı. Merak edilen hemen hemen tüm soruların cevaplarını verdi ve resmen bizi son kitaba adım adım hazırladı. Son kitapta ortalık karışacak belli ki!!!



Hadi o zaman şimdi de son kitaptan bahsetmeye geçelim; Saklı Şehir…

    Bu kitabın başında herkes kaçırılan Ehlana’yı bulmak için seferber olmuş durumda. Kahramanlarımız grup grup dağılıyor ve hikaye birkaç yoldan ilerlemeye başlıyor. Grupların arasındaki bağlantıları ve her grubun ayrı ayrı edindiği bilgiyi birbirine ileten Çocuk Tanrıça Apharel… Bu karakteri de özellikle bu kitapla birlikte çok çok çok sevmeye başladım. Her yere, her şeye yetişiyor gerçekten…

    Kitabın dinamiği hiç durulmadı desem yeridir. Son sayfalarda duruldu ve tabi ki o da bu evrene bir veda olduğu içindi. Vedalar hep hüzünlüdür ve bu vedada çok farklı değildi.

    Çok hızlı bir okuma oldu benim için ve olaylar da o hızla akıp gittiğinden bu kitapla ilgili çok konuşamıyorum ama bizi şaşırtan yine birkaç şey oldu. Bütün şaşırmalarımı ikinci kitapta kullandığımı sanıyordum halbuki ama yazar ne yapmış etmiş, son kitaba da yine sürpriz ögeler atmış. Kurguyu da iyice geliştirip harmanlamış ve nihayete erdirmiş. Tabi o nihayete erdirince bize de geriye veda etmek kalıyor, zor olsa da… O kurguyu, o dünyayı, o evreni geride bıraktık, hüzünle…



9 Şubat 2026 Pazartesi

ELENİUM - DAVID EDDINGS

 

Okuduğum Birkaç Kitap Sizlerle...

    Merhabalar...

    Bugün David Eddings’in Elenium adlı kitap serisiyle ilgili biraz konuşacağım.

    David Edding eserlerini okumaya geçen yıl başladım ve Belgariad ile Malloryon serilerini okudum. Yazarın dilini oldukça beğendim ve bu yüzden diğer serilerine de başlamam gerektiğine karar verdim. Bu yıl da üçlemeleri okuyacağım diye sahaflardan önce bir alışveriş yaptım ve çok hayal kırıklığına uğramadan kitaplara kavuştum.

    Böyle ufak bir bilgilendirmeden sonra gelelim Elenium'un ilk kitabı olan Elmas Taht'a... Başlangıç kitabı için güzeldi ama içine girdiğimiz dünya çok belirgin değildi. Umarım diğer kitaplara bırakmıştır bu belirginlikleri yazarımız. Çünkü yazarın daha önce okuduğum kitaplarına kıyasla dünyayı oturtmak için biraz zorlandım bu sefer açıkçası. Kafam biraz karıştı çeşitlilikten ama fantastik seven bir kişi olarak beni tatmin etti açıkçası. Kurgusu, macerası, olayları, olay örgüleri, entrikalar, siyaset, din vs. Yani her şey işin içinde vardı.

    Kitabın içeriğine bakarsak biraz; bir adet zehirlenmiş bir Kraliçe’miz var ve bunu bir din adamının yaptığı biliniyor ama öncelik Kraliçe’yi kurtarmak olduğu için seçilmiş birkaç kahraman bu arayışa girişiyor. Onları bu yoldan döndürmek isteyen birçok olay oluyor ve bunlarla da baş etmek zorunda kalıyorlar. Bu kitabın yüzeyde görünen ve hareketi sağlayan kısmı. Esas kurgu ve olay örgüsü alttan alttan gelişiyor gibi... ufaktan o da kendini hissettiriyor.

   Serinin ikinci kitabı; Yakut Şövalye… Bu kitapta da hala Kraliçe’nin hayatını kurtarma araştırması devam ediyor ama bu sefer bir şekilde Kraliçe’nin hayatını kurtaracak olan şeyi tam olarak öğreniyor kahramanlarımız. Şimdi ise onu bulmak ve elde etmek kalıyor geriye ve bu da demek oluyor ki yeni maceralar önümüzde bizi bekliyor.

    Kahramanlarımız amaçları için yola koyuldukları her seferinde onları yollarından döndüren kasıtlı veya kayıtsız birçok olay oluyor. Çok şanssızlar... Ama gerçekten aşırı şanssızlar! 😏

  

    Karakterler bu kitapta daha iyi oturdu ve her karakteri farklı farklı özelliklerinden dolayı ayrı bir sevdim. Ama karakterlerin isimlerini yazar bilerek mi bu kadar benzer seçmiş acaba? Hızlı okuyunca birbirine karıştırdım bazı karakterleri!

    Sonlara doğru bu kitap Yüzüklerin Efendisi’ni çokça anımsattı ve sonunda tahmin ettiğim bir karakterin gizemi çözüldü.

    Esas karışık olan kurgu da hala yavaş ilerliyor. Sanırım o olayın tümü son kitapta gerçekleşecek.

    Şimdilik biz Kraliçe’yi iyileştirecek olan şeyi bulduk ve Kraliçe’yi iyileştirmeye gidiyoruz.

    Bir de son olarak diğer kitaba göre daha esprili bir dil vardı. Çok güldüğüm yerleri oldu ve bu benim çok çok hoşuma gitti. Çünkü espriler gayet iyiydi. 😅

    Üçüncü kitap Safir Gül… Serinin son kitabına gelirsek eğer ufaktan... İlk olarak söylemeliyim ki, Kraliçemiz Ehlana’yı sonunda kurtardık. Ve iyi ki de kurtarmışız. Ehlana, okuduğum kurgu karakterler arasında en sevdiklerimden biri olabilir. Diplomasisi, güçlü oluşu, zekâsı ve bunların hepsini genç bir yaşta elde etmesi bakımdan övülecek bir karakter.

    Bu kitap, bir bitiş kitabı olarak bize her şeyi anlatarak bitirdi ve kitabın bir yerinden sonra David Eddings tarzını yine konuşturdu, yarattığı dünyayı mantık çerçevesinde bize anlattı. Yakut Yüzükler ve Safir Gül’ün esrarengizlerini açıkladı. Tabi ben size ne Safir Gül’den ne de Yakut Yüzükler’den bahsettim şu ana kadar. Bunları daha önce söylememe sebebim de bu konular ilk iki kitap için spoiler olabilir olması. O yüzden bu yazının geri kalanını bunu dikkate alarak okuyunuz.

    Şimdi gelelim ilk olarak Safir Gül’e… Bu yüzeysel olarak adı üstünde, safirden yapılmış olağanüstü güçlere sahip bir gül ve Kraliçe Ehlana’yı iyileştiren esas nesne. Kahramanlarımız ikinci kitapta bu nesneyi araştırmaya başladılar. Yakut Yüzükler ise, Safir Gül’ün gücünü açığa çıkarmakta kullanılıyor. Yani aslında Safir Gül tek başına bir şey yapamıyor. Onun içindeki gücü açığa çıkarabilmek için iki yüzüğe de ihtiyaç var. İşte bu kitapta hem Safir Gül’ün hem de Yakut Yüzükler’in tam olarak nasıl oluştuğunu, neden oluştuğunu, amacının ne olduğunu ve esas gücünün nereden kaynaklandığını öğrendik. Dolayısıyla da esas olayın patladığı ve çözüme kavuştuğu bir final kitabı okuduk.

    Yazının bundan sonrasında seri için genel bir yorum yapacağım. Karakterlerin hepsini ayrı ayrı sevdim. Hepsinin şahsına münhasır sevilecek tarafları vardı. Sparhawk ana kahraman ve tam olarak ana kahraman olmuş. Yani demek istediğim bir idealizm olarak kesinlikle var. İnsani özellik çok göremedim (duygular, hisler Sparhawk’ta çok belirgin değildi bence) ve o insanı özellikler daha çok yan karakterlere yansımış gibiydi.

    Zaman Çarkı... Neden zaman çarkı dedim bir anda?! Çünkü Zaman Çarkı’yla benzeyen tarafları vardı. Yazarın okuduğum diğer iki serisinde de bu benzerliği hissettim. “Demek ki Robert Jordan’da David Eddings’ten etkilenmiş,” dedim hatta kendi kendime. Eğer bu doğru bir tahminse, iyi ki de etkilenmiş…



    Sonuç olarak, güzel kitaplar okudum yine ve çok memnun kaldım. Şimdi bu serinin devamı olan Tamuli serisinin ilk kitabını okuyamaya başladım ve bu dünyayı henüz terk etmeye hazır hissedemiyorum kendimi...

    David Eddings’in tarzı da ayrı bir zevk veriyor. Okumayı sevdiğim yazarlardan oldu kendisi de…

Ufak Bir Hikaye...

AMATÖR YAZARDAN HİKAYELER -2-

BİR AİLE MESELESİ 16.08.2025/17.08.2025 7   Ben masada oturmuş sadece konuşulanları düşünmeye başlamıştım. Çevremdeki üç insan da ko...