BİR TÜRK YAZARDAN KAFA YAKAN ÜÇLEME
Merhabalar…
Biraz
yoktum ortalarda ve bu sürede kendimi kaptırdığım, gerçek dünyayla iletişimimi
koparan bir üçlemeyle zaman geçirdim. Bugün de o üçleme hakkında konuşacağım.
Bu kitaplarla ilgili anlatılacak çoooook fazla şey var. Uzatmadan başlamak gerek sanki...
Öncelikle şunu belirtmek isterim. Ben
bir kitabı okurken o andaki düşüncelerimi, notlarımı bir yere yazar. Sonradan
onları toparlayarak bu yazıları kaleme alırım. Bu yazım da o şekilde olacak.
İlk olarak Korneylyus’un Ezgisi ile ilgili onu okurken aldığım düşünceler
olacak. Sonra Şedaraban, ondan sonra Dokunulmaz ve en son da kitap ve yazarla
ilgili genel düşüncelerimi anlatacağım. Daha önceki kitap yazılarıma göre uzun
olabilir. Çünkü yukarda da dediğim gibi çok fazla konu, karakter, yaşam, hayat
ve düşünceler mevcut. düşünce kısmı bana ait. 😄
Başlayalım mı?
Kornelyus'un Ezgisi
Bu
kitap aslında üçlemenin ilk kitabı sayılmayabilir, bunu belirtmeliyim. Yani okumaya
Şedaraban ile de başlayabilirsiniz. İlk kitabın çok bir önemi yok, sadece son
kitap Dokunulmaz. Bunu bilin, buna göre okuyun. Ben Kornelyus’un Ezgisi ile
başladım. O yüzden benim sıralamam o şekilde. Ama söylemeliyim, benim için
ideal okuma sırası da buymuş. Çünkü ilk Şedaraban’ı okuyup sonra Kornelyus’un
Ezgisi’ne başlasaydım adapte olmakta bayağı bir zorlanacakmışım. Bunu yazarın
dilinden dolayı söylüyorum. İki kitap da farklı karakterlerle ilerlediği için
kitapların dili de dolayısıyla farklı. Yazar bunu çok iyi vermiş. Kornelyus
karakterinin kafası normal olmadığı için anlatımı da normal şekilde akmıyor
maalesef.
Kitaplarımızın
yazarı Türk; Nedret Kılıç… Ama aslına bakarsanız kitabın içeriği sanki bir Türk
Edebiyatı gibi değil de yabancı bir yazarın elinden çıkmış gibi. Lütfen bunu
yanlış anlayıp da Türk yazarları yeterli bulmadığımı düşünmeyin. Tıpkı bu
yazarımız gibi çok iyi yazarlarımız var. Sadece kitabın içeriği konusu
bakımından ben yabancı yazarların tarzına daha çok benzettim. Çünkü Türk
yazarlardan bu tarzda çok iyi bir
kitap okumadım daha önce.
Kitabın
farklılığına gelirsek... içinde birçok farklı konularla ilgili birçok bilgi var
ve bu kısımlar benim kitapta en çok okumayı sevdiğim bölümler oldu. Diğer
bölümler resmen bir felsefe öğretisi gibiydi ve bu beni aşırı zorladı. Hem
düşünme olarak hem de okuma olarak. O kısımlarda düşünmekten dolayı okuma hızımda
düştü.
Ama
benim kitapla ilgili asıl sorunum belirsiz olması. Kitap mistik ve biraz
masalsı ama karanlık bir masal... kitabın bazı bölümleri neredeyse ruhunuzu
emiyor. Karanlık basıyor ama sonra bir bakıyorsunuz evrenle bütünleşmişsiniz.
Sizi duygudan duyguya histen hisse ve en önemlisi de düşünceden düşünceye
sürüklüyor.
Kitabın
bu karanlık masalsı havası biraz yazım biçiminden de kaynaklanıyor. Kimi yerler
düz yazı iken kimileri şiir tarzında akıyor. Ama düzyazı kısımları da bir o
kadar şiirsel...
Bu arada bir parantezle araya gireceğim...
Benim anlamadığım, üstüne uzun uzun düşünüp çözemediğim kitaplarla ilgili
sorunlarım var arkadaşlar. Böyle kitapları içerik olarak aşırı beğeniyorum ki beni
düşünceden düşünceye sevk ederken yeni birçok şey katıyor ve her şeye farklı
bir gözle bakıyorum. Bu durum hoşuma gider. Çünkü bir şeyler keşfetmiş, yeni
bir şeyler öğrenmiş oluyorum. Ama diğer yandan sonuca ulaşmayıp ucu açık kalan
ve aşırı düşüncelerde boğulmama sebep olarak biten böyle kitaplarda da
dellenmeye başlıyorum. Bu durumda hoşuma gitmiyor, kısaca. Ama gel gör ki iki
hissiyatı yaşatan da genelde tek kitap olur. Felsefe, psikoloji ağırlıklı
kitaplar....
Ve
evet Kornelyus’un Ezgisi de böyle bir kitaptı... Hem sevdim hem sevmedim ama
devam iki kitabı daha var. Belki onları okuyunca bir şeyler çözülür ve ben
sevdiğime karar veririm. Dürüst olursam sevdim aslında. Ama o sonu, çözemediğim
için deliriyorum. Bu kitabı okuyan ve anlayabilen varsa bana anlatsın.
Gerçekten benim düşüncelerim bir türlü sonuca varmadı. Aslında düşündükçe ufak
ufak varıyorum gibi de oluyor ama olmuyor gibi de. Sürekli bunu düşünemem ki
ben?! Takıntılıyım da, maalesef! “Ama belki yazar da aslında varmamıştır
sonuca...” deyip kendimi rahatlatmaya çalışayım burada!
Okurken
kafam çok dağıldı ve aslında bazı yerlerinde de aşırı odaklandığımı
söyleyebilirim.
Ben
şimdilik araya günlük bir öykü alacağım ki biraz kafam dağılsın. Sonra yazarın
ikinci kitabına başlayacağım.
Sonuç
olarak kitap yukarıdan da anlayabildiğiniz gibi değişik... O yüzden kitabın içeriğini
anlatamıyorum. Ama şöyle bir şey söyleyebilirim sanırım:
Kornelyus’un
Ezgisi; atalardan başlayan bir hikayede, sülalenin son temsilcisinin
yaşadıklarına değiniyor. Gerçek, mistizm, psikoloji, felsefe ve karanlık bir
masal tadında karışık bir şekilde ilerliyor. Okurken çok fazla karakter ve
onlarla ilgili birçok olay oluyor. Bu anlatılanlar bir yerde sonuca bağlanacak
ama o sonuç burada değil!
Şedaraban
Bu
kitapta, ilk kitaptaki karakterlerle az çok bağlantılı ama farklı kişilerin
hayatını okuyorsunuz ve bu kitap Kornelyus’un Ezgisi’ne göre daha akıcı. İlk
kitaptaki o felsefe ve psikolojik yoğunluk bu kitapta çok fazla yer almıyordu.
Daha çok olaylar vardı ve dolayısıyla dili daha akıcıydı. Ama kitabın sonu sizi
çarpıp geçiyor resmen. Hiç beklenmeyen bir sonla vuruluyorsunuz. Halbuki
kitabın sonu da ilk sayfadan belli ama öyle olmuyormuş o iş…
Bu
kitapta ilk defa karşımıza çıkan Anton karakterinin kitabın başında intihar
ettiğini görüyoruz. Ama bu aşamaya nasıl geldiğini, hayatının nasıl aktığını ve
onunla birlikte çeşit çeşit bir sürü karakterlerin de hayatını okuyoruz. Sonuç
değişmeyecek, Anton öldü(?). Ama ölümünün ana sebebi kitabın sonuna kadar saklı
sürüyor ve son sayfa da resmen beyninizde patlıyor okuduğunuz o kelimeler.
Kitapta da orada bitiyor.
Kitapta
yine birçok şeye değinmiş yazar. İlk kitaptan farklı konular ama bir o kadar da
gerçek hayattan konular.
Anton
karakterine üzüldüm özellikle kitabın sonunda. Ama yine de bu kitapta en
sevdiğim karakter Nora oldu benim için… Bunun nedenleri var ama burada
söyleyemeyeceğim nedenler. Kitapları okumalısınız yoksa sürprizi kaçar.
Şimdi
sıra son kitaba geldi. Bakalım beni neler bekliyor? Her şeyi bir çözüme
kavuştaracak mı, sona bağlayacak mı yoksa daha beter karıştırıp, “Gerisini de
sen bul,” deyip beni ortada bırakacak mı yazar… açıkçası merak içindeyim.
Son
kitaba geçmeden araya yine ince bir kitap attım. Çünkü benim için yine
sindirilmesi gerekiyor bu kitabın da. Yine bir müddet kitap hakkındaki
düşüncelerimle baş başa kalmalıydım.
Dokunulmaz
Bu
kitapta da yeni yeni karakterler eklemiş yazar. Bu kadar çok karakter olması
biraz yordu açıkçası. Az biraz kafa karışıklığı oldu ama daha çok yordu. Yani,
“Gerek var mıydı?” dedim. Gerek varmış, okudukça anladım. Bu kadar çok
karakterin hayatlarının birbirine karışmasını okumak ilgi çekici bir deneyimdi
benim için. İlk iki kitaptaki karakterlerin olsun, bu kitaptaki karakterlerin
olsun, ufak bir bağlantısı illa ki var.
Ama
bu kitap diğer iki kitaba göre daha bir dünyevi geldi. İlk kitap felsefe
ağırlıklıydı. İkinci kitap ise sanat ağırlıklı diyebilirim sanırım. Bu kitap
ise daha siyasi, tarih ve daha elle tutulur olaylarla aktı. Ama ne akmak…
Çözüldü sandım, bozuldu. “Hadi be’” dedim, belli oldu. Anladım bir ara kitabı,
bir iki eksik vardı. Onları çözecek dedim. Karmakarışık yaptı. “Ya yazar, dalga
mı geçiyorsun?” dedim. Ama gayet ciddiydi belli.
Kitabı
okurken ilk iki kitabı unuttum bir ara. Sanki sıfırdan bir kitap okuyor
gibiydim. Hangisi gerçek, hangisi değil durup düşündüm hatta bazen. “Boşver,”
dedim sonra. “Oku, aksın gitsin işte…” En son öyle de yaptım ve kitabın ritmine
kapıldım.
Kitapları
okurken aklımda sürekli düşünceler de akıyordu bir yandan. Durup bir yerinde
kitabın düşüncelere dalıyor o düşüncelerimi not alıp tekrar okumaya devam
ediyordum. Tabi ki düşüncelerim okuduğum kitap ve kurgusuyla ilgili… O düşüncelerin
birisi de bu kitapta, “Neden ilk iki kitabı yazdın, direkt bunu yazsaydın ya,”
oldu. Bir de son kırk sayfayı ayrı bir kitap yapsaymış. Daha muhteşem olurmuş.
Bence o sayfalar ayrı bir kitap olmayı hak etmiş. Ben isterdim.
Bu
kadar kafa karışıklığına rağmen kitapları sevdim. Delirtse de hoşuma gitti. Ama
esas sevmemi sağlayan sanırım yine o son kırk sayfa oldu. Ve seride neden
bilmiyorum ama Dokunulmaz’ı daha çok sevdim. Ana karakterleri daha iyi
tanıyabildiğimiz için belki de. Yani tam tanıma denmez buna ama onları sanki
ilk iki kitapta bu kadar çıplak tanımamıştık, karakter olarak. Ve evet yazar
çok iyi ruh hali analizleri yapmış. Karşımdaki her karakter gerçek gibiydi. Ne
kadar gerçek olmalarını istemesem de çoğu zaman…
Ve
son bence çözüldü. Ben bu sonu kabul ediyorum. Kafa karışıklığım gitti. Olayları
anladım. Mantıklı bir çerçeveye oturdu, kendi içinde. Evet rahatım ve okuduğum
için aşırı memnunum. İlk kitapta bayağı zorlamıştı ama bu son kitapta onu
telefi etti.
Genel olarak üçleme ve yazar hakkında da biraz konuşayım ve sonra bugünlük final yapalım yazımıza...
Öncelikle
teşekkür ediyorum yazara. Emeği çok büyük. Bence bu kitapları yazarken de
özveride bulunmuş çokça. Çok uğraşmış, araştırmış, incelemiş; kendi kafasının ve
karakterlerinin kafasının içinde bizi dolaştırabilmiş. Değişik kafaları olan yazarlardan
ve bu kesinlikle bir iltifat!
Kitabın
içeriğindeki konuların, karakterlerin daha ayrıntısına girilse nerden baksanız
on kitap daha çıkarmış karşımıza. İsteseniz bu yapılırmış. Ama yazarımız kendi
tarzını konuşturmuş ve bu şekilde yapmış. İyi de yapmış. Az ama doyurucu olmuş
Öz demiyorum çünkü öz kelimesi kesinlikle uymuyor.
Kitabın
konusunu söylemiyorum. Çünkü kitapların üçünün birden konusunu ilk iki kitapta
seziyorsunuz ama son kitapta açıkça belli oluyor. Bakın olay değil, konu diyorum!
Demem o ki okuyacaksanız birçok şeyi düşünüp taşının öyle karar verin. İlk
başta sizi bir delirtecek, buna hazırlıklı olun mesela; boş bir okuma
olmayacak, dünyadan harbi harbi kopacaksınız. Bunu göze alın ve kitapların
hakkını verin. Yoksa çok haksızlık olabilecek, değerinin anlaşılması kolay
olmayacak kitaplardan. Okunulması gerekiyor ama bilinçli bir şekilde. Naçizane tavsiyemdir.
Yazarın kafa yapısını görün, görmenizi isterim ve üzerine sizinle derinlemesine
sohbet etmek, fikir alışverişinde bulunmak, deneyimlerimizi karşılaştırmak beni
aşırı memnun eder. Çünkü bunlar tam da öyle kitaplar; üzerine konuşulması,
düşünülmesi, paylaşılması gereken kitaplar… Ama kendinize uygun olup olmadığına
siz karar vereceksiniz.
Son
olarak merak edenler için kitap, biraz Böyle Buyurdu Zerdüşt, biraz Puslu
Kıtalar Atlası ve biraz da Agota Kristof’un Büyük Defter/Kanıt/Üçüncü Yalan
üçlemesini andırıyor. Hepsinin karışımı gibi bir şey. Bu saydığım kitapları
okuduysanız bu üçlemeye güzel referanslar olabilir. Kendiniz karar veriniz…
Ama
ben bu üçlemeden gönül rahatlığı ve oldukça memnun şekilde ayrılıyorum.
Teşekkür ederim, Nedret Kılıç… bana böyle bir deneyim yaşattığın için!