Hakkımda

Fotoğrafım
Çaylarınızı kapıp gelin ve sizinle güzelce bir muhabbet kuralım. Hayattan birazcık kopmaya hakkınız olsun değil mi? Bakmayın sayfamda çok aktif olamadığıma ama siz gelirseniz eğer, bu sayfamda daha çok aktif olmamı gereltirecek ve işte o zaman beraberce bir şeyler başarmış olacağız. Dikkat edin; biz diyorum, ben değil! Çünkü bu sayfayı ben oluştursam bile sizsiz hiç bir şey başarılı olamaz. Unutmayın ki, ilk başta ben bu sayfayı kendim için kurmuş olsam da, daha sonra paylaşacak kimsem olmadığı için bana hiç bir yararı olmadı. Bu yüzden size ve paylaşacaklarımıza ihtiyacım var. Haydi o zaman, daha ne bekliyorsunuz! Bir çay koyup gelin yanıma, daha paylaşacak bir çok şeyimiz var. :)
yazmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yazmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Nisan 2026 Cumartesi

SAATLİK PAYLAŞIM '1'

 

 Yeni Bölüm Aktifleştirme Eylemi


    Blogda çok daha yeni bir bölüm oluşturdum, deneme amaçlı. Hala daha denemede ama bu bölüme bir yazı daha eklemek istedim bugün. Saat 16:46 ve başlıyoruz.

    Yarın normalde çay sohbeti yapacaktık. Hala daha yapabiliriz belki ama yapamaya da biliriz. Çünkü yarın ben başka bir yerde olacağım. Bütün gün olmasa bile günümün çoğunu alacak bir etkinlik bu. Size daha önce bahsettim. Bir kitabın düzeltmelerini yapmıştım ve yarın o kitabın imza günü var. Kitapta benim de emeğim olduğu için yarın o etkinlikte olacağım. Hemen hemen beş, altı saat orada olma ihtimalim var. Arkadaşlarıma da haber verdim. Benim için gelecek olanlar var. Sohbet, muhabbet falan güzel bir gün olacak diye düşünmekteyim. Tabi biraz da yorucu belki. O yüzden akşam çay muhabbetimizi yapabilir miyiz, bilemiyorum. Benim yorgunluğuma bağlı açıkçası biraz. Hemen burada saat vereyim, 16:51.

    Yarın blogda yazı olmama ihtimaline karşılık size haber vermek istedim. Ama bu duyuru da sayılmaz. Çünkü kesin belli bir durum değil. İhtimal yani... Bu yüzden bu yeni bölümü kullanayım dedim. Buraya da ekleme yapıp geliştirirsem güzel olacak gibi hissediyorum. Kısa yazılar için de uygun gibi burası. Bu arada saatimiz 16:53 oldu ve minik sohbetimize devam diyorum.

Nasıl olmuş görsel? Bundan sonra bu bölümde hep bu görseli kullanabilirim.

    Biliyorsunuz genelde yazılarım ortala uzunlukta oluyor. Ne çok kısa ne de çok uzun. Ama bazen kısa kısa yazmak istiyorum. İleti gibi... size o andaki güncel durumu belirtmek istiyorum ya da o an ne hissettiğimle ilgili bir şeyler paylaşmak istiyorum. İşte şimdi böyle isteklerim için bir bölüm oluşturdum. Burada sadece benim yazarak paylaşmak istediğim duygu durumları, düşünceler, aklıma takılanlarla ilgili zaman aralığı vererek kısa ve doğaçlama yazılar olacak. Biraz interaktif gibi yapmaya çalıştım, çok olmasa da. Saatler onu vurguluyor bir nevi.

    Saat demişken, tam 17:00. en son verdiğimden biraz zaman geçmiş. Çünkü üstteki paragrafta cümlelerin ipini çok kaçırdım ve toparlaması çok zor oldu. Akışına göre yazmanın zorluğu da bu oluyor biraz. Çünkü kafamdan akan kelimelere ellerim yetişemiyor. Bir kelime yazarken ellerim, beynim çoktan cümleyi bitirmiş olunca cümlenin sonunda kalıyorum. Ve tekrar başa.... Şu son cümleyi yazarken de aynısı oldu ama geri dönüp o cümleye tekrar bakmayacağım. Umarım güzel toparlamışımdır.

    Saat 17:03. Bitirelim mi? Kısalığı iyi mi yazının? Yoksa devam mı? Ben yazsam da yine bu yazıyı siz de okuyorsunuz sonuçta ve size fikrinizi her zaman soracağım. Bu yazılar pek sohbet olmuyor ya da sohbet havasında ilerlemiyor ama siz okuyorsunuz ve bu önemli kısmı...

    Tamam. Biraz daha yazıp ondan sonra bitireceğim.

    Şimdi yarın malumunuz biraz sosyalleşeceğim o yüzden kitaplara da ara vermem gerekiyor. Bir itiraf... bu aralar az kitap okuyorum, hatta okuyamıyorum. Kitaplarla alakalı değil yine benim ruh hallerimle alakalı. Ve evet; ruh halim değil, ruh hallerim. Maalesef bu aralar öyle bir dönemdeyim yine ama yakında toparlayacağımı düşünüyorum. Hatta çok yakında da toparlamayı umuyorum. Saat, 17:08...

    O yüzden artık yazımızı bitiriyorum ve düzenlemeye geçiyorum. Düzeltmeden önce son saat, 17:09.

    Düzenleme sonrası son saat, 17:19.

3 Nisan 2026 Cuma

-YAZSAM ROMAN OLUR 5-

 O çok sevdiğin filmin en can alıcı sahnesinde devreye sen giriyorsun ve...

    "Durun! Bu filme daha fazla devam edemeyiz!” diyorum. “Çünkü bu film benimle alakalı değil! Lütfen sayın yetkililer bu filmden vazgeçip benimle ilgili bir film yapar mısınız?” diyorum biraz sahte bir alınganlıkla.
    Oysa normalde kendini bu kadar beğenmiş birisi değilim ama zaman zaman insanın buna ihtiyacı oluyor.
    Aslında benim hakkımda ya da yaşamımla ilgili bir film yapılsın istemem. Çünkü bu film bayağı sıkıcı olurdu. Bir kere hiçbir kategoriye uymazdı. Macera olmaz, polisiye değil, dramdan bayağı uzak, romantik hiç değil, fantastik, bilimkurgu ele bunları da… Komedi belki biraz ama tam olarak bu da değil, belki biyografi ama ünlü birisi olmadığım için izlenecek bir film olmazdı. Yapımcılar zarar eder ve bana tazminat davası açarlar. sonra ben iyice bitik olurum. En azından şu an durumum iyi. Demem o ki ne gerek var şimdi filmle uğraşmaya?
    Ama benimle ilgili değil de aklımdan geçen çeşit çeşit kurgudan birisi ile ilgili bir film yapılmasını isterdim. Daha başarılı olacağına inandığım nice eserlerim var. Hatta yarıda kalmış daha da çok eserlerim...

    Neyse… biz bu konuya nereden geldik? Ah, doğru konu başlığından; “O çok sevdiğin filmin en can alıcı sahnesinde devreye sen giriyorsun ve…
    Aslına bakarsak sevdiğim birçok film olduğu için bu konuda farklı farklı birçok şey yazabilirdim. Ama sıkıntım, hangi filmi seçeceğim kısmı. O yüzden konuyu dağıtıp esas olaydan kaçma derdindeyim şu an! Ki onu da yapamayıp her şeyi itiraf da etmiş bulundum…
      Olsun…
      Ama cidden çok sevdiğim çok film var.
    Hangisini seçip de en heyecanlı sahnesini bulup kendimi oraya dahil etmem için bayağı düşünme süreci gerekiyor ve ben şu an o ruh halinde değilim. Benim şu an düşünmem değil eyleme geçmem ve bir an önce yazıya başlamam gerekiyordu. Bu ihtiyaç, yazma ihtiyacı…
     Ayrıca bir filmde tek bir heyecanlı sahne yok ki, birçok var!
     Düşünme süreci artıyor...

    Yani sonuç olarak diyorum ki, bu konu başlığını es geçiyorum. Böyle bir yazıyla da ortamı kaynattım ve kaçıyorum hemen!!!

10 Şubat 2026 Salı

-YAZSAM ROMAN OLUR 4-

 

 Simit ile çayın ilişkisinin nasıl başladığını anlat.

    "Simit ve çayın ilişkisinin nasıl başladığını anlat," diyorsun bana. Ama sen buna sadece bir ilişki dersen ben onların aralarındaki bağı sana tam anlamıyla anlatamam ki! Çünkü onların ilişkisi bizimki gibi değil. Aralarında ilişki var, aşk var ama onların bu bağlılıkları biz insanlardan çok farklı bir boyutta. Ama yine de ben seni kırmayacağım ve elimden geldiğince sana simit ve çayın birbirine olan bağlılıklarının başladığı anı anlatmaya çalışacağım.


     Aslında onların hikâyesi çok da farklı bir şekilde başlamaz. Öyle düşündüğün gibi destansı ya da efsanevi bir aşkları yoktur. Aslına bakarsan sıradan, platonik bir aşk hikâyesi olarak başlar.

    Tabi ki platonik olarak ilk vurulan taraf kanı sürekli kaynayan, ince belli, al yanaklı, al dudaklı çayımız oldu. Çay, simidi görür görmez ona o an tutuldu. Simidin o sert görünen ama aslında yumuşacık olan ruhunun hamuruna hayran olmuştu ve çayın gözü artık bir tek simidi görür olmuştu.

    Simit, çayın kendisine olan bu ilgisini bir zaman sonra fark etti, etmesine ama çaya karşı bu ilgiyi fark etmemiş gibi davrandı. Aslında simit kendi aklınca çayla dalga geçiyordu. Çünkü çayın kendisine olan ilgisinin bir zaman sonra biteceğine adı gibi emindi ve bu ilgi kaybının ne kadar sürede gerçekleşeceğini merak ediyordu. Çünkü daha önce yine onu göz hapsine alan niceleri, bir zaman sonra ondan bıkıp başkasına gitmişti. Ayran mesela; "Sen sıcaksın, ben ise soğuğum. Biz anlaşamayız," demişti. Bunun ardından susamlarının neredeyse hepsini kaybedecek kadar bir ayrılık daha yaşamıştı; üçgen peynir… Onun ayrılığı en kötüsüydü. Çünkü simidi hiç anlayamamış, onu tanımak bile istememişti! Sadece, "Ben yumuşağım ve hemen eriyiveriyorum ama sen sertsin," demişti. Oysaki o simidin içinin yumuşak olduğunu bile fark edememiş, onu hiç tanıyamamıştı.

    Şimdi ise yine onu göz hapsine alan başka birisi daha çıkmıştı karşısına; çay… Bakalım bu ne kadar dayanacaktı simide ve bu çay denilen ne kadar sürede gidecekti simidin yaşamından?


    Ama simidin bilmediği bir şey vardı. Çay ondan başkasına hiç bakmıyordu ve düşüncelerinde de simitten başkası yoktu. Ama çay kendinde simitle konuşacak cesareti de bir türlü bulamıyordu yine de pes etmeden bekledi, bekledi, bekledi…

    Çay beklerken, simit ise çayın inadının kırılmadığını aksine kendi inadının kırıldığını geçen her zamanla beraber görüyordu. Bu yüzden bir yerde artık simit dayanamadı ve sanki çaya daha önce hiç bakmamış gibi baktı. Oysaki simit çaya kaçamak kaçamak hep bakış atıyordu. Sadece çay ona bakmazken baktığı için, çay bunu bilmiyordu. Bu bakışlardan sonra soğumuş olan çay tekrar ısınmaya başladı ve simit bunu bir işaret gibi görüp çayla konuşmaya başladı. O an konuşmaya başladıktan sonra da hep birbiriyle konuştular ve hep konuşmaya devam edip bir daha da hiç susmadılar.


    İşte simit ve çayın ilişkisi böyle başladı ve böyle sürüp gidiyor. Onların bu ilişkisi insanlarınki gibi değiller ama yine de çok da farklı sayılmazlar.


2 Mayıs 2019 Perşembe

EFSANE, YENİDEN EFSANE OLMAK İÇİN GERİ DÖNDÜ! HAZIRLANIN CANLAR, AKLINIZI BAŞINIZDAN ALMAYA GELİYORUM, SON HIZ!!!

İyi gelmez mi hiç, deniz havası?

 3 AYLIK ÖLÜ

Merhabalar Canlar...
Burayı boşlayalı uzun, bayağı uzun bir zaman oldu. Ama tekrardan buradayım ve bugün yeni bir ayın başlangıcıyla beraber, ben de burada daha aktif olmaya karar verdim.
Ben buralarda yokken şubat geçmiş, ardından martta geçmiş ve tabi ki bir de nisan... Yani tamı tamına burada üç ay yokmuşum!!!
Ay, bu süre zarfında kim bilir aklınıza neler neler gelmiştir? Benim öldüğümü bile düşünmüş olabilirsiniz. Ama bakın, tekrar döndüm ve görünüşe göre ölmemişim. 😃

BİR ÖZLEM DUYGUSU

Bu arada yazmayı ne çok özlemişim be... Uzun zamandır yazmayıp, sırf kitaplara dalmıştım. Ama yeniden yazmaya başlayınca, içimde tarif edilemez bir coşku oldu. Ama baştan şunu belirteyim ki, bu yazı da kitaplardan bahsetmeyeceğiz. Yeter artık... Sizi, kitap diye diye bunaltmak istemiyorum.

DOĞAÇLAMA; İYİDİR, GÜZELDİR VE HOŞTUR

Bu yazımız da, nelerden bahsedeceğimiz hakkında ise, en ufak bir fikrim yok aslında. Çünkü bunu yazarken bir konu belirlemedim ve doğaçlama başladım. Büyük ihtimalle de doğaçlama olarak da devam edeceğim. Doğrusunu isterseniz sadece yazmak istedim ve bilgisayarımı açıp sayfama girip profilimi de güncelledikten sonra, bu taslağa başladım. İşte böyle...

ŞİZOFRENLİK NEDİR? NASIL ŞİZOFREN OLUNUR?

Zaten genelde, önceden bir konu belirlememişsem yazma serüvenim bu şekilde gelişiyor. Bazen (aslında çok sık) doğaçlama tarzı yazılarımın daha iyi olduğunu düşünüyorum. Ama kısa öykülerime de bir bakmalısınız bence, onlar da iyidir. Tabi ki, ben kısa öykülerimi sizle paylaşmazsam onları okuyamazsınız, bunu biliyorum.😅😅
Ama belki ilerleyen zamanlarda, benden o öykülerimi yazmamı isterseniz niye olmasın ki diyebilirim. Ama şimdilik onlar için biraz erken gibi gibi... Çünkü daha sayfamda tam anlamıyla beni takip eden kimse yok. Sanki burada şizofrenmiş gibi takılıyorum ve bu bazen gerçekten de şizofren olmaya yaklaştırıyor insanı. O yüzden de, benim biricik öykülerimi olmayan takipçilerimle paylaşmak biraz, nasıl desem, acayip olacak gibi duruyor. Belki ileride gerçek takipçilerim olur da, beraber bir şeyler paylaşırız ve işte o zaman ben de amatörce yazdığım öykülerimi sizle paylaşabilirim.

ZITLIKLAR İNSANI

Aslında öykülerim genelde romantik-komedi türünde ama bunun yanında fantastik de yazmak için ilhamlarım var. Ama ben çok ayrıntı takıntılı biri olduğum için fantastik hikayelerde kurguyu en ince ayrıntısına kadar düşünürken yazmaya bir türlü başlayamıyorum. Öyle de bir psikopatım işte... 😆😆 Ki burada şunu söylemeden geçmemem gerek; en çok sevdiğim kitap türü fantastik ve en az beğendiğim kitap türü de romantik kitaplardır. Evet, tam anlamıyla zıtlardan oluşan bir insanım canlar. 😂😂😂 Ama yapacak hiç bir şey yok. Beni böyle kabul etmeniz gerekecek. Zaten ilerde takipçim olursanız da, beni olduğum gibi kabul etmiş olacaksınız.

GELECEK PLANLARI

Ama bilin ki, ilerde takipçim olursanız hiç bir şey kaybetmeyeceksiniz. Aksine kazancınız olacak. Mesela birçok konudan bahsedeceğiz. birçok konu başlığımız olacak. Kitaplar, filmler, diziler, çizgi romanlar vs. vs. Bunların yanında tıpkı şu anda olduğu gibi doğaçlama yazılarım olacak. Bazen de sohbet yazıları yaparız. Ayrıca bunların yanında zaman içinde sizle denemelerimi de paylaşırım, tabi ki ilerleyen zamanlarda öykülerimi... Bunların dışında ilgi alanlarıyla ilgili konuşuruz. Mesela benim bir mandala olarak ilgi alanım var. Bak bu konu gerçekten çok güzel ve çok ilgi çekici... Size mandaladan bahsedebilirim. Ben, beni rahatlattığı için mandala yapıyorum ama onun felsefesini iyice araştırıp o konuyu da burada sizle paylaşabilirim. Ve daha neler neler paylaşırız bir bilseniz. Ay, umarım o günleri de görürüm.

BAŞLANGICIN SONU

Sanırım bu yazı bayağı bir kısa olacak. Ama bir daha ki yazı bundan daha uzun, hazırlıklı olun. "Nerden biliyorsun?" diye sorarsanız eğer, çünkü o yazının taslağı hazır. Sadece bir kaç rötuş ve sonra yayına hazır olacak. Anlayın işte, asıl yenileyip de geliyorum kendimi. Düşünün, güzel günler göreceğiz, eğlenceli vakitler geçireceğiz beraber. Hazırlıklı olun ve beni bekleyin. En hızlı halimle gelmeye çalışacağım artık karşınıza...
Mayısla beraber yenilenmiş bir blogger olarak dönüyorum.
O zaman bana kolay gelirken, size de mutluluklar gelsin canlar.
Kendinize ve sevdiklerinize çok iyi bakın canlar.
Seviliyorsunuz...

Ya da en yeşilinden, bir dağ havası?

23 Ocak 2019 Çarşamba

"YAZSAM ROMAN OLUR" MU OLMAZ MI? SİZ KARAR VERİN ARTIK!

Ufaktan Bir Giriş

Merhabalar...
Nasılsınız? Ben iyiyim. Uzun bir ara verdim yine, malum kitaplar... Kitap okumaktan, yazmaya pek fırsatım olmadı, ama bugün size şu anda da yapmış olduğum eylemle geldim; yazmak...
Bugünün konusuna yazmak dedim ama tam olarak da o sayılmaz. Bugün aslında Parodi Yayınları'ndan çıkan, Yazsam Roman Olur isimli defterden bahsedeceğim ve o deftere yazdığım bir kaç yazıyı da sizle paylaşmayı düşünüyorum.

Yazsam Roman Olur

    Yanda gördüğümüz Yazsam Roman Olur bir kitap değil, defter.
Yazsam Roman Olur
Bu defterin her sayfasında ufak cümleler yazılmış ve devamı boş bırakılmış. İşte, siz bu boş bırakılan yerlere yazılar yazarak kendi romanınızı oluşturuyorsunuz. Benim gibi, yazmayı sevenler için birebir. Ben, bayıldım. Deftere henüz çok bir şey yazamasam da, bana yazmamı geliştirmek için harika bir fırsat sunuyor.
    Altta defterden örnek bir sayfa paylaştım. Defterin içi, sayfaları, o aşağıda gördüğünüz resim gibi; bir konu başlığı size veriliyor ve geri kalan sayfa size ayrılmış durumda ve artık sizin bir şeyler yazmanız bekleniyor. İlginizi çekerse diye bu fotoğrafları ekledim.
Burada araya girip, söylemem gerekir ki; benim hayalimdeki meslek, her zaman için yazar olmaktı! O yüzden bu defterde benim için bulunmaz nimetlerden oldu. Düşünün hayalinizde ki mesleği yapmak için; o konuda çaba sarf edip, kendinizi geliştirmeniz lazım ki; bu meslek yazarlıksa, sürekli bir şeyler yazıp kendinizi bu konuda geliştirmelisiniz. Ben de hayalim için çabalarken, işte bu defterin bana harika bir yoldaş olacağını düşündüm, kendisi oluyor da zaten.
Ayrıca bu deftere yazdığım bir kaç yazıyı da sizle paylaşmadan önce, defterle ilgili söyleyeceğim son bir konu kaldı. O da, defterin kapak tasarımının ayrı bir hoşuma gitmiş olması. Onun fotoğrafını da sizle aşağıda paylaşıyorum. Solda gördüğünüz; üstünde yazılar olan şeffaf kısmın içine, sağ tarafta gördüğünüz esas defter olan kısım giriyor ve bu benim çok hoşuma gitti.
Defter ve Kapak Tasarımı
Sanki saklamak için değerli bir defter olduğunu göstermiyor mu, size? En azından ben böyle düşündüm. Bunu da söyledikten sonra gelelim, benim bu deftere yazdığım yazılara... Umarım, bu yazılar hoşunuza gider çünkü ben çok eğlenerek yazmıştım.
Keyifli Okumalar...

-YAZSAM ROMAN OLUR 1-

"Nereden başlasam?"
Neler anlatsam acaba, size?
Aslında neden size yazıyorum ya da sizle bu şekilde konuşuyorum ki ben? Sizin bu yazdıklarımı okumaya ihtiyacınız mı var? Ya da benim bunu yazmak için bir sebebim mi var? Neyse, saçmaladım değil mi?
Esas konuya geleceğiz birazdan ama önce benim kendime bir bardak çay almam gerekiyor. Bence bu fırsatı siz de değerlendirin. Haydi, daha yazının başındayken bir ara verelim. Bu arada; aramızda kalsın, bu yazıyı akşam saat on bir buçuk gibi yazıyorum. Yani anlayacağınız, ben bu saatte çay içiyorum. Şşşşş aramızda

Yazsam Roman Olur İlk Sayfa

Evet. Çayımı aldım, geldim. Ne konuşalım, ne istersiniz? Demokrasi kuralım değil mi biraz? Monarşi nereye kadar? Ben diktatör olamam zaten ama bu yazı ve kelimeler bana ait olduğu için sadece yazılarımda, diktatör olabilirim gibi; tabi istemeden. 😀😀😀

Beni tanıyanız var mı? Pek sanmıyorum! Ailem ve arkadaşlarımdan bir kaçınız, belki. Ama umarım bunu okuduğunuzda; "Seni tanıyorum," dersiniz. Çünkü bunu okuyan herkes bu iki kelimeyi kuruyorsa bilin ki, ben bu hayatta en büyük hayalimi gerçekleştirmişimdir. Bence bu da, sevinilecek bir olay. Havai fişekler atılsın! İşte böyle, ver coşkuyu! Kop, kop, kop…😀😀😀
Pek de kopmayın siz yine de… Yoksa başkaları sizin, benim yazdıklarımdan sonra kötü yola düştüğünüzü falan düşünür, maazallah! Aman, tahtalara vurun.
Neyse, bu böyle bir yazıydı işte; biraz sohbet etmek, biraz eğlenmek ve biraz da hayatınıza neşe katmak için. Geldi ve geçti.

-YAZSAM ROMAN OLUR 2-

"Bu kaçıncı oldu, bilmiyorsun değil mi? Vücudunda kaç tane yara izi var? Kaçıncı sakarlığın bu? Bu soruların hepsine verebileceğin ortak cevap her halde, 'Sayamayacağım kadar çok!' olur.
Sen zaten hep böyle sakardın. Ayrıca bu sakarlıklar sadece çocukken de olacak sanma, bütün ömrün boyunca da böyle sakar olacaksın. Sonuçta yaşadım ve biliyorum, değil mi? O yaranı da annene göstermeden üstüne bir bez falan koy. Eğer annen görürse ömür boyunca çenesinden kurtulamazsın, benden söylemesi! Gerçi artık sen kendin de bunu biliyorsundur ki zaten çok kanamıyor da, baksana geçti artık. Yoksa acıyor mu hala? Acımıyordur. Geçmiştir çoktan… Zaten acısa da, ağlayamazsın bunu biliyorum, sonuçta ben senim; sadece büyümüş halinim o kadar. Zaten şu durumda pek ağlanacak bir durumda yok. Neyse sen daha eve gitmezsin zaten o yüzden ben gidiyorum. Kendine iyi bak ufaklık, sen kendine iyi bak ki, gelecekte ben de iyi olayım!"
"Hemencecik gitme öyle! Gelecekte başıma neler gelecek, biraz anlatsana bana!"
"Anlatmam, ufaklık… Yaşayıp, kendin görmelisin. Hem ben şimdi sana geleceği anlatırsam, işin sürprizi kalmaz ve seni tanıdığımı da hesaba katarsak, sürprizleri sevdiğini de biliyorum. Haydi kalk artık; daha, annenin arkasından gizli bir iş çevirmek için uğraşman lazım. Unutma anneye göstermek yok, mümkün olduğunca ondan saklamalısın!"

Yazsam Roman Olur 2. Sayfa





"Haklısın! Annem öğrenirse, kendisinden emdiğim sütü şırıl şırıl burnumdan akıtır! Biliyorsun zaten, bu zamana kadar yaptığım yaramazlıklar kadını yeterince çileden çıkarttı. Bu kadarcık bir şeyi de öğrenmeyiversin, ne olacak sanki değil mi?"
"Biliyor musun, ufaklık; sen hayatın boyunca da hep böyle düşünceli bir insan olacaksın, kendinden önce başkalarını düşünen biri… Ama sanma ki, bu iyi bir şey. Ama kötü de sayılmaz. Doğrusu bazen iyi, bazen kötü… Gerçi sen bunları yaşayarak tecrübe edeceksin zaten. O yüzden artık benden bu kadar, ben artık kaçar, ufaklık!"
"Güle güle git. Umarım şu anki hayatında mutlusundur."
"Sence bizim, mutlu olmama gibi bir ihtimalimiz söz konusu olabilir mi?"
"Sanırım buna ihtimal yok."
"Kesinlikle öyle bir ihtimal yok. Kendine iyi bak, ufaklık. Sen kendine iyi bak ki, ben de gelecekte kendine iyi bakan birisi olayım ve unutma ki seni, yani kendimi seviyorum. Hoşça kal. Belki arada yine görüşürüz…"

-YAZSAM ROMAN OLUR 3-

Onunla lisede okurken karşılaşmıştık ve birbirimize ilk görüşte âşık olmuştuk.

İlk başlarda birbirimize bulaşır, birbirimizi kızdırırdık. Ama o anlar, içimizde dolup taşan duyguları boşuna gizlemeye çalışmıştık. Çünkü bir an geldi ve içimizde tuttuğumuz o duygular öyle yoğunlaştı ki, artık kendimizi tutamaz olmuştuk. Nihayet ilk o bana, sonra da ben ona; birbirimize âşık olduğumuzu söyledik. Artık birlikteydik, bir çifttik, sevgiliydik.

Hayat o kadar güzeldi ki… Kuşlar cıvıldaşır, kelebekler havada uçuşur, sürekli içimizi ısıtan bir güneş olur ve masmavi bir gökyüzü, her günümüzü yaşama sevinciyle doldururdu. Ama bu tabi ki, o aralar ilkbahar mevsiminde olmamızdan kaynaklıydı.

 Kış geldiğinde ise, her şey yavaş yavaş değişti. Önce bulutlandı masmavi olan gökyüzü ve güneş artık ara ara kendini göstermeye başladı.  Sonra ise; yağmur, kar, fırtına…

Sonunda her şey öyle değişmişti ki ve biz de bu değişime öyle bir ayak uydurmuştuk ki…

O, benim ilk âşık olduğum insandı. Ondan sonra başkalarını da sevdim, ama yine de o başkaydı. Tabi bir de ayrılığımız var. Ayrılık doğru olan karardı. Zaten biz hiç birlikte olmamalıydık; esas yanlış olan buydu.
Yazsam Roman Olur 3. Sayfa


Yıllar sonra şimdi oturup, düşünüyorum da; biz zaten hiç yapamazmışız. O farklı, ben farklı… Zaten ayrılık sebebimizde genel olarak buydu.

Ben hep ezilenlerin tarafını tutarken, o ise ezilenlerle uğraşmayı severdi. Ben düşenleri yerden kaldırmaya çalışırken, o düşenleri bir kez daha düşürür, bir daha yerden kalkamayacak duruma getirirdi. Bunları sadistlikten de yapmaz, yaptıklarına eğlence gözüyle bakardı ve bu beni daha çok üzerdi.

Aslında eğlenebileceği, gerçek eğlenceler varken; o insanlarla dalga geçer, onları utandırır, rezil ederdi ve ben buna hiç katlanamazdım, nihayetinde katlanamadım da…

Ben; sonunda onun yerine ezilenleri seçtim, onun dalga geçtiği insanları seçtim ve o an bir sinir nöbetiyle beraber, bir daha birleşmemek üzere ayrıldık ve birbirimizi bir daha hiç görmedik.

İşte bu; onunla benim hikâyemin sonu, ilk âşık olduğum insanla…

Ama her son, bir başlangıca gebeymiş her zaman. Çünkü onunla yakında tekrar görüşeceğiz, görüşmek zorundayız.

O şu an bir inşaat şirketinin yönetim kurulunda ve ne gariptir ki, ben de onun şirketine dava açan avukatların başında bulunuyorum ve onunla yine karşı karşıya geleceğiz. Ben adaletin peşinde, o ise eğlence peşinde…

Son Bir Söz

Size bu deftere yazdığım üç yazıyı da paylaştım ve böylelikle, bugünü de kapatacak olan son cümlelere geldik. Ben, benim gibi yazma aşkı olanlara bu defteri kesinlikle tavsiye ediyorum. Deneyin, pişman olmayacaksınız ve bence aksine, bu defter sayesinde ortaya neler çıkardığınızı gördükçe şaşıracaksınız!

Bugüne ait yazacaklarım bu kadardı. Bir dahaki yazımda, izlediğim ve beğendiğim Japon filmlerinden bahsetmek istiyorum. Umarım size de uyar. Bir film sohbetine kadar kendinize çok iyi bakın, ben artık kaçtım. Ama unutmayın ki, seviliyorsunuz...

NOT: Güncellendi...

Ufak Bir Hikaye...

AMATÖR YAZARDAN HİKAYELER -2-

BİR AİLE MESELESİ 16.08.2025/17.08.2025 7   Ben masada oturmuş sadece konuşulanları düşünmeye başlamıştım. Çevremdeki üç insan da ko...