Oradan, Buradan, Şuradan Bir Sohbet Meselesi...
Merhabalar...
Bugün nasılsınız? Biraz sohbet edelim diyorum bugün; oradan, buradan, şuradan... Kelimelerin akışı bizi nereye yönlendirirse artık... Bu arada; çayınız, kahveniz hazır mı? Hazır olan da var, olmayan da, anladığım kadarıyla. O zaman hazır olanlar; biraz müsaade edebilirseniz, diğer arkadaşlarımız da bence hemen kendilerine bir sohbet ortamı hazırlayacaklardır. Biraz bekleyebiliriz bence onları.
Evet geldiniz mi? Ben de çayımı şöyle bir koyayım ortaya ve başlayalım bakalım biraz dünyadan uzaklaşmak adına bir araya toplandığımız sohbete.
Sohbet konusunu ve akışını mecbur ben belirliyorum arkadaşlar ama keşke siz de aktif olarak katılabilseydiniz. Bunun için başka çeşitli yöntemler var, haklısınız. Sohbet grupları gibi değil mi? Aaaaa bakın aklıma ne geldi şimdi? Bir sohbet grubu kurulacak, isteyenler katılacak sonra bir sohbet konusu bulunacak ve herkes bu konuyla ilgili bir şeyler paylaşacak. Daha sonra gruptan ortaklaşa bir kişi seçilecek ve o editör gibi bu konuşmaları düzenleyip bir eser ortaya çıkaracak. Çok yazarlı bir deneme... Bu fikir bana ait, çalmayınız sakın!!! 😜 Ve evet şu an aklıma geldi bu fikir. Bu bir proje taslağı olarak burada dursun, belki ileri de hayata geçiririm ya da geçiririz, kim bilir? Güzel bir fikir bence...
Bugünün konusuna hala gelmedin diyen arkadaşlar var aranızda. Ama zaten bugüne ait bir konu yok ki! Doğaçlama ilerleyecektim ki öyle de oluyor. Yukarıda bahsettiğim de bir sohbet sayılabilir bence. Sizinle bir fikrimi paylaştım ve sohbette bir fikir, düşünce paylaşımı değil midir? Öyle değil mi? Ama öyleymiş. Şimdi baktım ve benim bu yaptığım tam anlamıyla bir sohbetmiş. Yani yazı türü olarak da sohbet varmış ve şu an benim yazdığım bu içerik sohbet yazı türüymüş. Öğrendiğim iyi oldu. Hep yazdığım içeriklerin hangi türe ait olduğunu sorgulardım. Haklısınız, edebiyatçı bir kişiliğim olmasına rağmen hala cahil kaldığım noktalar var. Aslında cahil demeyelim de tembel diyelim. 😁 Merak eder ama araştırmayı unuturum ya da ertelerim ya da araştırmam, öylece kalır.
Hobilerim... Bu başka bir sohbet konumuz olsun. Çünkü ben biraz ayran gönüllü olduğum için fazla fazla hobim var. Hala yaptıklarım var, zaman içinde bıraktıklarım var, arada sırada devam ettiklerim var. O yüzden hepsini listeleyip notlar alarak size anlatmam gerekecek. Şu anda ise doğaçlama gittiğimiz için öyle bir hazırlığım yok maalesef. Ama tabi ki siz isterseniz hobilerimi paylaşmamı, gelecek zamanlarda bir hazırlık yapıp sizinle paylaşabilirim. Bugünlük kalsın. Bugün başka bir şeylerden konuşalım sizle. Ayrıca benden istediğiniz sohbet konuları olursa ya da bahsetmemi, anlatmamı istediğiniz herhangi bir şeyler olursa bana ulaşın, lütfen. Severim böyle aktif olmaya zorlanmayı! 😉 Yoksa yine tembelliğim tutacak diye korkmuyor değilim. Çünkü içerik arşivime bakarsanız bir dönem insanken sonradan bir hayalete dönüştüğümü görebilirsiniz. Şimdi yeniden insan olmaya çalışıyorum ve bunun için siz okuyucularımın yardımına ihtiyaç duyuyorum.
Bir şeyler paylaşmayı seviyorum özellikle bu yazı yazmamı gerektiriyorsa. Çünkü sözlü olarak kendimi ifade edebileceğime hiç bir zaman tam güvenemiyorum. Dilimden çok kalemime güveniyorum. Bence yazı işini de kıvırıyorum. Siz ne dersiniz? Bir yere kadar kendimi yetenekli görüyorum. En azından hayal gücüm çok iyi, bundan kesinlikle eminim.
Bu arada bu söylediklerimden kendini beğenmiş bir kişi diye düşünmeyin beni, sadece kendini seven biri olarak düşünebilirsiniz daha çok. Bu iki ifade birbirinden farklıdır gerçekten de, biliyorsunuz değil mi? Kendini beğenmek, egoyla ve kendini her şeyin üstünde görmekle alakalı iken; kendini sevmek, kendinle barışık olmak anlamına gelir. Yani kendini yanlışlarınla, doğrularınla hem eleştirebilir hem de övebilirsin. Bu kendini tanımakla ve her bir özelliğinle beraber kendini kabul etmek ve sonunda kendinle barışık bir yaşam sürmekle alakalı. Bu benim yaşam felsefem de olabilir. Çünkü kendimle barışık olmazsam bu dünyayla barışık olamam ve hayatımdan en yüksek tatmini alamam. Kendini sürekli eleştirmek de zarar, sürekli övmek de... kendini tanımak ve barışmak gerekir. Sonra dünya önünüzde açılıyor zaten...
Neyse bu konular biraz uzmanlık gerektiren konular sayılır. Ama söylemeliyim ki, uzman olmasam da bu konuda yine de oldukça iyiyimdir. Kendinle barışık bir hayat sürmek... evet bunu yapıyorum, yapabiliyorum. Tek başına da değil, yardım tabi ki alıyorum. İlk olarak çevremdeki insanlar... hepsi özellikle seçilmiştir. Bu konuda bayağı seçiciyimdir zaten. Sonra sanat geliyor. Sanatın hemen hemen her dalı beni bu hayata bağlar, bütünleştirir bu dünyayla. Edebiyat, müzik, resim hemen hemen hepsi ilgi alanıma giriyor. Her sanat dalına ufaktan ufaktan bulaşmışımdır. Çünkü ben sanatsız bir hayat hayal edemiyorum. Ayrıca bu çok fazla olan hayal gücünü bir yerlere de kusmalıyım. Bu hayal gücünün fazlası da bazen çok yorucu oluyor! Anda kalamıyorum çoğu zaman, dalgın oluyorum, etrafımı net göremiyorum; hep bir puslu, hep bir düşüncelerimin, kafamın içinde bir yerlerde oluyorum. Dikkatsiz oluyorum ve genelde etrafımdan aldığım en çok eleştiri de budur. Ama bana bunu söylerken bilin ki ben aslında kafamın içinde çok fazla yaşıyorum. Oradan ayrılıp gerçek dünyaya dönmek aşırı bir çaba gerektiriyor benim için. Ki kafamın içi de güzeldir be! 😂 Oradan ayrılıp da kim gerçek dünyayı görmek ister ki? Ama istemem lazım; anı, anları kaçırıyorum hatta bazen yaşamı bile kaçırdığım oluyor.
Aaaaa kusura bakmayın! Bunun bir sohbet olması gerekiyordu. Bense tutmuş kendimden bahsetmeye dalmışım... Bu seferlik o zaman böyle olsun. Yine az az birkaç şey konuştuk beraber. Yine böyle bir sohbet yapmak isterim. Siz de isterseniz ulaşın bana ve beraber ne yapabiliriz bir bakalım. O zaman bu seferlik sohbetimizin sonuna geldik diyelim mi?
Kendinize iyi bakın...
👋👋👋👋👋



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder