Hakkımda

Fotoğrafım
Çaylarınızı kapıp gelin ve sizinle güzelce bir muhabbet kuralım. Hayattan birazcık kopmaya hakkınız olsun değil mi? Bakmayın sayfamda çok aktif olamadığıma ama siz gelirseniz eğer, bu sayfamda daha çok aktif olmamı gereltirecek ve işte o zaman beraberce bir şeyler başarmış olacağız. Dikkat edin; biz diyorum, ben değil! Çünkü bu sayfayı ben oluştursam bile sizsiz hiç bir şey başarılı olamaz. Unutmayın ki, ilk başta ben bu sayfayı kendim için kurmuş olsam da, daha sonra paylaşacak kimsem olmadığı için bana hiç bir yararı olmadı. Bu yüzden size ve paylaşacaklarımıza ihtiyacım var. Haydi o zaman, daha ne bekliyorsunuz! Bir çay koyup gelin yanıma, daha paylaşacak bir çok şeyimiz var. :)
kitap kulübü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap kulübü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mart 2026 Pazartesi

YA HEP YA HİÇ - ERNEST HEMİNGWAY


Kitap Kulübü İle Okunan ve Üstüne Konuşulan Bir Kitap


    Merhaba dostlar, sizinle bugün kitap sohbeti yapacağız. Kitabımız Ya Hep Ya Hiç ve yazarı Ernest Hemingway... Kitap, kitap kulübümüzde ortak kararla seçtiğimiz bu ayın kitabı. Her ay bir bir üyemiz bir kaç kitap seçeneğiyle geliyor ve biz de oylamayla bir sonraki ayın kitabını belirliyoruz. Bu ayda klasik bir yazar tercih ettik.


    Gelelim şimdi kitaba... 
Kitabın realist üslubu bence çok kuvvetliydi. Romantizme çok az kaydığında bile hemen uzaklaşıp realizme geri dönmüş. Arka planda kapitalist sistemin oturmaya başladığı yıllarda hayatta kalmaya çalışan sosyal sınıfın, işçi sınıfının insanlarının anlatıldığı bir eser. Dili sade, gayet akıcı ve okurken kitabın içine girmek de bir zorluk çekmiyorsunuz. Ama... 


Ama...


    Evet bir 'ama'sı var bu kitabın bana kalırsa. O da kitabın kopuk kopuk ilerlemesi. Yani şu şekilde anlatayım... Yazar bir ara ana karakteri bırakıp başka karakterlerin hayatına geçti. Bir yerde bu insanlarda olaya dahil olacak diye bekledim. Olmadı. Onların hikayesi ayrı bir şekilde kaldı kenarda. Kitabın ortaların da girdi bu karakterler, sonuna doğru çıktılar hikayeden. Ki onların hikayesi de bir çözüme ulaşmadı açıkçası. Karakterler arasında bağlantı vardı aslında ama olaylar arasında çok bir bağlantı yoktu. Bu da bazen kafa karışıklığına ve eserden uzaklaşmama neden oldu.
    "Neden yaptın bunu yazar?" dedim. Yani bence kitap gelişmeye açıkmış ama kurgu aceleye gelmiş gibi hissettim. Sanki yazar ne yazacağına karar verememiş de her oturuşunda farklı farklı bir şeyler yazmış gibi hissettim.


Çeviri Sıkıntısı Olabilir Mi?



    Daha sonra bu durumun yani kopukluğun, 
belki de kitabın dilinden çok çeviriden de kaynaklı olabileceği aklıma geldi. Dolayısıyla çevirmeni biraz araştırdım. Çevirmen; kitabı çevirmemiş, direkt olarak Türkçeleştirmiş. Yani bu durumu hem sevdim hem de sevmedim. Çeviriler de genelde farklı yollar izleniyor. Birisi kitabı normal çevirip çevrilen dilin özelliklerini dipnot olarak vermek; diğeri de bu eser gibi, çevrilen dildeki özellikleri çevirdiğin dile uyarlamak. Umarım derdimi anlatabilmişimdir burada... Benim de bu iki farklı çeviriden seçtiğim bir taraf yok. Bence kitabın içeriğine göre karar verilmesi gerek diye düşünüyorum, çevirmenin kendi tarzından çok. Bu kitap içinde bu çeviri tarzı olmamış diye düşünüyorum. Ama kesinlikle kötü bir çeviri değildi.
    Bu kitaptaki çevirmenimiz Tarık Dursun K. da ülkemiz de tanıdık bilindik bir yazarmış kendisi. Araştırdığımda gördüm fakat ben hiç böyle bir yazarımız olduğunu bilmiyordum. (Burada utandım!) Bu durum da aslında biraz kendimi eleştirmeme sebep oldu diyebilirim.


İleride de Okunacak Bir Yazar


    Yukarıdaki nedenlerden dolayıdır ki Hemingway ile bu kitapla tanışmayı istemezdim. Çünkü onun daha ön planda olan kitaplarıyla daha iyi olurdu sanki bu tanışma. Ama kitabı sevdim sadece yazarın diğer kitapları daha iyidir diye düşünmekteyim. Bu da demek oluyor ki en bilindik eserlerini de ilerde okuyacağım. Hem yazarın üslubu bu şekilde mi, onu da öğrenmem gerekiyor. Yoksa bu kurduğum cümlelerin hepsi bir yerde yazara haksızlık olur gibi hissediyorum.

    Bugün kısa bir yazı oldu ve sohbetimizin sonuna geldik. Son olarak da bu sohbeti kitaptan bir alıntı ile bitirmek istedim. Kendinize iyi bakın dostlar...


"Ama birileri karnını doyuruyorsa benim ailem de doyuracak. Yapmaya çalıştıkları şey, buranın dışındaki siz Conch'ları açlıktan öldürmektir. Böylece gecekonduları yıkıp bina dikecekler ve burayı turistik bölge yapacaklar. Benim duyduklarım bunlar. Tonla arsa alıyorlarmış. Yoksul halkın açlıktan ölmelerini ya da başka yerlerde açlıktan ölmek için çekip bu ellerden gitmelerini bekleyeceklermiş. Buralarını, arkalarından turistler için güzel bir eğlence yerine dönüştüreceklermiş. Kulağıma çalınıp duruyor."

20 Mayıs 2019 Pazartesi

KİTAP YORUMU... PARDON YANLIŞ OLDU! DOĞRU BAŞLIK... DAHA BİTMEMİŞ KİTAP TEORİSİ; EREBOS...

PAZARTESİ; SENDROMLU MU, SENDROMSUZ MU?

Merhabalar Canlar, Dostlar...
Nasılsınız bakalım? Bugün bir hafta daha başladı ve sendromlu bir pazartesi ile karşınıza geldim ben de... Aslında burada empati yaptım. Çünkü ben bu aralar işsizim ve maalesef sendromlu bir pazartesi yaşayamıyorum. O yüzden bence elinizdekilerin kıymetini bilin. Belki sizin yüz çevirdiğiniz şeyler için birçok şeyini feda edebilecek insanlar vardır, kim bilir ki! Neyse bunlar hassas birer konu ve bu konular da konuşmayı daha sonraki günlere erteliyorum ve bugün için seçtiğim konuya yöneliyorum.

NE OKUYORUM, NE OKUYORUM?

Erebos - Ursula Poznanski
Bugün şu anda okuyor olduğum kitabın yorumuyla geliyorum. Şu an okuduğum diyorum çünkü kitap hala daha bitmedi ve kitapla ilgili şu ana kadarki teorilerimi sizle paylaşacağım. Bu yazıda biraz spoiler verebilirim, ona göre okuyup okumamakta karar verebilirsiniz. Ayrıca kitabı bitirir bitirmez de bu yazıyı güncelleyeceğim ve o zaman bu yazıda kesinlikle spoiler olabilir. Bu bahsettiğim, şu anda okuyor olduğum kitap Ursula Poznanski'nin Erebos adlı kitabı... Bu kitap aslında (daha önceki yazılarda da söylemiştim) bizim instagram üzerinden yaptığımız kitap kulübü ya da kitap etkinliğimizin mayıs ayı kitabı. Bu etkinliğe öncülük eden bir ablamız var; @burcununkitaplari... Bu etkinliğe onun öncülüğüyle başladık ve bu etkinliğe katılan herkesle her ay ortak bir kitap okuyoruz. Bu etkinliğe gören bilen ve duyan herkes katılabilir ve etkinliğimizi #burcuablaylakitapokuyorum etiketi altında insagramda paylaşıyoruz. İşte bu etkinliğimizin bu aya ait kitabı; Erebos...


  EREBOS - URSULA POZNANSKİ

Erebos
Ben kitabı okumaya ayın dokuzunda başlamış olsam da daha sonra girdiğim bir reading slump sayesinde kitabı ancak daha yeni yeni tam anlamıyla okuyabiliyorum. Ne yapalım? Bu seferlik de böyle oldu. Ne diyoruz böyle durumlarda? Geç olsunda güç olmasın...
Erebos, bir bilgisayar oyunuyla alakalı bir kitap. Bir lisede okuyan öğrenciler arasında sıkı bir gizlilik içinde dağıtılan ve her geçen gün bu oyunu oynayan öğrencilerin sayısının arttığı; yine bu öğrencilerin gizlilik içinde sabahlara kadar, kendilerini kaybedercesine oynadıkları bir bilgisayar oyunu. Ama Erebos sadece bir oyun gibi durmuyor, onun arkasında bazı şüphe çeken şeyler var ve bunlar işte size kitabı okutan şeyler.
Aslında benim bilgisayar oyunlarıyla pek aram yoktur ama kitabı okurken bir anda ben de ana karakter Nick gibi oldum; gece gündüz oyun oynayasım geldi.
Yazar, harika ve bir o kadar da ürkütücü bir bilgisayar oyunu yaratmış. Oyundan ürksem de korksam da devam etmeden duramayan çocuklara hak vermeden edemedim. Ama şu da var ki, bu oyunu oynayan çocuklar gerçeklikle sanal dünyayı karıştırmaya başladılar bile ve ben kitabın sonunun nereye varacağını merak ediyorum. Gerçekten bu kitabı bana en çok okutturan şey; merak... Kitabın sonu nereye bağlanacak, nasıl bağlanacak ve nasıl bitecek? Neyse, bunları ancak kitabın sonuna geldiğimde görebilirim ve o zaman bu yazıyı güncellediğimde buraya da yazarım.

 

EREBOS

Şimdi ise, kitapla ilgili teorilerimden biraz bahsetmek istiyorum. İlk olarak şu kısa bilgileri bir vereyim; kitap toplamda 478 sayfalık bir kitap. Ben daha 309. sayfadayım. Yani daha okumam gereken nereden baksanız bir 150 sayfa var ve o sayfalarda kim bilir neler olacak? Şu ana kadar da çok aksiyonlu bölümler yoktu -tabi ki oyun sahneleri hariç- ama bu kitabın sürükleyici olmadığı anlamına gelmiyor. Kitap aşırı sürükleyici ve çok sade bir dili var. Elinize aldığınız an kolay kolay bırakamayacağınız ve sayfaları çevirirken zamanın nasıl geçtiğini anlayamayacağınız bir kitap.





GÜNCELLEME

Bu araya güncelleme koymak hoşuma gitmiyor ama bunu yapmam gerekiyor. Çünkü buradaki güncellemeyi kitabı okuyup bitirdikten sonra ekliyorum ve bu yazının devam kısmında yazdığım çoğu şeyin artık spoiler olduğundan eminim.
Kitabı okumanızı kesinlikle tavsiye ediyorum, harikaydı. Ama benim kitapla ilgili teorilerimin birazı tuttuğu için  aşağıda kalan yazılar spoiler içeriyor. Ayrıca bu yazıyı okuduktan sonra kitaba yönelirseniz, kitaptan zevk alamayacaklınız. O yüzden kitabı okumaya karar verirseniz yazımı okumayı burada bırakın. Eğer yok okumam derseniz devam edin ama size şunu da söylememe izin verin; çok şey kaçırıyorsunuz! Kitap gerçekten harika, muhteşem... İçindeki olay örgüsü, sonu, aralardaki ikilemler, gerilimler... Benim bu yazarın okuduğum ilk kitabı ama diline ve kurgusuna bayıldım.
Yazının bundan sonraki başlıkları spoiler içermez. Başlıklara bakalirsiniz ama bence içeriği kitabı okuduktan sonra bakın, yine de unutmayın karar size ait.

NOT: Bundan sonraki bölümlerde spoilerlar olabilir. Yazının devamını ona göre okuyup okumamaya karar verin.




TEORİLER... BU YAZIYI UMARIM "EREBOS" GÖRMEZ!!!

Erebos (Benim çizimlerimle)
Kitapla ilgili en başlıca teorim, kitaptaki bir karakterle alakalı; Adrian... Evet. Bence bu çocukta bir şeyler var. Kötü değil ama tahminen iyi de değil. Daha farklı bir şeyler, her şeye çözüm olacak bir şeyler mesela... Yani bu çocuk bence kitabın anahtar kişisi, kilit insanı...
Doğru mudur? Bilmiyorum. Bu yalnızca benim teorim. Ayrıca teorimi genişletirsem; Adrian'nın babası ölmüş ve bence bu bilgisayar oyunu, Erebos'u da o yarattı. (Bu arada Erebos, kitapta çocukların oynadığı bilgisayar oyununun adı.) Daha sonra bu oyunun tehlikeli olduğunu fark etti ve onu yok etmeye çalıştı ama bunda da başarılı olamadı ve öldürüldü. Yalnız burada bir nokta var ki o da; Adrian'nın bu babası ölmemiş, intihar etmiş. Peki bir bilgisayar oyunu yaratıcısını öldürüp ve bu olaya intihar süsü verebilir mi? Bir şekilde olabilir. Neden olmasın ki? Ben sadece o bir şekildeyi çözemiyorum. Ama inanın, bu teorim doğruysa Erebos bir şekilde bu işi yapmış olabilir. Yani bir bilgisayar oyunu cinayet işlemiş ve buna intihar süsü vermiş olabilir. Yapay zeka olabilir diyorum ya da benim aklıma daha yatan teoriye göre ise; bu cinayeti kendisi yapmamış ama oyuncularından birine yaptırmış da olabilir. Benim teorim bu yönde... Zaten sadece bir iki yerde Adrian'nın Nick'le konuşma çabaları var ki, kurduğu her cümle bence şüphe uyandırıcıydı.
Diyorum ki yani, bu teorilerim tutmasa bile Adrian'la alakalı illa ki bir şey çıkacak kitapta ve bu yüzden kitabın bir an önce sonuna gelmek istiyorum. Beni neler bekliyor görmek için sabırsızlanıyorum. Ama şimdilik bu yazının sonunda kitabı okumak yerine, ne yapacağım? Tabi ki gidip Game of Thrones'un son ve final bölümünü izleyeceğim. Sizinle o konuda da bir inceleme yapacağız. Ama bu ancak haftaya olur. O da, izlemeyenler o zamana kadar izlemiş olurlar ve spoiler yemezler diye...

"EREBOS" BENİ YOK ETTİ


Şaka, şaka... Burdayım ben! Sadece, yazının bitişini yapacağım için böyle bir espri yapayım demiştim. 😂😂😂 Neyse bakalım, o zaman artık bitirelim mi, bugünü de?
Bu yazımız biraz kısa oldu, biliyorum. Ama okuduğum kitap bitmediği için tam anlamıyla bir yorum giremediğim için
sanırım böyle oldu. Ama kitabı okuyup yazıyı güncelledikten sonra belki de yazı o zaman uygun bir uzunluğa sahip olur.
E, o zaman artık yazımızın sonuna gelelim ve hoşça kal diyelim, değil mi?
Kendinize ve sevdiklerinize çok iyi bakın canlar...
Seviliyorsunuz.
😘😘😘

GÜNCELLEME (SPOİLER İÇERİR!!!)

Erebos şu dakika itibariyle bitti. Bir "geçmiş olsun"uzu alırım artık. 😉 Bu arada teorimin bir kısmı doğru çıktı. Kitabın anahtarı kesinlikle, Adrian'mış. Ama masum, oyuna kurban gittiğini düşündüğüm kişi aslında tam tersi canavar, pislik, çocukları kendi intikamı için (özellikle kendi oğlunu) manipüle eden bir cani çıktı. Kısaca bütün olanlar Adrian'ın ölmüş babası yüzünden olmuş. Adam harbi ölmüş ama ölmeden önce intikamı uğruna Erebos'u yaratmış ve oğluna bu oyunu miras olarak bırakmış. Aslında kitapta baba da hep haksız değil, onun da haklı olduğu yerler var. Ama işte... Anlatamıyorum. Ama okumanızı tavsiye ediyorum. Baştan sona harikaydı. Bu spoilerlı bölümü okumayanlar için üste yine bir tavsiye olarak güncelleme gireceğim sanırım. Çünkü bu kısmı okutuktan sonra kitaptan zevk alamazsınız. Bu konuyu da belirtip, kaçtım ben canlar... 😘😘😘

12 Ocak 2019 Cumartesi

YAĞMURLU BİR GÜNDE YAPTIĞIM ŞEYLER

 

Yağmurlu Bir Cumartesi Günü 

Yağmurlu bir cumartesi gününden herkese merhaba...
İki gündür aralıksız yağan yağmurdan öyle bıktım ve ruh halim öylesine depresyon moduna girdi ki; bir şeyler yapmazsam,  resmen hayattan bezme noktasına gelecektim. Tabi ki bu her zaman yaptığım şeyler olamazdı. Örneğin; biraz önce, yeni başladığım sayılabilecek olan kitaptan sadece elli sayfa okudum ve dışarıdaki yağmurun sesi, yanı başımda yanan sobanın sesi, beni resmen ruh çöküntüsüne zorladı ve ben hemen kitabı bir köşeye atıp, yeni bir şeyler yapma hevesiyle bu yazıya başladım ve ben bunları yazarken bir yandan hala daha aralıksız yağan yağmurun sesi kulağıma işliyor. Hatta biraz önceki cümleyi yazarken öyle bir hava gürledi ki, korkumdan yerimden sıçradım ve cümleyi yanlış yazdığım için silip, tekrar yazdım.

 Biraz Keyif...

Biraz önceki keyfim aslında iyi sayılırdı. Tekli koltuğuma kurulmuş, önümde yanan sımsıcacık bir soba, elimde bir an önce bitiremeyeceğimi bildiğim bir kitap, yanında kahvem -soba sayesinde sürekli- sıcak ve kahvenin yanında da ufak bir atıştırmalık...
Keyfin bittiği an..
Tabi ki bu fotoğraf, keyfin bittiği an çekildi... İlk önce atıştırmalık bitti, sonra kahve bitti ve en son da kitabın kapağı kapatıldı ve ben böylece bu yazının başına geçmiş oldum.
Okuduğum kitabı an itibariyle yanda görüyorsunuz; Karamazov Kardeşler... Bilmeyenleriniz varsa eğer belirteyim, kendileri Rus Edebiyatından bir klasiktir ve yazarı Dostoyevski'dir. Ayrıca kendileri, bin sayfaya yakındır ve bu yüzden ben kendilerine "küçük sehpam" diye hitap ediyorum. Karamazov Kardeşler'i uzun zamandır okumak istiyordum. Ama Rus Edebiyatının okunması biraz zordur ve bu kitapları iyi bir çeviriden okumak gerekiyor. Bu konuda Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları bir efsane... Çevirisi çok iyiydi ve ben okurken ayrı bir zevk aldım.
Kitap çok güzel gidiyor diyebilirim. Şu an kitapta, altı yüzlerde falanım. Ama bir klasik eser olmasının yanında; kitabın yarısından sonrası polisiyeye döndü. Şu an hala polisiye olarak devam ediyor. Kitabın ilk yarısı ise; biraz dinle ilgili, biraz ahlak anlayışlarıyla ilgiliydi. Neyse, kitap hakkında bu kadarcık yazdığım yeter. Sonuçta kitap, bu yazının konularından sadece biriydi. Esas konu, bir gün içinde neler yapabileceğiniz, özellikle hava kötü ve dışarı çıkamıyorsanız...

Sıcak Suyun Başında Beklemek
Sıcaklığın Yayıldığı Alan: Soba

 Yanda gördüğünüz, evimizin emektar sobasıdır. Kendisi altı, yedi yıldır bizle beraber ve artık aileden birisi... Anladığınız üzere, daha buralara doğalgaz gelmedi. Biz henüz doğalgazın lüksünden yararlanamayanlardanız ama çok yakında geleceğini duyduk ve "Hadi inşallah!" demekten de kendimizi alamadık. Ama şunu da söyleyebilirim ki; soba ayrı bir keyif...
Sobanın üstünde duran çaydanlığı görüyorsunuz değil mi? İşte benim kahve suyum oradan geldi ve kahveyi ilk yaptığımda ağzım yanmasın diye bir beş dakika bekletmek zorunda kaldım. Eee, su sobanın üstünde kaynamıştı.
Atıştırmalığı soranlarınız için; sağ olsunlar, annem ve babam almışlardı. Ne yalan sade kahve içmeyi severim ama yanında bir şeyler olunca daha iyi oluyor gibi!



Doctor Who

 Bir başlık önce bahsettiğim kitap vardı ya; o konuda size bir şey itiraf etmem lazım. Ben dün hiç kitap okumadım! Evet, dün hiç okumadım ve onun yerine yine yağmurlu bir havada yapabildiğim diğer bir şey yaptım ve bilgisayarımı kucağıma alıp, internetten altyazılı yabancı bir dizi açtım. İzlediğim dizi; Doctor Who... Diziye yakınlarda başladım ve şu an beşinci sezonunda bulunuyorum. Ama dizi şu an on birinci sezonda, yani izlemem gereken bir çok sezonu var. Dün bu diziden sadece bir bölüm izleyebildim. Çünkü ben diziyi izledikten sonra yaşadığım şehirde internetler gitti ve internetin gelmesi bugün öğleden sonrayı buldu.
Doctor Who'yu bilmeyenleriniz var mı? Size bu konuda diyebileceğim şey; bir bilim kurgu dizisi olması ve bu konu ilgisini çekmeyenleriniz varsa, hemen diğer başlığa yönelebilirsiniz. Çünkü ben Doctor Who'dan bahsetmeye bir başlarsam, sabaha kadar konuşabilirim.
Doctor Who, en uzun süren bilim kurgu dizisi olma unvanını üzerinde taşıyor. Dizi 1963 yılından beri yayına başladı ve 1989 yılana kadar devam etti. Daha sonra 2005 yılında modern seri olarak yeniden başladı ve benim takip ettiğim seri de bu oluyor.
Tardis
Modern seri, 2005 yılından beri devam ediyor ve şu an on birinci sezonunda bir değişikle devam ediyor. Dizide ana karakter olan Doctor, sürekli olarak değişiyor. Şu an hayranlarıyla buluşan on üçüncü doktor ve ilk defa olarak Doctor bu sezonda bir kadın. Daha önceki Doctor'ların hepsi erkekti!
Doctor, bir zaman makinesi olan bir uzaylıdır ve sürekli bir yol arkadaşıyla beraber zamanda yolculuk yapar. Türü insan değil, Zaman Lordu'dur ve kendisi türünün son örneğidir. Bu evrende ondan başka Zaman Lordu yoktur. Ayrıca yanda gördüğünüz Doctor'un zaman makinesi olup, adı Tardis'tir. Tardis, bir telefon kulübesidir ama içi bir telefon kulübesi olamayacak kadar geniş bir alana sahiptir. Eğer bilim kurgu seviyorsanız ve Doctor Who'yu henüz izlemediyseniz, bence siz de bir an önce modern seriden başlayıp, izlemelisiniz!

2019 Yılının İlk Alışverişi: Kitaplar

 Dün Doctor Who'dan fazla bölüm izleyemedim malum, biliyorsunuz. Ama dün bir de bu yılın yaptığım ilk kitap alışverişinin son siparişleri gelmişti ve ben onları kütüphaneme eklemekle uğraşmıştım.
Otostopçunun Galaksi Rehberi Kitap Serisi
Bu yılın ilk alışverişi, geçen yıllardan yarım kalan serilerimi tamamlamak için yapılmış bir alışverişti ve toplamda sadece dört kitaptı. Ama bu dört kitapla iki serimi bu yıl tamamlamış oldum. Zaten yağmurlu bir günde ya da havanın kapalı olduğu bir günde; evi toplamak, düzenlemek diğer bir güzel uğraştır. Ben de arada o uğraşı, kitaplarımı düzenleyerek yapıyorum ve inanın onları ayarlamak, onlara yer bulmak ve onlar için yeni bir düzen oluşturmak gibisi yok. Umarım bu zevki siz de tadıyorsunuz. Tatmıyorsanız da; deneyin, hoşunuza gideceğini biliyorum...
Otostopçu Serisi 5. ve 4. Kitapları
Fotoğraflarda gördüğünüz, yukarıda bahsettiğim kitap serisinden ilki ve onları tamamlamak için aldığım son iki kitabı.
İlk fotoğraf, "Otostopçunun Galaksi Rehberi" adlı kitap serisi ve yazarı Douglas Adams'tır. Kitap bilim kurgu konulu, biraz mizahi bir dille yazılmış, hoş bir seridir. Benim yeni aldığım kitapları ise; yan tarafta gördüğünüz, dördüncü kitap olan "Elveda ve Bütün O Balıklar İçin Teşekkürler" ve beşinci kitap olan "Çoğunlukla Zararsız" adlı kitaplar oldu.
Hayalevi Kralları Kitap Serisi
Şimdi gelelim diğer tamamladığım kitap serisine... Bu serinin ismi de "Hayalevi Kralları" olup, yazarı Robert Liparulo'dur. Bu seri ise, fantastik türde bir seridir ve daha çok gençlere yönelik bir kitap dizisidir. Okuma kitlesi on yaş ve üzeri olabilir. Ama ben çocuklar için yazılan bu tür serileri de çok beğenerek okuyorum. Şahsen tam bir "Percy Jackson ve Olimposlular" hayranıyımdır.
Hayalevi Kralları Serisi 6. ve 4. Kitaplar
Neyse, o konu başlı başına farklı bir konudur ve ben bu yazıyı dağıtmadan serinin bu yıl aldığım kitaplarını yazayım. Bu serinin aldığım kitapları ise; serinin dördüncü kitabı olan "Zamanın Ötesine Yolculuk" ve serinin son kitabı olan "Hayalevinin Son Kapısı" adlı kitaplardır.
Yukarıda bahsettiğim bu iki seriyi de bu sene okuyup, tamamlamak istiyorum.

Kitap Kulübü Ya Da Kitap Etkinliği

Dokudünya
Ayrıca sizlerle kitaplarla ilgili son bir konu daha paylaşmak istiyorum. Bu konu, kitap kulübü ya da kitap etkinliği... İnstagramda belli bir kitleyle beraber her ay ortak bir kitap seçip, onu okuyoruz. Bu etkinlik geçen ay başladı ve isteyen herkes de katılabiliyor.
Geçen ayın kitabı; yanda da gördüğünüz üzere Clive Barker'ın, İthaki Yayıncılık'tan çıkan Dokudünya isimli kitabıydı ve kitap gayet güzel bir kitaptı. Ayrıca yandaki fotoğraf kendi instagram hesabımda paylaştığım, fotoğrafım...
Işık Tanrısı
Bu ayın kitabına gelirsek; o da yine yanda gördüğünüz gibi, Roger Zelazny'den Işık Tanrısı... Ayrıca söyleyebilirim ki, gelecek iki ayın da kitabı, şimdiden belli oldu. Şubat ayının kitabı, Pegasus Yayıncılık'tan çıkan Rüya Dağıtan Çocuk ve mart ayınınki de Patrick Ness'in, Canavarın Çağrısı adlı kitabıdır. Canavarın Çağrısı'nı zaten okumak istiyordum ve bu etkinlikte onun seçilmesine aşırı memnun oldum diyebilirim.
İnsagram hesabımı da sizle paylaşacağım ama instagramım da genelde kitaplar vardır, şimdiden söyleyeyim.
Kitap konusunu burada sonlandırıp, yeni bir başlığa geçelim...

Akşam Yemeği Sorunsalı

Dün gece yaşadığımız bazı özel ve önemli olaylardan dolayı sabaha kadar uyumadık ve bu yüzden ben de öğlene kadar derin bir uyku çektim, tabi ki bunda havanın kapalı olması ve yağmurun da hiç aralıksız yağmasının da etkisi büyük oldu. Uyandıktan sonra da, kitap ve keyif faslı yapmaya çalıştım ama o da olmayınca, bu yazının başına oturdum. Bu durum da, karşımıza bir akşam yemeği sorunsalını ortaya çıkardı. Aslında dün yaptığımız yemeklerden artanlar vardı. Onlardan yiyebilirdik ve yanına hemencecik yapılabilecek bir yemek de olabilirdi. Bu durumda benim aklıma gelen ilk yemek, karnıbahardı. Annemler dünden yorgun olduğu için, karnıbaharı ben yapacaktım ve ben karnıbahar hastasıyımdır. Bu kış mevsiminde ondan daha güzel bir yemek aklıma pek gelmiyor, nedense.
Ama annemler uğraşmayalım bugün ve dışarıdan pizza söyleyelim dediler. ben pizzaya da bayılırım ve bu teklifin üstüne hemen atladım ve böylelikle akşam yemeğini de halletmiş olduk.

Boyama Yapmak Ya Da Mandala Çizmek

Yağmurlu ve eve kapandığınız bir günde yapabileceğiniz bir başka konuya geldik; boyama yapmak... Biliyorsunuz son zamanlarda, büyükler için boyama kitapları, stres için boyama kitapları gibilerinden bir çok kitaplar yayınlanmaya başladı. Bunlardan alıp, onları boyalarla tamamlamak gayet de eğlenceli oluyor. Ben, bu aralar pek yapmasam da, yeniden boyamaya başlamayı düşünüyorum. Bu uğraşı da denemenizi tavsiye edeceğim ve kendimin bizzat boyama yaptığım bir sayfayı da sizle paylaşıyorum. Yanda gördüğünüz sayfa "Esrarengiz Bahçe" adlı boyama kitabından da bulunan beyaz bir sayfaydı ve ben boyayınca maviye döndü.


Son olarak bu konuda olan diğer bir ilgi alanı; mandalaya geldik. Ama mandala benim için anlatması bayağı uzun bir konu, o yüzden burada fazla ayrıntıya girmeden biraz kendi yaptıklarımdan bahsedeceğim.
Mandala yapmaya başladığımdan beri kendimi daha sakin, daha rahat, daha yaşamla ve kendimle barışık hissediyorum. Bu aralar pek yapamasam da, genelde mandala yapmak benim için bir yolculuk gibi oluyor. Dünyadan dört, beş saat kopabileceğiniz ve size zararı dokunmayan yegane bir ilgi alanı. Bu konuda anlatılacak bir çok şey var ve dediğim gibi bu yazı ona yetmez.
Yanda bulunan videoda daha önce yaptığım bir mandalanın videosu var. Bu videoyu instagram hesabımdan da bulabilirsiniz ve instagram hesabımdan bu fotoğraflardan ve bu videolardan daha çok bulabilirsiniz.
O zaman artık geldik, yazımın son sözüne...
Bugün size bir cumartesi gününden seslendim; havanın kapalı olduğu ve sürekli yağmur yağdığı bir cumartesi gününden... Böyle havalarda bizzat kendimin neler yaptığını ve böyle günlerde daha neler yapılabileceğini sizle paylaştım. Umarım bu yazıyı okur, beğenir ve bana geri dönüş yaparsınız.
Hoşçakalın...

Not: İnstagram hesabıma buradan ulaşabilirsiniz...
Youtube için de, buradan lütfen...

Ufak Bir Hikaye...

AMATÖR YAZARDAN HİKAYELER -2-

BİR AİLE MESELESİ 16.08.2025/17.08.2025 7   Ben masada oturmuş sadece konuşulanları düşünmeye başlamıştım. Çevremdeki üç insan da ko...