Hakkımda

Fotoğrafım
Çaylarınızı kapıp gelin ve sizinle güzelce bir muhabbet kuralım. Hayattan birazcık kopmaya hakkınız olsun değil mi? Bakmayın sayfamda çok aktif olamadığıma ama siz gelirseniz eğer, bu sayfamda daha çok aktif olmamı gereltirecek ve işte o zaman beraberce bir şeyler başarmış olacağız. Dikkat edin; biz diyorum, ben değil! Çünkü bu sayfayı ben oluştursam bile sizsiz hiç bir şey başarılı olamaz. Unutmayın ki, ilk başta ben bu sayfayı kendim için kurmuş olsam da, daha sonra paylaşacak kimsem olmadığı için bana hiç bir yararı olmadı. Bu yüzden size ve paylaşacaklarımıza ihtiyacım var. Haydi o zaman, daha ne bekliyorsunuz! Bir çay koyup gelin yanıma, daha paylaşacak bir çok şeyimiz var. :)
ya hep ya hiç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ya hep ya hiç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mart 2026 Pazartesi

YA HEP YA HİÇ - ERNEST HEMİNGWAY


Kitap Kulübü İle Okunan ve Üstüne Konuşulan Bir Kitap


    Merhaba dostlar, sizinle bugün kitap sohbeti yapacağız. Kitabımız Ya Hep Ya Hiç ve yazarı Ernest Hemingway... Kitap, kitap kulübümüzde ortak kararla seçtiğimiz bu ayın kitabı. Her ay bir bir üyemiz bir kaç kitap seçeneğiyle geliyor ve biz de oylamayla bir sonraki ayın kitabını belirliyoruz. Bu ayda klasik bir yazar tercih ettik.


    Gelelim şimdi kitaba... 
Kitabın realist üslubu bence çok kuvvetliydi. Romantizme çok az kaydığında bile hemen uzaklaşıp realizme geri dönmüş. Arka planda kapitalist sistemin oturmaya başladığı yıllarda hayatta kalmaya çalışan sosyal sınıfın, işçi sınıfının insanlarının anlatıldığı bir eser. Dili sade, gayet akıcı ve okurken kitabın içine girmek de bir zorluk çekmiyorsunuz. Ama... 


Ama...


    Evet bir 'ama'sı var bu kitabın bana kalırsa. O da kitabın kopuk kopuk ilerlemesi. Yani şu şekilde anlatayım... Yazar bir ara ana karakteri bırakıp başka karakterlerin hayatına geçti. Bir yerde bu insanlarda olaya dahil olacak diye bekledim. Olmadı. Onların hikayesi ayrı bir şekilde kaldı kenarda. Kitabın ortaların da girdi bu karakterler, sonuna doğru çıktılar hikayeden. Ki onların hikayesi de bir çözüme ulaşmadı açıkçası. Karakterler arasında bağlantı vardı aslında ama olaylar arasında çok bir bağlantı yoktu. Bu da bazen kafa karışıklığına ve eserden uzaklaşmama neden oldu.
    "Neden yaptın bunu yazar?" dedim. Yani bence kitap gelişmeye açıkmış ama kurgu aceleye gelmiş gibi hissettim. Sanki yazar ne yazacağına karar verememiş de her oturuşunda farklı farklı bir şeyler yazmış gibi hissettim.


Çeviri Sıkıntısı Olabilir Mi?



    Daha sonra bu durumun yani kopukluğun, 
belki de kitabın dilinden çok çeviriden de kaynaklı olabileceği aklıma geldi. Dolayısıyla çevirmeni biraz araştırdım. Çevirmen; kitabı çevirmemiş, direkt olarak Türkçeleştirmiş. Yani bu durumu hem sevdim hem de sevmedim. Çeviriler de genelde farklı yollar izleniyor. Birisi kitabı normal çevirip çevrilen dilin özelliklerini dipnot olarak vermek; diğeri de bu eser gibi, çevrilen dildeki özellikleri çevirdiğin dile uyarlamak. Umarım derdimi anlatabilmişimdir burada... Benim de bu iki farklı çeviriden seçtiğim bir taraf yok. Bence kitabın içeriğine göre karar verilmesi gerek diye düşünüyorum, çevirmenin kendi tarzından çok. Bu kitap içinde bu çeviri tarzı olmamış diye düşünüyorum. Ama kesinlikle kötü bir çeviri değildi.
    Bu kitaptaki çevirmenimiz Tarık Dursun K. da ülkemiz de tanıdık bilindik bir yazarmış kendisi. Araştırdığımda gördüm fakat ben hiç böyle bir yazarımız olduğunu bilmiyordum. (Burada utandım!) Bu durum da aslında biraz kendimi eleştirmeme sebep oldu diyebilirim.


İleride de Okunacak Bir Yazar


    Yukarıdaki nedenlerden dolayıdır ki Hemingway ile bu kitapla tanışmayı istemezdim. Çünkü onun daha ön planda olan kitaplarıyla daha iyi olurdu sanki bu tanışma. Ama kitabı sevdim sadece yazarın diğer kitapları daha iyidir diye düşünmekteyim. Bu da demek oluyor ki en bilindik eserlerini de ilerde okuyacağım. Hem yazarın üslubu bu şekilde mi, onu da öğrenmem gerekiyor. Yoksa bu kurduğum cümlelerin hepsi bir yerde yazara haksızlık olur gibi hissediyorum.

    Bugün kısa bir yazı oldu ve sohbetimizin sonuna geldik. Son olarak da bu sohbeti kitaptan bir alıntı ile bitirmek istedim. Kendinize iyi bakın dostlar...


"Ama birileri karnını doyuruyorsa benim ailem de doyuracak. Yapmaya çalıştıkları şey, buranın dışındaki siz Conch'ları açlıktan öldürmektir. Böylece gecekonduları yıkıp bina dikecekler ve burayı turistik bölge yapacaklar. Benim duyduklarım bunlar. Tonla arsa alıyorlarmış. Yoksul halkın açlıktan ölmelerini ya da başka yerlerde açlıktan ölmek için çekip bu ellerden gitmelerini bekleyeceklermiş. Buralarını, arkalarından turistler için güzel bir eğlence yerine dönüştüreceklermiş. Kulağıma çalınıp duruyor."

20 Mart 2026 Cuma

HEM ANİ GELİŞEN HEM DE PLANLI BİR SOHBET


Teşekkürler... 


    Bugün her zaman ki yazı günümden farklı olarak ve kısa bir yazıyla buradayım. Bunun nedeni son birkaç gündür okuyucu sayımın artması. Beni okuyorsunuz, bunu görüyorum ve bu beni daha çok yazma istediğiyle dolduruyor. Daha önceki yazılarımda da dedim, siz burada olursanız ben de burada olurum. Siz gelirseniz ben de daha çok gelirim. Ve işte şimdi bu sözümü kanıtlamak için buradayım. Size bir şekilde ulaşmışım ve bunu beni aşırı mutlu ve aşırı istekli yapıyor. Normalde hafta iki ve bazen üç yazıyla sınırlandırmıştım kendimi ama bakın bugün bir farklılık oldu bile. Normalde pazar günü bir yazı yayınlamayı planlıyordum ki hala planlıyorum. Pazar günü yazı olacak yani yine de blogta ama bugün sizin için bir istisna yapıyorum. Son bir kaç günde bloğuma gelip yazılarımı okuyanlar için. Siz benim için özelsiniz çünkü beni desteklediğinizi hissediyorum. Çok teşekkür ediyorum ve beni okumaya devam edin diyorum. Sizinle daha birçok şey paylaşacağız beraber, buna inanıyorum.

    Peki çaylar? Bugün çaylarınız var mı? Benim birazdan olacak. Bugün gün içinde çok içtim ama akşam da çaysız olmuyor be arkadaşlar. O yüzden şu an çayım demleniyor ve birazdan içeceğim. O zamana kadar sizin de çayınız yoksa hazırlayabilirsiniz. Çünkü bu arada ben de bu yazıya bir ara verip sizinle bugün bahsedeceğim bir konu üzerinde çalışmaya gideceğim. Evet bugün bir araştırma, okuma yapıp biraz bilgi edinip ondan sonra sizinle paylaşacağım bir konu belirledim.

    Bekleyin beni birazdan dönüyorum...


Bir Yazar Üzerine Ufak Bir Sohbet


    Geldim. Hazırlıklarım da tamam. Sizinle bugün bir yazar hakkında konuşacağız ve bilinmeyen bir yazar, kesinlikle değil kendisi; Ernest Hemingway... Yazarın daha önce hiçbir eserini okumadığımı üzülerek söylüyorum ki şu anda da okumaya başlamadım. Sadece okuyacağım kitabın, e-kitap formatında Lillian Ross'un yazdığı, yazarı tanıtan bir önsöz vardı. Ben de sizinle o önsözden alıntılar yaparak konuşacağım. Kitabı ondan sonra okumaya başlayacağım. Kitapla ilgili de yine bir sohbet konusu oluşturmayı düşünüyorum ancak bu daha sonra olacak. Çünkü biz bu kitabı, kitap kulübümüzle beraber okuduğumuz için ilk önce onlarla konuşup, tartışacağız ve sonra sizinle burada bir sohbet yapacağız. Yazardan okuyacağım kitap ise, Ya Hep Ya Hiç olacak. Bu da not olarak burada kalsın...


        Şimdi başlayalım...

    Lillian Ross bize Ernest Hemingway ve eşinin New York'a geldiği az biraz zamanda onlarla geçirdiği vakti anlatıyor: 

'1949'un sonlarına doğru, Avrupa yolculuğuna çıkarken de birkaç; günlüğüne New York'ta kaldı. Kendisine mektup yazmış, geldiğinde görüşmek istediğimi bildirmiştim. Daktiloyla yazdığı yanıtında bunun çok iyi olacağını, havaalanında uçağını karşılamamı söylemişti.'



    Bu vakit geçirdikleri zamanda da daha çok yazarın söylediği cümleler üzerinde durmuş ve kendi yorumunu nerdeyse hiç katmamış yazıya...


    "Bir kitabı bitirdikten sonra ölüyorsun. Kimse de öldüğünü bilmiyor. Fark ettikleri tek şey, yazmanın korkunç sorumluluğunu izleyen sorumsuzluktur."

    Demiş ve ardından bir eser yazmanın sorumluluğunu anlatmaya devam etmiş, Ernest Hemingway..

    "Romancılar futbolculara benzemez, yarı yoldan dönmek yok, ölüm pahasına bile sonuna kadar dayanmak gerek."


    "Sevmediğim insanların davranışları beni üzmez. Cehenneme kadar yolları var! Kötülük yapacaklarsa, bırak, yapsınlar! Kalecinin, top kaleye girdiğinde yakınmasına benzer bu. Topun kaleye girmesi kötü, ama beklenilecek bir şey." 

    Lillian Ross, yazara eleştirmenlerle buluşup buluşmayacağını sorduğunda veriyor bu cevabı yazar ve devam ediyor cevabına...

    yi hatırlıyorum, Birinci Dünya Savaşı beni öylesine çarpmıştı ki, on yıl geçmeden üzerinde hiçbir şey yazamadım.

Savaşın bir yazarda açtığı yara çok uzun sürede kapanır. Savaşla ilgili hikayeleri eskiden yazmıştım." 


    "Bir kitabın deneyi, içinden atılan iyi malzemeye dayanır."

    Yazar bu cümleyi de yazdığı eserlerinde kısaltmaya gitmesinin nedenini söylüyor. Yazıp yazıp sonradan eserlerini kısaltmak kolay bir iş olmasa gerek...


    "Eskilerden sonra Cezanne en tuttuğum ressamdır. Harika, harika ressam! Degas başka bir harika ressamdı. Kötü bir Degas görmedim şimdiye kadar. Degas'nın kötü eserlerini ne yaptığını biliyor musunuz? Yakıyordu."  

    Ve yazarımız bu cümleyi de Lillian Ross'a beraber geçirdikleri son gün de gittikleri Metropolitan Müzesi'nde gezdikleri resim sergisinde söylüyor.


    Bu yazıdan anladığım kadarıyla Ernest Hemingway, şehirlerden hoşlanmıyor, daha doğrusu New York'tan, kalabalıktan hoşlanmıyor. Yoksa Paris'i, Venedik'i sevdiğini dile getiriyor. Ama yine de Havana'da bir çiftlikte yaşamayı tercih etmiş. Bu av tutkusundan da kaynaklı olabilir. Avcılıkla aşırı ilgiliymiş ve bunu bir spor olarak yapmış.

    Sohbetin sonu... Bugün bir kitapla ilgili değil, bir yazarla ilgili az konuştuk, daha çok onun cümleleriyle... İlerde belki böyle sadece yazar sohbetleri de yapmaya başlayabiliriz. Ben yazarken yine keyif aldım ve umarım siz de okurken keyif alırsınız. Tekrar size çok teşekkür ediyor ve hepinize sarılıyorum...

Ufak Bir Hikaye...

AMATÖR YAZARDAN HİKAYELER -2-

BİR AİLE MESELESİ 16.08.2025/17.08.2025 7   Ben masada oturmuş sadece konuşulanları düşünmeye başlamıştım. Çevremdeki üç insan da ko...