Hakkımda

Fotoğrafım
Çaylarınızı kapıp gelin ve sizinle güzelce bir muhabbet kuralım. Hayattan birazcık kopmaya hakkınız olsun değil mi? Bakmayın sayfamda çok aktif olamadığıma ama siz gelirseniz eğer, bu sayfamda daha çok aktif olmamı gereltirecek ve işte o zaman beraberce bir şeyler başarmış olacağız. Dikkat edin; biz diyorum, ben değil! Çünkü bu sayfayı ben oluştursam bile sizsiz hiç bir şey başarılı olamaz. Unutmayın ki, ilk başta ben bu sayfayı kendim için kurmuş olsam da, daha sonra paylaşacak kimsem olmadığı için bana hiç bir yararı olmadı. Bu yüzden size ve paylaşacaklarımıza ihtiyacım var. Haydi o zaman, daha ne bekliyorsunuz! Bir çay koyup gelin yanıma, daha paylaşacak bir çok şeyimiz var. :)

20 Mart 2026 Cuma

HEM ANİ GELİŞEN HEM DE PLANLI BİR SOHBET


Teşekkürler... 


    Bugün her zaman ki yazı günümden farklı olarak ve kısa bir yazıyla buradayım. Bunun nedeni son birkaç gündür okuyucu sayımın artması. Beni okuyorsunuz, bunu görüyorum ve bu beni daha çok yazma istediğiyle dolduruyor. Daha önceki yazılarımda da dedim, siz burada olursanız ben de burada olurum. Siz gelirseniz ben de daha çok gelirim. Ve işte şimdi bu sözümü kanıtlamak için buradayım. Size bir şekilde ulaşmışım ve bunu beni aşırı mutlu ve aşırı istekli yapıyor. Normalde hafta iki ve bazen üç yazıyla sınırlandırmıştım kendimi ama bakın bugün bir farklılık oldu bile. Normalde pazar günü bir yazı yayınlamayı planlıyordum ki hala planlıyorum. Pazar günü yazı olacak yani yine de blogta ama bugün sizin için bir istisna yapıyorum. Son bir kaç günde bloğuma gelip yazılarımı okuyanlar için. Siz benim için özelsiniz çünkü beni desteklediğinizi hissediyorum. Çok teşekkür ediyorum ve beni okumaya devam edin diyorum. Sizinle daha birçok şey paylaşacağız beraber, buna inanıyorum.

    Peki çaylar? Bugün çaylarınız var mı? Benim birazdan olacak. Bugün gün içinde çok içtim ama akşam da çaysız olmuyor be arkadaşlar. O yüzden şu an çayım demleniyor ve birazdan içeceğim. O zamana kadar sizin de çayınız yoksa hazırlayabilirsiniz. Çünkü bu arada ben de bu yazıya bir ara verip sizinle bugün bahsedeceğim bir konu üzerinde çalışmaya gideceğim. Evet bugün bir araştırma, okuma yapıp biraz bilgi edinip ondan sonra sizinle paylaşacağım bir konu belirledim.

    Bekleyin beni birazdan dönüyorum...


Bir Yazar Üzerine Ufak Bir Sohbet


    Geldim. Hazırlıklarım da tamam. Sizinle bugün bir yazar hakkında konuşacağız ve bilinmeyen bir yazar, kesinlikle değil kendisi; Ernest Hemingway... Yazarın daha önce hiçbir eserini okumadığımı üzülerek söylüyorum ki şu anda da okumaya başlamadım. Sadece okuyacağım kitabın, e-kitap formatında Lillian Ross'un yazdığı, yazarı tanıtan bir önsöz vardı. Ben de sizinle o önsözden alıntılar yaparak konuşacağım. Kitabı ondan sonra okumaya başlayacağım. Kitapla ilgili de yine bir sohbet konusu oluşturmayı düşünüyorum ancak bu daha sonra olacak. Çünkü biz bu kitabı, kitap kulübümüzle beraber okuduğumuz için ilk önce onlarla konuşup, tartışacağız ve sonra sizinle burada bir sohbet yapacağız. Yazardan okuyacağım kitap ise, Ya Hep Ya Hiç olacak. Bu da not olarak burada kalsın...


        Şimdi başlayalım...

    Lillian Ross bize Ernest Hemingway ve eşinin New York'a geldiği az biraz zamanda onlarla geçirdiği vakti anlatıyor: 

'1949'un sonlarına doğru, Avrupa yolculuğuna çıkarken de birkaç; günlüğüne New York'ta kaldı. Kendisine mektup yazmış, geldiğinde görüşmek istediğimi bildirmiştim. Daktiloyla yazdığı yanıtında bunun çok iyi olacağını, havaalanında uçağını karşılamamı söylemişti.'



    Bu vakit geçirdikleri zamanda da daha çok yazarın söylediği cümleler üzerinde durmuş ve kendi yorumunu nerdeyse hiç katmamış yazıya...


    "Bir kitabı bitirdikten sonra ölüyorsun. Kimse de öldüğünü bilmiyor. Fark ettikleri tek şey, yazmanın korkunç sorumluluğunu izleyen sorumsuzluktur."

    Demiş ve ardından bir eser yazmanın sorumluluğunu anlatmaya devam etmiş, Ernest Hemingway..

    "Romancılar futbolculara benzemez, yarı yoldan dönmek yok, ölüm pahasına bile sonuna kadar dayanmak gerek."


    "Sevmediğim insanların davranışları beni üzmez. Cehenneme kadar yolları var! Kötülük yapacaklarsa, bırak, yapsınlar! Kalecinin, top kaleye girdiğinde yakınmasına benzer bu. Topun kaleye girmesi kötü, ama beklenilecek bir şey." 

    Lillian Ross, yazara eleştirmenlerle buluşup buluşmayacağını sorduğunda veriyor bu cevabı yazar ve devam ediyor cevabına...

    yi hatırlıyorum, Birinci Dünya Savaşı beni öylesine çarpmıştı ki, on yıl geçmeden üzerinde hiçbir şey yazamadım.

Savaşın bir yazarda açtığı yara çok uzun sürede kapanır. Savaşla ilgili hikayeleri eskiden yazmıştım." 


    "Bir kitabın deneyi, içinden atılan iyi malzemeye dayanır."

    Yazar bu cümleyi de yazdığı eserlerinde kısaltmaya gitmesinin nedenini söylüyor. Yazıp yazıp sonradan eserlerini kısaltmak kolay bir iş olmasa gerek...


    "Eskilerden sonra Cezanne en tuttuğum ressamdır. Harika, harika ressam! Degas başka bir harika ressamdı. Kötü bir Degas görmedim şimdiye kadar. Degas'nın kötü eserlerini ne yaptığını biliyor musunuz? Yakıyordu."  

    Ve yazarımız bu cümleyi de Lillian Ross'a beraber geçirdikleri son gün de gittikleri Metropolitan Müzesi'nde gezdikleri resim sergisinde söylüyor.


    Bu yazıdan anladığım kadarıyla Ernest Hemingway, şehirlerden hoşlanmıyor, daha doğrusu New York'tan, kalabalıktan hoşlanmıyor. Yoksa Paris'i, Venedik'i sevdiğini dile getiriyor. Ama yine de Havana'da bir çiftlikte yaşamayı tercih etmiş. Bu av tutkusundan da kaynaklı olabilir. Avcılıkla aşırı ilgiliymiş ve bunu bir spor olarak yapmış.

    Sohbetin sonu... Bugün bir kitapla ilgili değil, bir yazarla ilgili az konuştuk, daha çok onun cümleleriyle... İlerde belki böyle sadece yazar sohbetleri de yapmaya başlayabiliriz. Ben yazarken yine keyif aldım ve umarım siz de okurken keyif alırsınız. Tekrar size çok teşekkür ediyor ve hepinize sarılıyorum...

19 Mart 2026 Perşembe

KAPTAN MAVİ AYI'NIN 13 1/2 HAYATI - WALTER MOERS



ABSÜRT BİR KİTAP

Merhabalar dostlar...

Bugün kitap sohbeti yapacağız sizlerle. Kitabı yine birkaç gün önce okuyup bitirdim. İnstagram hesabımda da bir gönderi paylaştım ama esas sohbet burada olacak. Kitabın aslında çok abartılacak bir yanı yok. Sadece ben  böyle kitapların da hastası olduğum için biraz fazla konuşabilme ihtimalimi göz önünde bulundurdum.

Kitaba geçmeden önce, hepinizin bayramını en içten dileklerimle kutlarım. Her şey bu bayramda istediğinizce, gönlünüzce olsun...


KAPTAN MAVİ AYI'NIN 13 1/2 HAYATI


Önsöz 

Bir mavi ayının yirmi yedi hayatı vardır. Bu kitapta on üç buçuğunu anlatıp geri kalanlarına değinmeyeceğim. Ne de olsa, bir ayının sırları olmalıdır; bunlar onu daha çekici ve gizemli kılar. 

İnsanlar bana sık sık geçmişte nasıl olduğunu soruyorlar. Yanıtım şu: Eskiden her şey daha boldu. Evet, eskiden gizemli adalar, krallıklar ve artık var olmayan kocaman kıtalar vardı. Şimdi uçsuz bucaksız okyanusun dalgaları altında yatıyorlar, çünkü su yavaş ve merhametsizce yükselmeye devam ediyor ve günün birinde gezegenimiz tamamen sular altında kalacak. Bu yüzden artık deniz seviyesinin çok üzerindeki bir uçuruma konan, denize açılmaya elverişli bir gemide yaşıyorum. Size az önce bahsettiğim sular altında kalan adaları ve ülkeleri, onlarla birlikte dalgaların altına batan yaratıkları ve harikaları anlatmayı teklif ediyorum.

İlk on üç buçuk hayatımın olaysız olduğunu söylersem yalan söylemiş olurum (ve herkes benim bir yalancı olmadığımı bilir). Peki ya Minik Korsanlar? Muzip Periler, Örümcek Cadı, Geveze Dalgalar, Mağara Cüceleri, Dağ Kurdu? Alp Canavarı,  Başsız Bollog, Bollogsuz Baş, Göçebe Mugglar, Tutsak Serap, Yetiler ve Bluddumlar, Sonsuz Hortum, Rickshaw İblisleri?

...



KİTAPLA İLGİLİ AZ AZ DÜŞÜNCELER


    Kitapla ilgili konuşmaya, onun önsözünden alınma birkaç cümleyle başlamak istedim. Hoşuma giden önsözlerden olmuştu ve bu önsözün Kaptan Mavi Ayı'nın kendi ağzından yazılan bir önsöz olması da beni cezbetti açıkçası. Kitap absürt denebilecek eğlenceli bir macera kitabı. Aslında çocuk kitabı olarak geçiyor ama bence çok çocuk kitabı da sayılmaz sanki. Çocuklar için biraz fazla kaçan yerleri olmuş. Ama dili gayet akıcı ve basit. Ama kitapta bahsedilen şeyleri beyniniz de canlandırmaya gelince ne basit dil ne de akıcılık çözüm oluyor.

    Yazarımız; Walter Moers ki aslında kendisi yazardan çok karikatürist ve bu yüzden kitap da hayal gücünü bir hayli zorladığı için okuyucuya ipucu olsun diye araya çizimler eklemiş. Ben kitabın bu havasını da sevdim. Her sayfa size yeni bir şeyler vaat ediyor. Bunu okudukça hissediyorsunuz. Aslında kitabın kapağından da bunu hissetmemek elde değil.

    Kitap edebi anlamda size bir şey katmayacak, bunu bilin. Sadece eğlenceli bir zaman vaat ediyor ki bu zaman 700 sayfalık, bol bol macera içeren, kurgusal bir otobiyografi olarak karşınıza çıkıyor.

    Mavi Ayı, kendisinin nasıl doğduğunu ve ebeveynleri varsa kimler olduğunu bilmiyor. Bir zaman kendini Zamonia Denizi’nin ortasında bir ceviz kabuğunun içinde buluyor. Ve böylelikle hayatlarını yaşamaya başlıyor. Zamonia, dünyada bulunan kurgusal bir kıta ve Mavi Ayı'nın maceraları bu kıtada geçiyor. Bu kıtada o kadar değişik canavarlar, yaşam formları var ki… anlatamam. Hele bir Profesör Nightingale var ki… kendisi bir ansiklopedi yazıyor ve bu ansiklopedi bulaşıcı bakteriler sayesinde Profesör'ün beyinlerinden Mavi Ayı'nın beynine bulaşıyor. Bu ansiklopedi karşımıza çıkan her şeyle ilgili bizi anında bilgilendiriyor. Çoğu zamanda iş işten geçtikten sonra bilgi veriyor!

    Evet yanlış okumadınız yukarıda 'beyinlerinden' dedim. Çünkü Profesör Nightingale yedi beyni olan bir Nokturnomat… O sadece ansiklopedi yazmıyor ve  birçok icadının yanı sıra Nokturnal Akademi'nin de tek öğretmeni! Burada hemen kitaptan bu bölümle ilgili bir alıntıya yer vereceğim...


    "...çünkü Profesör Nightingale bir Nokturnomat'tı, Nokturnomatlar Zamonia'daki (evrende değilse bile belki de bütün dünyadaki) en zeki varlıklardı. Günışığında IQ seviyeleri 4000'dir, ama karanlık çöktüğünde bu astronomik seviyelere ulaşırdı. Bu yüzden, Nokturnomatlar karanlığı tercih ederlerdi ve Nightingale` in Nokturnal Akademisi bu yüzden Gloomberg Dağları' ndaki karanlık ve karmakarışık mağaralarda yer alıyordu. Boş zamanlarında, profesör karanlığın daha karanlık yapılabileceği bir sistem üizerinde çalışıyordu. Bu amaçla, sadece kendisinin girebildiği karanlık bir oda kurmuştu. Kapıdan dinlediğimizde duyduğumuz sesler davetkâr olmaktan çok uzak olduğu için zaten içeri girmek gibi bir isteğimiz yoktu.

    Sıradan bir Nokturnomat'ın üç beyni vardır, yetenekli bir Nokturnamat'ın dört, dahi bir Nokturnomat'ın beş beyni vardır. Profesör Nightingale'in yedi beyni vardı. Biri kafasında, dördü kafatasının dışında büyümüştü, altıncısı normalde dalağının olması gereken yerdeydi. Yedincinin yeri ise öğrencilerinin arasında sürekli spekülasyona neden olan bir konuydu."



    Nightingale ve Nokturnal Akademi de, Mavi Ayı’nın sadece bir hayatında karşımıza çıkıyor. Diğer hayatlarında daha ne maceralar yaşadı bir bilseniz! Aslında tüm hayatlarında yaşadıkları bir şekilde diğer hayatlarına ince ince bağlanıyor en azından değiniyor. Genelde bizim Mavi Ayı’mız macera üstüne macera yaşıyor ve sürekli tehlikeli durumlarla burun buruna geliyor. Ve bir şekilde de bu durumlardan ucu ucuna kurtuluyor.

    Yazarın aslında başka kitapları da varmış. Hepsi de Zamonia denilen kurgusal kıtada geçiyormuş. Ama malesef bu kitaplar Türkçeye çevrilmemiş. Nedeni de sanırım çok okuyucusu olmamasından kaynaklı. Zaten bu kitabın da bildiğim kadarıyla tekrar basımı olmamış. Yani şu an okumak isterseniz bulamayabilirsiniz sanırım. Ama güzeldi. Ben sevdim. Absürtlük denince de ben işte! 😜 Seviyorum böyle kitapları. Eğlenceli bir zaman, farklı bir tat, beklenmedik şeyler çıkarıyor karşınıza...

    Bugünlük de bu kadar olsun... Kendinize iyi bakın. Tekrardan, iyi bayramlar...

Ufak Bir Hikaye...

AMATÖR YAZARDAN HİKAYELER -2-

BİR AİLE MESELESİ 16.08.2025/17.08.2025 7   Ben masada oturmuş sadece konuşulanları düşünmeye başlamıştım. Çevremdeki üç insan da ko...