Hakkımda

Fotoğrafım
Çaylarınızı kapıp gelin ve sizinle güzelce bir muhabbet kuralım. Hayattan birazcık kopmaya hakkınız olsun değil mi? Bakmayın sayfamda çok aktif olamadığıma ama siz gelirseniz eğer, bu sayfamda daha çok aktif olmamı gereltirecek ve işte o zaman beraberce bir şeyler başarmış olacağız. Dikkat edin; biz diyorum, ben değil! Çünkü bu sayfayı ben oluştursam bile sizsiz hiç bir şey başarılı olamaz. Unutmayın ki, ilk başta ben bu sayfayı kendim için kurmuş olsam da, daha sonra paylaşacak kimsem olmadığı için bana hiç bir yararı olmadı. Bu yüzden size ve paylaşacaklarımıza ihtiyacım var. Haydi o zaman, daha ne bekliyorsunuz! Bir çay koyup gelin yanıma, daha paylaşacak bir çok şeyimiz var. :)
yağmur aslı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yağmur aslı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Şubat 2026 Salı

-YAZSAM ROMAN OLUR 4-

 

 Simit ile çayın ilişkisinin nasıl başladığını anlat.

    "Simit ve çayın ilişkisinin nasıl başladığını anlat," diyorsun bana. Ama sen buna sadece bir ilişki dersen ben onların aralarındaki bağı sana tam anlamıyla anlatamam ki! Çünkü onların ilişkisi bizimki gibi değil. Aralarında ilişki var, aşk var ama onların bu bağlılıkları biz insanlardan çok farklı bir boyutta. Ama yine de ben seni kırmayacağım ve elimden geldiğince sana simit ve çayın birbirine olan bağlılıklarının başladığı anı anlatmaya çalışacağım.


     Aslında onların hikâyesi çok da farklı bir şekilde başlamaz. Öyle düşündüğün gibi destansı ya da efsanevi bir aşkları yoktur. Aslına bakarsan sıradan, platonik bir aşk hikâyesi olarak başlar.

    Tabi ki platonik olarak ilk vurulan taraf kanı sürekli kaynayan, ince belli, al yanaklı, al dudaklı çayımız oldu. Çay, simidi görür görmez ona o an tutuldu. Simidin o sert görünen ama aslında yumuşacık olan ruhunun hamuruna hayran olmuştu ve çayın gözü artık bir tek simidi görür olmuştu.

    Simit, çayın kendisine olan bu ilgisini bir zaman sonra fark etti, etmesine ama çaya karşı bu ilgiyi fark etmemiş gibi davrandı. Aslında simit kendi aklınca çayla dalga geçiyordu. Çünkü çayın kendisine olan ilgisinin bir zaman sonra biteceğine adı gibi emindi ve bu ilgi kaybının ne kadar sürede gerçekleşeceğini merak ediyordu. Çünkü daha önce yine onu göz hapsine alan niceleri, bir zaman sonra ondan bıkıp başkasına gitmişti. Ayran mesela; "Sen sıcaksın, ben ise soğuğum. Biz anlaşamayız," demişti. Bunun ardından susamlarının neredeyse hepsini kaybedecek kadar bir ayrılık daha yaşamıştı; üçgen peynir… Onun ayrılığı en kötüsüydü. Çünkü simidi hiç anlayamamış, onu tanımak bile istememişti! Sadece, "Ben yumuşağım ve hemen eriyiveriyorum ama sen sertsin," demişti. Oysaki o simidin içinin yumuşak olduğunu bile fark edememiş, onu hiç tanıyamamıştı.

    Şimdi ise yine onu göz hapsine alan başka birisi daha çıkmıştı karşısına; çay… Bakalım bu ne kadar dayanacaktı simide ve bu çay denilen ne kadar sürede gidecekti simidin yaşamından?


    Ama simidin bilmediği bir şey vardı. Çay ondan başkasına hiç bakmıyordu ve düşüncelerinde de simitten başkası yoktu. Ama çay kendinde simitle konuşacak cesareti de bir türlü bulamıyordu yine de pes etmeden bekledi, bekledi, bekledi…

    Çay beklerken, simit ise çayın inadının kırılmadığını aksine kendi inadının kırıldığını geçen her zamanla beraber görüyordu. Bu yüzden bir yerde artık simit dayanamadı ve sanki çaya daha önce hiç bakmamış gibi baktı. Oysaki simit çaya kaçamak kaçamak hep bakış atıyordu. Sadece çay ona bakmazken baktığı için, çay bunu bilmiyordu. Bu bakışlardan sonra soğumuş olan çay tekrar ısınmaya başladı ve simit bunu bir işaret gibi görüp çayla konuşmaya başladı. O an konuşmaya başladıktan sonra da hep birbiriyle konuştular ve hep konuşmaya devam edip bir daha da hiç susmadılar.


    İşte simit ve çayın ilişkisi böyle başladı ve böyle sürüp gidiyor. Onların bu ilişkisi insanlarınki gibi değiller ama yine de çok da farklı sayılmazlar.


3 Haziran 2019 Pazartesi

HEM KİTAP OKUYUP HEM FİLM NASIL İZLENİR? CEVAP BU YAZIDA!

TATİL Mİ, YOKSA DEĞİL Mİ?

Merhabalar Canlar...
Nasılsınız bakalım? Tahminen iyisinizdir. Sonuçta yarın Ramazan Bayramı ve insanın içi, nasıl desem? Biraz kıpır kıpır oluyor, istemsizce değil mi? Sizin bayram planlarınız neler? Tatile mi çıkacaksınız yoksa tatil mi size gelecek? 😄😄 Beni hiç sormayın. Ben tüm tatil boyunca evimde olacağım ve malum tatil yöresinde yaşayınca da tatil hep yanı başınızda oluyor. Bu da demek oluyor ki, buraları boşlamayacağım. Güzel haber ha? Bu arada hepinizin bayramını kutluyor ve hepinize kucak dolusu sevgiler gönderiyorum.
Bugüne dönersek eğer, sizinle paylaşacağım konu hakkında çok düşündüm ve daha önceki yazılarımdan biraz farklı bir şey yapmaya karar verdim. Aslında şöyle bir bakarsak çok da farklı değil ya, neyse...

ÇİZGİ ROMAN İNCELEMESİ

Bugün sizinle, geçenlerde yaptığım ve elime cumartesi günü ulaşan çizgi roman alışverişinden okumak için seçtiğim bir çizgi roman incelemesiyle geldim. 
Biliyorum bugünkü konumuz aslında çok da farklı bir konu değil ama daha önce beraber hiç çizgi roman incelemedik ve bence birlikte bunu da yapmalıyız diye düşündüm. Aranızda çizgi roman okumayanlarınız varsa, bence bir yerden başlasınlar. Çünkü bunlardan alacağınız keyif resmen ikiyle çarpılıyor. Çünkü çizgi roman okurken hem kitap okumuş oluyorsunuz hem de film izlemiş gibi oluyorsunuz. Çizgi romanlarda çizimler o kadar canlı oluyor ki, adeta bir film gibi hafızanızda kendine yer ediniyorlar ve bunun yanında çizgi romanlarda kurulan cümlelerde size edebi bir haz veriyor. O yüzden hem film izlemeyi seviyor hem de kitap okumayı seviyor ve ikisini bir arada yapmak istiyorsanız, alın size çözüm; çizgi roman okuyun. Ama bu konuda hala bir karara varmış değilseniz, bu yazıyı okuyarak da, bu konuda bir fikir sahibi olabilirsiniz. Ama baştan söyleyeyim, çizgi roman incelemesi yapacağımız için bu yazıda spoiler olabilir. O yüzden tanıtacağım çizgi romanın kitabını okumayanlar varsa spoiler yememek için bu yazıyı okumayabilirler de, yani karar tamamen size ait.
Ben önceden spoiler uyarısını yaptım ve artık inceleyeceğimiz çizgi romanımızın adını paylaşmaya geldi sıra. İnceleyeceğimiz çizgi romanımız bir klasik eser olan; Define Adası...

DEFİNE ADASI

Define Adası, geçenlerde yaptığım alışverişte aldığım uygun fiyatlı çizgi romanlardan bir tanesi.
Define Adası Çizgi Romanı

Robert Louis Stevenson
Define Adası, bir klasik eser ve yazarı Robert Louis Stevenson'dır. Ben yazarın daha önce Doktor Jekyll ve Bay Hyde'nin, NTV Yayınları'ndan çıkan çizgi romanını da alıp okumuştum. O çizgi roman ise, karakalemdi ve hikayenin gotik evrenine tam uymuştu. Define Adası'nı ise daha önce hiç okumadım ve bu eserle ilk defa bu çizgi romanla karşılaştım beğendim de... Ayrıca Arunas Yayıncılık'tan çıkan Bir Noel Şarkısı'nı daha önce okumuştum ve onu beğendiğim için bu yayıncılıktan çıkan diğer klasik eserlerin çizgi romanlarını da almaya karar vermiştim. İyi ki de karar vermişim. Çünkü hem gerçekten memnun kalıyorum hem de fiyatları gerçekten uygun oluyor. Neyse böyle ufak tefek bilgilerde verdiysek, geçelim çizgi romanımızın incelemesine...
Yanda gördüğünüz sayfa çizgi romanın ilk sayfası ve bu sayfa da size orjinal eserin yazarını tanıtıyor. Yazarla ilgili bilgilere bu sayfadan ulaşabiliyorsunuz ve gayet tatmin edici bir bilgi var içerisinde.
Karakter Künyesi
Daha sonraki sayfa da ise, sizi elinizde bulunan çizgi romandaki kahramanlarla ilgili bir künye karşılıyor. Bu kişiler kitap içerisinde geçen önemli ve kritik karakterler. Karakterlerin tanıtımı daha çok çizim olarak verilmiş. Yani bu künye, çizgi romanda gördüğünüz o karakterleri hemen tanımaznız amacıyla oluşturulmuş. Yandaki fotoğrafta siz de bu künyeyi inceleyebilirsiniz. Ayrıca çizgi romanın ilk çizimlerine de buradan bir göz atabilirsiniz. Ben çizgi romandaki çoğu çizimi beğendim. Yani vasat bir çizgi roman değildi, bana kalırsa... Özellikle deniz ve güneşin olduğu çizimleri ayrı bir beğendim. Bunun yanında karanlıkta olan çizimleri de sevdim.
Bu iki sayfadan sonra devam edersek, hikaye artık başlıyor ve biz çizgi romanın ilk sayfasıyla baş başa kalıyoruz.
İlk sayfada bir tane korsanın, bir hana doğru yol aldığını görüyoruz ve böylelikle sonu nereye varacak bilinmeyen bir macera başlamış oluyor. Ben bu ilk sayfadaki manzara çizimlerini çok beğendim. Deniz çok canlı duruken, han da çok modern duruyor ve arkadaki hafif puslu olarak görünen dağlar da manzaraya ayrı bir güzellik sunmuş. Hana doğru giden korsanımızla ilgili bir şeyler diyemiyorum. Çünkü ne yazık ki, korsanımız bize arkasını dönmüş ama ilerleyen sayfalarda onu yakından göreceğiz.
Hatta bundan sonra paylaşacağım sayfada bizzat korsanımızı iyi gördüğümüz bir çizim var. Bu arada söylemeliyim ki, burada çizgi romanın her sayfasını paylaşmayacağım. Sadece hoşuma giden sayfaları sizinle paylaşacağım. O yüzden gelelim bir dahaki sayfamıza...
Bu sayfadaki dürbün çizimine bayıldım canlar. Bakar mısınız? O yakını ne güzel göstermişler. Tıpkı korsanın dürbünden bakarak uzaklaları izlemesi gibi biz de onunla beraber uzakları izleyebiliyoruz. İşte bu çizim sizi çizgi romanın içine çeken çizimlerden. Bu arada hikayemizde ilerliyor. Bir önceki sayfada hana gelen korsan, sürekli onu ziyarete gelmesini beklediği bir kişiyi gözlüyor ve bu zaman boyunca da hana olan borcu birikiyor. Han sahibi de artık bu durumdan rahatsız olmaya başlıyor. Hikayemizin ana karakteri de işte bu han sahibinin biricik oğlu, Jim Hawkins...
Ve sonraki sayfamızda bir korsan daha hana geliyor ve daha önce hana gelmiş olan korsanı soruyor. Ben bu sayfada bulunan, her iki korsanın çizimini çok sevdim. Korsanların o karanlık havaları çok iyi yansıtılmış ve olaya sonradan dahil olan bu yeni korsan ise, ilk korsanımızın eski bir arkadaşı ama iyi bir arkadaş değil. Çünkü beraber oturup iki kelam laf ettikten sonra kılıçlarını çekiyorlar ve dövüşmeye başlıyorlar. Dövüşün sonunda, iki korsanda yaralanıyor ve hana sonradan gelen korsan ise bu dövüşün sonunda kaçıyor.
Hikayemize bu korsan dahil olmadan önce de hanın sahibi yani ana karakterimiz Jim'in babası hastalanmıştı ve onu muayene etmek için doktor çağırmışlardı. Bu doktor ilk korsanımızın kaba saba tavırlarından nefret etmiş ve ona gözdağı vermişti. Fakat şimdi handa kalan korsan yaralanınca doktor onun durumuna bakmak için hana tekrar geldi ve bu sıralarda Jim'in hasta olan babası da vefat etti. Artık hanın bütün yükü annesinin ve Jim'in omuzlarındaydı. Jim hanın bakımıyla uğraşırken bir ara hana kör bir adam geldi ve korsanı sordu. Jim adamı korsanın odasına götürdü ve adam korsana ölüm fermanı olan bir not uzattı. Korsan bu notu alır almaz kalp krizi geçirdi ve o dakika öldü. Anne ve oğul korsanın eşyalarını karıştırarak hana olan borcu kadar parasını almak istediler.
Ama tam bu sırada sabah hana gelen kör adam tekrar geldi ve hana girmeye çalıştı. Sağ yanda o sayfayı paylaştım sizinle ve bütün çizgi roman boyunca gerildiğim sayfa bu oldu. Resmen bu sayfada tüylerim diken diken olmuştu. Ayrıca bu sayfada da kör adamın çizimi bence çok güzel olmuş. Bu çizimden de ufacık bahsettiysem, hikayemize kaldığımız yerden devam edelim...

Kör adamın seslerini duyan anne ve oğul hemen handan ayrıldılar. Ama Jim yanına korsanın eşyaları arasında bulduğu küçük bir paketi de almıştı. Handan yeterince uzaklaşınca Jim annesini orada bırakıp handa neler olduğuna bakmak için geri döndü ve kör adamı orada buldu. Bu sırada hanın tehlike altında olduğunu öğrenen belediye başkanı ve ekipleri hana gelmişlerdi ve kör adam belediye başkanının atının altında can verdi. Daha sonra belediye başkanı Jim'i Derebeyi Trelawney'in evine götürdü ve orada hana gelen doktor da vardı. Çocuk bu adamlara korsanın eşyaları arasında bulduğu paketi verdi.


Paketin içinden, ölen korsanın sakladığı bir definenin haritası çıktı. Yukarıda solda görülen harita, işte bu bahsi geçen define haritası... Haritanın çizimi çok güzel olmuş. Cidden bir define haritası olsa tıpkı bu şekilde olurdu. En azından benim hayal gücümde böyle olurdu.
İşte bu haritanın arka tarafında da definenin gömülü olduğu yeri tarif eden bir dizi talimatlar yazılmıştı. Yani bu yazıda definenin gerçek olduğunu kanıtlayan son kanıt oldu ve şimdi bu üç kişi, ellerindeki haritanın gösterdiği bu defineyi aramaya karar verdiler ve hemen bunun için hazırlıklara giriştiler.
Kaptan, tayfa ve geminin yanı sıra erzaklar, silahlar vb... Yanlarına almaları gereken her şeyi almadan yola koyulmadılar.



Demir alma günü geldiğinde çok güzel bir hava onlara eşlik etmeye çoktan hazırdı. Yukarıda gördüğünüz sayfada yine deniz ve liman çizimlerine bayıldım. Renklerin birbirine uyumları olsun, denizin rengi olsun, bu sayfa çok hoşuma gitti. Bundan hariç hoşuma giden diğer bir sayfa da Define Adası'nın çizimi olan sayfaydı. Onu da aşağıya koyuyorum.


Yine bu sayfada da deniz çizimini ayrı bir sevdim ama bunun yanında sağ sayfanın altındaki iskelet çizimini ayrıca beğendim. Bir adanın uğursuzluğu ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi ama bu ada gerçekten uğursuz muydu?
Hikayemizde kahramanlarımız bu Define Adası'na doğru yelken açtılar ve en son fotoğrafta da görüldüğü üzere adaya ulaştılar. Ama sonra acaba neler oldu? Bunu size burada anlatmamayı tercih ediyor, çizgi romanı anlatmayı burada kesiyorum.

Ve böylelikle de bugünlük yazımızın sonuna ulaştık canlar... Ayrıca kusuruma bakmayın, elimde olmayan sebeplerden dolayı bugüne ait yayınım biraz geç saatte geldi. Ama geldi yani, sonuç itibariyle. 😀
O yüzden bitiş bölümünü fazla uzatmıyorum, iyi akşamlar, iyi eğlenceler dostlar...
Kendinize ve sevdiklerinize çok iyi bakın canlar, seviliyorsunuz...
😘😘😘

Not: Güncellendi.

20 Mayıs 2019 Pazartesi

KİTAP YORUMU... PARDON YANLIŞ OLDU! DOĞRU BAŞLIK... DAHA BİTMEMİŞ KİTAP TEORİSİ; EREBOS...

PAZARTESİ; SENDROMLU MU, SENDROMSUZ MU?

Merhabalar Canlar, Dostlar...
Nasılsınız bakalım? Bugün bir hafta daha başladı ve sendromlu bir pazartesi ile karşınıza geldim ben de... Aslında burada empati yaptım. Çünkü ben bu aralar işsizim ve maalesef sendromlu bir pazartesi yaşayamıyorum. O yüzden bence elinizdekilerin kıymetini bilin. Belki sizin yüz çevirdiğiniz şeyler için birçok şeyini feda edebilecek insanlar vardır, kim bilir ki! Neyse bunlar hassas birer konu ve bu konular da konuşmayı daha sonraki günlere erteliyorum ve bugün için seçtiğim konuya yöneliyorum.

NE OKUYORUM, NE OKUYORUM?

Erebos - Ursula Poznanski
Bugün şu anda okuyor olduğum kitabın yorumuyla geliyorum. Şu an okuduğum diyorum çünkü kitap hala daha bitmedi ve kitapla ilgili şu ana kadarki teorilerimi sizle paylaşacağım. Bu yazıda biraz spoiler verebilirim, ona göre okuyup okumamakta karar verebilirsiniz. Ayrıca kitabı bitirir bitirmez de bu yazıyı güncelleyeceğim ve o zaman bu yazıda kesinlikle spoiler olabilir. Bu bahsettiğim, şu anda okuyor olduğum kitap Ursula Poznanski'nin Erebos adlı kitabı... Bu kitap aslında (daha önceki yazılarda da söylemiştim) bizim instagram üzerinden yaptığımız kitap kulübü ya da kitap etkinliğimizin mayıs ayı kitabı. Bu etkinliğe öncülük eden bir ablamız var; @burcununkitaplari... Bu etkinliğe onun öncülüğüyle başladık ve bu etkinliğe katılan herkesle her ay ortak bir kitap okuyoruz. Bu etkinliğe gören bilen ve duyan herkes katılabilir ve etkinliğimizi #burcuablaylakitapokuyorum etiketi altında insagramda paylaşıyoruz. İşte bu etkinliğimizin bu aya ait kitabı; Erebos...


  EREBOS - URSULA POZNANSKİ

Erebos
Ben kitabı okumaya ayın dokuzunda başlamış olsam da daha sonra girdiğim bir reading slump sayesinde kitabı ancak daha yeni yeni tam anlamıyla okuyabiliyorum. Ne yapalım? Bu seferlik de böyle oldu. Ne diyoruz böyle durumlarda? Geç olsunda güç olmasın...
Erebos, bir bilgisayar oyunuyla alakalı bir kitap. Bir lisede okuyan öğrenciler arasında sıkı bir gizlilik içinde dağıtılan ve her geçen gün bu oyunu oynayan öğrencilerin sayısının arttığı; yine bu öğrencilerin gizlilik içinde sabahlara kadar, kendilerini kaybedercesine oynadıkları bir bilgisayar oyunu. Ama Erebos sadece bir oyun gibi durmuyor, onun arkasında bazı şüphe çeken şeyler var ve bunlar işte size kitabı okutan şeyler.
Aslında benim bilgisayar oyunlarıyla pek aram yoktur ama kitabı okurken bir anda ben de ana karakter Nick gibi oldum; gece gündüz oyun oynayasım geldi.
Yazar, harika ve bir o kadar da ürkütücü bir bilgisayar oyunu yaratmış. Oyundan ürksem de korksam da devam etmeden duramayan çocuklara hak vermeden edemedim. Ama şu da var ki, bu oyunu oynayan çocuklar gerçeklikle sanal dünyayı karıştırmaya başladılar bile ve ben kitabın sonunun nereye varacağını merak ediyorum. Gerçekten bu kitabı bana en çok okutturan şey; merak... Kitabın sonu nereye bağlanacak, nasıl bağlanacak ve nasıl bitecek? Neyse, bunları ancak kitabın sonuna geldiğimde görebilirim ve o zaman bu yazıyı güncellediğimde buraya da yazarım.

 

EREBOS

Şimdi ise, kitapla ilgili teorilerimden biraz bahsetmek istiyorum. İlk olarak şu kısa bilgileri bir vereyim; kitap toplamda 478 sayfalık bir kitap. Ben daha 309. sayfadayım. Yani daha okumam gereken nereden baksanız bir 150 sayfa var ve o sayfalarda kim bilir neler olacak? Şu ana kadar da çok aksiyonlu bölümler yoktu -tabi ki oyun sahneleri hariç- ama bu kitabın sürükleyici olmadığı anlamına gelmiyor. Kitap aşırı sürükleyici ve çok sade bir dili var. Elinize aldığınız an kolay kolay bırakamayacağınız ve sayfaları çevirirken zamanın nasıl geçtiğini anlayamayacağınız bir kitap.





GÜNCELLEME

Bu araya güncelleme koymak hoşuma gitmiyor ama bunu yapmam gerekiyor. Çünkü buradaki güncellemeyi kitabı okuyup bitirdikten sonra ekliyorum ve bu yazının devam kısmında yazdığım çoğu şeyin artık spoiler olduğundan eminim.
Kitabı okumanızı kesinlikle tavsiye ediyorum, harikaydı. Ama benim kitapla ilgili teorilerimin birazı tuttuğu için  aşağıda kalan yazılar spoiler içeriyor. Ayrıca bu yazıyı okuduktan sonra kitaba yönelirseniz, kitaptan zevk alamayacaklınız. O yüzden kitabı okumaya karar verirseniz yazımı okumayı burada bırakın. Eğer yok okumam derseniz devam edin ama size şunu da söylememe izin verin; çok şey kaçırıyorsunuz! Kitap gerçekten harika, muhteşem... İçindeki olay örgüsü, sonu, aralardaki ikilemler, gerilimler... Benim bu yazarın okuduğum ilk kitabı ama diline ve kurgusuna bayıldım.
Yazının bundan sonraki başlıkları spoiler içermez. Başlıklara bakalirsiniz ama bence içeriği kitabı okuduktan sonra bakın, yine de unutmayın karar size ait.

NOT: Bundan sonraki bölümlerde spoilerlar olabilir. Yazının devamını ona göre okuyup okumamaya karar verin.




TEORİLER... BU YAZIYI UMARIM "EREBOS" GÖRMEZ!!!

Erebos (Benim çizimlerimle)
Kitapla ilgili en başlıca teorim, kitaptaki bir karakterle alakalı; Adrian... Evet. Bence bu çocukta bir şeyler var. Kötü değil ama tahminen iyi de değil. Daha farklı bir şeyler, her şeye çözüm olacak bir şeyler mesela... Yani bu çocuk bence kitabın anahtar kişisi, kilit insanı...
Doğru mudur? Bilmiyorum. Bu yalnızca benim teorim. Ayrıca teorimi genişletirsem; Adrian'nın babası ölmüş ve bence bu bilgisayar oyunu, Erebos'u da o yarattı. (Bu arada Erebos, kitapta çocukların oynadığı bilgisayar oyununun adı.) Daha sonra bu oyunun tehlikeli olduğunu fark etti ve onu yok etmeye çalıştı ama bunda da başarılı olamadı ve öldürüldü. Yalnız burada bir nokta var ki o da; Adrian'nın bu babası ölmemiş, intihar etmiş. Peki bir bilgisayar oyunu yaratıcısını öldürüp ve bu olaya intihar süsü verebilir mi? Bir şekilde olabilir. Neden olmasın ki? Ben sadece o bir şekildeyi çözemiyorum. Ama inanın, bu teorim doğruysa Erebos bir şekilde bu işi yapmış olabilir. Yani bir bilgisayar oyunu cinayet işlemiş ve buna intihar süsü vermiş olabilir. Yapay zeka olabilir diyorum ya da benim aklıma daha yatan teoriye göre ise; bu cinayeti kendisi yapmamış ama oyuncularından birine yaptırmış da olabilir. Benim teorim bu yönde... Zaten sadece bir iki yerde Adrian'nın Nick'le konuşma çabaları var ki, kurduğu her cümle bence şüphe uyandırıcıydı.
Diyorum ki yani, bu teorilerim tutmasa bile Adrian'la alakalı illa ki bir şey çıkacak kitapta ve bu yüzden kitabın bir an önce sonuna gelmek istiyorum. Beni neler bekliyor görmek için sabırsızlanıyorum. Ama şimdilik bu yazının sonunda kitabı okumak yerine, ne yapacağım? Tabi ki gidip Game of Thrones'un son ve final bölümünü izleyeceğim. Sizinle o konuda da bir inceleme yapacağız. Ama bu ancak haftaya olur. O da, izlemeyenler o zamana kadar izlemiş olurlar ve spoiler yemezler diye...

"EREBOS" BENİ YOK ETTİ


Şaka, şaka... Burdayım ben! Sadece, yazının bitişini yapacağım için böyle bir espri yapayım demiştim. 😂😂😂 Neyse bakalım, o zaman artık bitirelim mi, bugünü de?
Bu yazımız biraz kısa oldu, biliyorum. Ama okuduğum kitap bitmediği için tam anlamıyla bir yorum giremediğim için
sanırım böyle oldu. Ama kitabı okuyup yazıyı güncelledikten sonra belki de yazı o zaman uygun bir uzunluğa sahip olur.
E, o zaman artık yazımızın sonuna gelelim ve hoşça kal diyelim, değil mi?
Kendinize ve sevdiklerinize çok iyi bakın canlar...
Seviliyorsunuz.
😘😘😘

GÜNCELLEME (SPOİLER İÇERİR!!!)

Erebos şu dakika itibariyle bitti. Bir "geçmiş olsun"uzu alırım artık. 😉 Bu arada teorimin bir kısmı doğru çıktı. Kitabın anahtarı kesinlikle, Adrian'mış. Ama masum, oyuna kurban gittiğini düşündüğüm kişi aslında tam tersi canavar, pislik, çocukları kendi intikamı için (özellikle kendi oğlunu) manipüle eden bir cani çıktı. Kısaca bütün olanlar Adrian'ın ölmüş babası yüzünden olmuş. Adam harbi ölmüş ama ölmeden önce intikamı uğruna Erebos'u yaratmış ve oğluna bu oyunu miras olarak bırakmış. Aslında kitapta baba da hep haksız değil, onun da haklı olduğu yerler var. Ama işte... Anlatamıyorum. Ama okumanızı tavsiye ediyorum. Baştan sona harikaydı. Bu spoilerlı bölümü okumayanlar için üste yine bir tavsiye olarak güncelleme gireceğim sanırım. Çünkü bu kısmı okutuktan sonra kitaptan zevk alamazsınız. Bu konuyu da belirtip, kaçtım ben canlar... 😘😘😘

Ufak Bir Hikaye...

AMATÖR YAZARDAN HİKAYELER -2-

BİR AİLE MESELESİ 16.08.2025/17.08.2025 7   Ben masada oturmuş sadece konuşulanları düşünmeye başlamıştım. Çevremdeki üç insan da ko...