Hakkımda

Fotoğrafım
Çaylarınızı kapıp gelin ve sizinle güzelce bir muhabbet kuralım. Hayattan birazcık kopmaya hakkınız olsun değil mi? Bakmayın sayfamda çok aktif olamadığıma ama siz gelirseniz eğer, bu sayfamda daha çok aktif olmamı gereltirecek ve işte o zaman beraberce bir şeyler başarmış olacağız. Dikkat edin; biz diyorum, ben değil! Çünkü bu sayfayı ben oluştursam bile sizsiz hiç bir şey başarılı olamaz. Unutmayın ki, ilk başta ben bu sayfayı kendim için kurmuş olsam da, daha sonra paylaşacak kimsem olmadığı için bana hiç bir yararı olmadı. Bu yüzden size ve paylaşacaklarımıza ihtiyacım var. Haydi o zaman, daha ne bekliyorsunuz! Bir çay koyup gelin yanıma, daha paylaşacak bir çok şeyimiz var. :)

26 Şubat 2026 Perşembe

DİJİTAL KALE - DAN BROWN

 Dan Brown'ın İlk Kitabı Ama Benim Okuduğum Son Kitabı DİJİTAL KALE

    


    Merhabalar sohbet dostlarım...

  Nasılsınız? Umarım iyisinizdir. Ben de iyiyim ve bugün arada bir kitap atlamama rağmen yeni bitirdiğim bir kitapla gelim buraya. Arada okuduğum bir kitabı burada paylaşmama sebebim ise o yazıyı başka bir projede kullanacak olmam. Kusura bakmazsınız umarım. Ama belki o proje olmazsa eğer burada yayınlayabilirim, ileride. Şimdi bugünün konusu olan kitaba ve yazarına bir bakalım ufaktan.

   Evet, sizlerle bugün Dan Brown'ın ilk kitabı ama benim daha yeni okuyup bitirdiğim kitabı olan Dijital Kale hakkında konuşmaya geldim. Bu cümle tanıdık değil mi? Evet, bu sefer biraz tembel davrandım ve yazı başlığını yazının içinden  çaldım. Ama hem yazı benim hem de başlık benim olduğu için sorun olmaz sanki. Ayrıca bu çalmak da sayılmaz ki!

    Bu açıklamayı da yaptıktan sonra konumuza geri dönüyoruz.

   Dijital Kale kitabımızın yazarı Dan Brown'ın, Robert Langdon serisinden bağımsız eserlerini ki topu topu iki kitap olmasına rağmen benim için okumak bu seneye kısmet oldu. Yazarı gerçekten severek okurum ve yeni kitap çıkaracağı zamanı heyecanla beklerim. Son çıkan kitabını da henüz okumadım ama yine bu yıl içinde okuyacağım, Sırların Sırrı'nı da.

    Şimdi Dijital Kale'ye gelirsek... Dan Brown'ın ilk yazdığı kitap olması beni ayrıca bir dikkatli okumaya sevk etti ilk olarak. “Nasıl başlamış yazarlık hayatına, hala aynı mı tarzı ve hiç değişiklik var mı?” Gibi gibi soruları merak ederek okumaya başladığım bir kitap oldu. Ve evet bu sorularıma cevap aldım. Hep aynıymış tarzı bence yazarın, hiç değişmemiş. Sadece yazarın daha önce okuduğum kitapları olduğu için bu kitaptaki kurgu bir tık tahmin edilebilir geldi. O da dediğim gibi daha sonraki kitaplarından tecrübeli olduğum içindi. Yoksa ilk olarak bu kitabı okusaydım kesinlikle eksiksiz bir tatmin duygusu olurdu ben de. Tabi bir de kitabın yazıldığı zaman da etkili bir faktör olarak devreye giriyor burada.

    Kitap, 1998’de basılmış ilk olarak ve o yıllarda yazıldığı düşünülürse bu kitabın zamanının ötesine geçebilecek bir kurgusu olduğu düşünülebilir. Bilgisayarların, internetin, sanal casusluğun ve sanal terörizmin ufak ufak başladığı yıllar, bu yıllar. Bu yüzden de kitabımız bunun üzerine kurulu ilerliyor. Yalnız teknoloji o zamandan bu zamana çok hızla geliştiği için konusu şu dönemde eskimiş kalıyor ve bu durum kitabı okurken bazen bir şeyleri kafamda canlandırmamı, anlamamı biraz güçleştirdi. Ama zamanı düşünerek kitabı ele alacağım ki öyle yapmam gerekir, doğrusu budur. 

    Kitap hızla akan, son derece aksiyonlu, dinamiği hiç durmayan bir kitaptı. Yazarın tarzı yukarıda da belirttiğim gibi yine belliydi ve beklediğim ters köşeyi yaptı. Ama bu sefer tabi ki ilk kitap olmasından kaynaklı bence ama kitaptaki ters köşe biraz belliydi. Sadece, “Neden?” sorusunun cevabı muallaktaydı. Onun da cevabını ilerleyen sayfalarda aldık. Ama kitabın son sayfaları esas heyecan yüklü kısımlardı. Olaylar çözüldü, ne olduğu belli oldu ama geriye bu sorunu çözmek kaldı. Sorunu çözmek için saniyeyle yarışıldı ve bol heyecanla dolu ilerledi o sayfalar. Kitabın diğer sayfaları ise yine heyecanlıydı ama daha çok aksiyon yüklüydü. Son sayfalar ise aksiyon yok ama heyecan dorukta, soluk soluğa ilerledi.

    Kitabın konusuyla ilgili bir şey anlatmadığımın bilincindeyim arkadaşlar. Bunun nedeni de konuyu birçok yerde bulabiliyorsunuz. Yıllar önce yazılmış ve yıllardır okunan bir kitap olduğu için kitabın içerik bilgisi illa ki bir yerlerde karşınıza çıkabiliyor. Ben de o yüzden bu yazıda daha çok kitapla ve yazarla ilgili düşüncelerimden bahsetmek istedim. Biliyorum ki Dan Brown’u seven bir okur bu kitabı da zaten çoktan okumuştur. Fakat okumadıysa eğer öyle bir hayran (burada kendime bir özeştiri yapıyorum, başka kimse üstüne alınmasın lütfen!), bu saatten sonra okuması için belki benim ufak bir katkım da böylelikle olmuş olur. 😊

    Son olarak; yazarın Robet Langdon kitap serisinden bağımsız yazdığı iki kitap var demiştim yukarıda, yazıya ilk başlarken. Birisi bu yazıda bahsettiğimiz Dijital Kale ve diğer kitap ise İhanet Noktası. İhanet Noktası'nı da geçen ay okumuştum aslında ama onun hakkında çok bir şey yazmadığım için o yazı sadece instagram hesabımda kaldı. Onu da sizle bu cümlenin sonundaki emojiyle paylaşıyorum ve bugünlük yazımı da bu şekilde bitiriyorum. 📖

    Kendinize iyi bakınız, efenim...

22 Şubat 2026 Pazar

ÇAYINIZI KAPIP GELİN, BUGÜN HEP BERABER SOHBET EDİYORUZ...

 Oradan, Buradan, Şuradan Bir Sohbet Meselesi... 

    Merhabalar...

    Bugün nasılsınız? Biraz sohbet edelim diyorum bugün; oradan, buradan, şuradan... Kelimelerin akışı bizi nereye yönlendirirse artık... Bu arada; çayınız, kahveniz hazır mı? Hazır olan da var, olmayan da, anladığım kadarıyla. O zaman hazır olanlar; biraz müsaade edebilirseniz, diğer arkadaşlarımız da bence hemen kendilerine bir sohbet ortamı hazırlayacaklardır. Biraz bekleyebiliriz bence onları.

    Evet geldiniz mi? Ben de çayımı şöyle bir koyayım ortaya ve başlayalım bakalım biraz dünyadan uzaklaşmak adına bir araya toplandığımız sohbete.




    Sohbet konusunu ve akışını mecbur ben belirliyorum arkadaşlar ama keşke siz de aktif olarak katılabilseydiniz. Bunun için başka çeşitli yöntemler var, haklısınız. Sohbet grupları gibi değil mi? Aaaaa bakın aklıma ne geldi şimdi? Bir sohbet grubu kurulacak, isteyenler katılacak sonra bir sohbet konusu bulunacak ve herkes bu konuyla ilgili bir şeyler paylaşacak. Daha sonra gruptan ortaklaşa bir kişi seçilecek ve o editör gibi bu konuşmaları düzenleyip bir eser ortaya çıkaracak. Çok yazarlı bir deneme... Bu fikir bana ait, çalmayınız sakın!!! 😜 Ve evet şu an aklıma geldi bu fikir. Bu bir proje taslağı olarak burada dursun, belki ileri de  hayata geçiririm ya da geçiririz, kim bilir? Güzel bir fikir bence...

    Bugünün konusuna hala gelmedin diyen arkadaşlar var aranızda. Ama zaten bugüne ait bir konu yok ki! Doğaçlama ilerleyecektim ki öyle de oluyor. Yukarıda bahsettiğim de bir sohbet sayılabilir bence. Sizinle bir fikrimi paylaştım ve sohbette bir fikir, düşünce paylaşımı değil midir? Öyle değil mi? Ama öyleymiş. Şimdi baktım ve benim bu yaptığım tam anlamıyla bir sohbetmiş. Yani yazı türü olarak da sohbet varmış ve şu an benim yazdığım bu içerik sohbet yazı türüymüş. Öğrendiğim iyi oldu. Hep yazdığım içeriklerin hangi türe ait olduğunu sorgulardım. Haklısınız, edebiyatçı bir kişiliğim olmasına rağmen hala cahil kaldığım noktalar var. Aslında cahil demeyelim de tembel diyelim. 😁 Merak eder ama araştırmayı unuturum ya da ertelerim ya da araştırmam, öylece kalır.



    Aslında bu tembelliğimin sebebi çok fazla ilgi alanımın olması da olabilir. Bilgi edinmeyi aşırı seven biriyim. Bu tarih olsun, bilim olsun, edebiyat, sanat... artık hangisi denk gelirse. O yüzden çok dağınığım hem kafamın içinde hem de yaşamımda. Mesela bir çok hobim var. Kitap okumayı hobiden saymıyorum bu arada çünkü kitap okumak benim için artık bir hobi değil, yaşam biçimi oldu. Diğer hobilerim olmadan belki yapabilirim ama kitap okumadan durabileceğimi sanmıyorum. 

    Hobilerim... Bu başka bir sohbet konumuz olsun. Çünkü ben biraz ayran gönüllü olduğum için fazla fazla hobim var. Hala yaptıklarım var, zaman içinde bıraktıklarım var, arada sırada devam ettiklerim var. O yüzden hepsini listeleyip notlar alarak size anlatmam gerekecek. Şu anda ise doğaçlama gittiğimiz için öyle bir hazırlığım yok maalesef. Ama tabi ki siz isterseniz hobilerimi paylaşmamı, gelecek zamanlarda bir hazırlık yapıp sizinle paylaşabilirim. Bugünlük kalsın. Bugün başka bir şeylerden konuşalım sizle. Ayrıca benden istediğiniz sohbet konuları olursa ya da bahsetmemi, anlatmamı istediğiniz herhangi bir şeyler olursa bana ulaşın, lütfen. Severim böyle aktif olmaya zorlanmayı! 😉 Yoksa yine tembelliğim tutacak diye korkmuyor değilim. Çünkü içerik arşivime bakarsanız bir dönem insanken sonradan bir hayalete dönüştüğümü görebilirsiniz. Şimdi yeniden insan olmaya çalışıyorum ve bunun için siz okuyucularımın yardımına ihtiyaç duyuyorum.

    Bir şeyler paylaşmayı seviyorum özellikle bu yazı yazmamı gerektiriyorsa. Çünkü sözlü olarak kendimi ifade edebileceğime hiç bir zaman tam güvenemiyorum. Dilimden çok kalemime güveniyorum. Bence yazı işini de kıvırıyorum. Siz ne dersiniz? Bir yere kadar kendimi yetenekli görüyorum. En azından hayal gücüm çok iyi, bundan kesinlikle eminim.

    Bu arada bu söylediklerimden kendini beğenmiş bir kişi diye düşünmeyin beni, sadece kendini seven biri olarak düşünebilirsiniz daha çok. Bu iki ifade birbirinden farklıdır gerçekten de, biliyorsunuz değil mi? Kendini beğenmek, egoyla ve kendini her şeyin üstünde görmekle alakalı iken; kendini sevmek, kendinle barışık olmak anlamına gelir. Yani kendini yanlışlarınla, doğrularınla hem eleştirebilir hem de övebilirsin. Bu kendini tanımakla ve her bir özelliğinle beraber kendini kabul etmek ve sonunda kendinle barışık bir yaşam sürmekle alakalı. Bu benim yaşam felsefem de olabilir. Çünkü kendimle barışık olmazsam bu dünyayla barışık olamam ve hayatımdan en yüksek tatmini alamam. Kendini sürekli eleştirmek de zarar, sürekli övmek de... kendini tanımak ve barışmak gerekir. Sonra dünya önünüzde açılıyor zaten...



Konuyla pek alası yok fotoğrafın ama bir şekilde bu sohbette olması anlamlı geldi bana...    Neyse bu konular biraz uzmanlık gerektiren konular sayılır. Ama söylemeliyim ki, uzman olmasam da bu konuda yine de oldukça iyiyimdir. Kendinle barışık bir hayat sürmek... evet bunu yapıyorum, yapabiliyorum. Tek başına da değil, yardım tabi ki alıyorum. İlk olarak çevremdeki insanlar... hepsi özellikle seçilmiştir. Bu konuda bayağı seçiciyimdir zaten. Sonra sanat geliyor. Sanatın hemen hemen her dalı beni bu hayata bağlar, bütünleştirir bu dünyayla. Edebiyat, müzik, resim hemen hemen hepsi ilgi alanıma giriyor. Her sanat dalına ufaktan ufaktan bulaşmışımdır. Çünkü ben sanatsız bir hayat hayal edemiyorum. Ayrıca bu çok fazla olan hayal gücünü bir yerlere de kusmalıyım. Bu hayal gücünün fazlası da bazen çok yorucu oluyor! Anda kalamıyorum çoğu zaman, dalgın oluyorum, etrafımı net göremiyorum; hep bir puslu, hep bir düşüncelerimin, kafamın içinde bir yerlerde oluyorum. Dikkatsiz oluyorum ve genelde etrafımdan aldığım en çok eleştiri de budur. Ama bana bunu söylerken bilin ki ben aslında kafamın içinde çok fazla yaşıyorum. Oradan ayrılıp gerçek dünyaya dönmek aşırı bir çaba gerektiriyor benim için. Ki kafamın içi de güzeldir be! 😂 Oradan ayrılıp da kim gerçek dünyayı görmek ister ki? Ama istemem lazım; anı, anları kaçırıyorum hatta bazen yaşamı bile kaçırdığım oluyor.

    Aaaaa kusura bakmayın! Bunun bir sohbet olması gerekiyordu. Bense tutmuş kendimden bahsetmeye dalmışım... Bu seferlik o zaman böyle olsun. Yine az az birkaç şey konuştuk beraber. Yine böyle bir sohbet yapmak isterim. Siz de isterseniz ulaşın bana ve beraber ne yapabiliriz bir bakalım. O zaman bu seferlik sohbetimizin sonuna geldik diyelim mi?

    Kendinize iyi bakın...

    👋👋👋👋👋

Ufak Bir Hikaye...

AMATÖR YAZARDAN HİKAYELER -2-

BİR AİLE MESELESİ 16.08.2025/17.08.2025 7   Ben masada oturmuş sadece konuşulanları düşünmeye başlamıştım. Çevremdeki üç insan da ko...