Hakkımda

Fotoğrafım
Çaylarınızı kapıp gelin ve sizinle güzelce bir muhabbet kuralım. Hayattan birazcık kopmaya hakkınız olsun değil mi? Bakmayın sayfamda çok aktif olamadığıma ama siz gelirseniz eğer, bu sayfamda daha çok aktif olmamı gereltirecek ve işte o zaman beraberce bir şeyler başarmış olacağız. Dikkat edin; biz diyorum, ben değil! Çünkü bu sayfayı ben oluştursam bile sizsiz hiç bir şey başarılı olamaz. Unutmayın ki, ilk başta ben bu sayfayı kendim için kurmuş olsam da, daha sonra paylaşacak kimsem olmadığı için bana hiç bir yararı olmadı. Bu yüzden size ve paylaşacaklarımıza ihtiyacım var. Haydi o zaman, daha ne bekliyorsunuz! Bir çay koyup gelin yanıma, daha paylaşacak bir çok şeyimiz var. :)

22 Şubat 2026 Pazar

ÇAYINIZI KAPIP GELİN, BUGÜN HEP BERABER SOHBET EDİYORUZ...

 Oradan, Buradan, Şuradan Bir Sohbet Meselesi... 

    Merhabalar...

    Bugün nasılsınız? Biraz sohbet edelim diyorum bugün; oradan, buradan, şuradan... Kelimelerin akışı bizi nereye yönlendirirse artık... Bu arada; çayınız, kahveniz hazır mı? Hazır olan da var, olmayan da, anladığım kadarıyla. O zaman hazır olanlar; biraz müsaade edebilirseniz, diğer arkadaşlarımız da bence hemen kendilerine bir sohbet ortamı hazırlayacaklardır. Biraz bekleyebiliriz bence onları.

    Evet geldiniz mi? Ben de çayımı şöyle bir koyayım ortaya ve başlayalım bakalım biraz dünyadan uzaklaşmak adına bir araya toplandığımız sohbete.




    Sohbet konusunu ve akışını mecbur ben belirliyorum arkadaşlar ama keşke siz de aktif olarak katılabilseydiniz. Bunun için başka çeşitli yöntemler var, haklısınız. Sohbet grupları gibi değil mi? Aaaaa bakın aklıma ne geldi şimdi? Bir sohbet grubu kurulacak, isteyenler katılacak sonra bir sohbet konusu bulunacak ve herkes bu konuyla ilgili bir şeyler paylaşacak. Daha sonra gruptan ortaklaşa bir kişi seçilecek ve o editör gibi bu konuşmaları düzenleyip bir eser ortaya çıkaracak. Çok yazarlı bir deneme... Bu fikir bana ait, çalmayınız sakın!!! 😜 Ve evet şu an aklıma geldi bu fikir. Bu bir proje taslağı olarak burada dursun, belki ileri de  hayata geçiririm ya da geçiririz, kim bilir? Güzel bir fikir bence...

    Bugünün konusuna hala gelmedin diyen arkadaşlar var aranızda. Ama zaten bugüne ait bir konu yok ki! Doğaçlama ilerleyecektim ki öyle de oluyor. Yukarıda bahsettiğim de bir sohbet sayılabilir bence. Sizinle bir fikrimi paylaştım ve sohbette bir fikir, düşünce paylaşımı değil midir? Öyle değil mi? Ama öyleymiş. Şimdi baktım ve benim bu yaptığım tam anlamıyla bir sohbetmiş. Yani yazı türü olarak da sohbet varmış ve şu an benim yazdığım bu içerik sohbet yazı türüymüş. Öğrendiğim iyi oldu. Hep yazdığım içeriklerin hangi türe ait olduğunu sorgulardım. Haklısınız, edebiyatçı bir kişiliğim olmasına rağmen hala cahil kaldığım noktalar var. Aslında cahil demeyelim de tembel diyelim. 😁 Merak eder ama araştırmayı unuturum ya da ertelerim ya da araştırmam, öylece kalır.



    Aslında bu tembelliğimin sebebi çok fazla ilgi alanımın olması da olabilir. Bilgi edinmeyi aşırı seven biriyim. Bu tarih olsun, bilim olsun, edebiyat, sanat... artık hangisi denk gelirse. O yüzden çok dağınığım hem kafamın içinde hem de yaşamımda. Mesela bir çok hobim var. Kitap okumayı hobiden saymıyorum bu arada çünkü kitap okumak benim için artık bir hobi değil, yaşam biçimi oldu. Diğer hobilerim olmadan belki yapabilirim ama kitap okumadan durabileceğimi sanmıyorum. 

    Hobilerim... Bu başka bir sohbet konumuz olsun. Çünkü ben biraz ayran gönüllü olduğum için fazla fazla hobim var. Hala yaptıklarım var, zaman içinde bıraktıklarım var, arada sırada devam ettiklerim var. O yüzden hepsini listeleyip notlar alarak size anlatmam gerekecek. Şu anda ise doğaçlama gittiğimiz için öyle bir hazırlığım yok maalesef. Ama tabi ki siz isterseniz hobilerimi paylaşmamı, gelecek zamanlarda bir hazırlık yapıp sizinle paylaşabilirim. Bugünlük kalsın. Bugün başka bir şeylerden konuşalım sizle. Ayrıca benden istediğiniz sohbet konuları olursa ya da bahsetmemi, anlatmamı istediğiniz herhangi bir şeyler olursa bana ulaşın, lütfen. Severim böyle aktif olmaya zorlanmayı! 😉 Yoksa yine tembelliğim tutacak diye korkmuyor değilim. Çünkü içerik arşivime bakarsanız bir dönem insanken sonradan bir hayalete dönüştüğümü görebilirsiniz. Şimdi yeniden insan olmaya çalışıyorum ve bunun için siz okuyucularımın yardımına ihtiyaç duyuyorum.

    Bir şeyler paylaşmayı seviyorum özellikle bu yazı yazmamı gerektiriyorsa. Çünkü sözlü olarak kendimi ifade edebileceğime hiç bir zaman tam güvenemiyorum. Dilimden çok kalemime güveniyorum. Bence yazı işini de kıvırıyorum. Siz ne dersiniz? Bir yere kadar kendimi yetenekli görüyorum. En azından hayal gücüm çok iyi, bundan kesinlikle eminim.

    Bu arada bu söylediklerimden kendini beğenmiş bir kişi diye düşünmeyin beni, sadece kendini seven biri olarak düşünebilirsiniz daha çok. Bu iki ifade birbirinden farklıdır gerçekten de, biliyorsunuz değil mi? Kendini beğenmek, egoyla ve kendini her şeyin üstünde görmekle alakalı iken; kendini sevmek, kendinle barışık olmak anlamına gelir. Yani kendini yanlışlarınla, doğrularınla hem eleştirebilir hem de övebilirsin. Bu kendini tanımakla ve her bir özelliğinle beraber kendini kabul etmek ve sonunda kendinle barışık bir yaşam sürmekle alakalı. Bu benim yaşam felsefem de olabilir. Çünkü kendimle barışık olmazsam bu dünyayla barışık olamam ve hayatımdan en yüksek tatmini alamam. Kendini sürekli eleştirmek de zarar, sürekli övmek de... kendini tanımak ve barışmak gerekir. Sonra dünya önünüzde açılıyor zaten...



Konuyla pek alası yok fotoğrafın ama bir şekilde bu sohbette olması anlamlı geldi bana...    Neyse bu konular biraz uzmanlık gerektiren konular sayılır. Ama söylemeliyim ki, uzman olmasam da bu konuda yine de oldukça iyiyimdir. Kendinle barışık bir hayat sürmek... evet bunu yapıyorum, yapabiliyorum. Tek başına da değil, yardım tabi ki alıyorum. İlk olarak çevremdeki insanlar... hepsi özellikle seçilmiştir. Bu konuda bayağı seçiciyimdir zaten. Sonra sanat geliyor. Sanatın hemen hemen her dalı beni bu hayata bağlar, bütünleştirir bu dünyayla. Edebiyat, müzik, resim hemen hemen hepsi ilgi alanıma giriyor. Her sanat dalına ufaktan ufaktan bulaşmışımdır. Çünkü ben sanatsız bir hayat hayal edemiyorum. Ayrıca bu çok fazla olan hayal gücünü bir yerlere de kusmalıyım. Bu hayal gücünün fazlası da bazen çok yorucu oluyor! Anda kalamıyorum çoğu zaman, dalgın oluyorum, etrafımı net göremiyorum; hep bir puslu, hep bir düşüncelerimin, kafamın içinde bir yerlerde oluyorum. Dikkatsiz oluyorum ve genelde etrafımdan aldığım en çok eleştiri de budur. Ama bana bunu söylerken bilin ki ben aslında kafamın içinde çok fazla yaşıyorum. Oradan ayrılıp gerçek dünyaya dönmek aşırı bir çaba gerektiriyor benim için. Ki kafamın içi de güzeldir be! 😂 Oradan ayrılıp da kim gerçek dünyayı görmek ister ki? Ama istemem lazım; anı, anları kaçırıyorum hatta bazen yaşamı bile kaçırdığım oluyor.

    Aaaaa kusura bakmayın! Bunun bir sohbet olması gerekiyordu. Bense tutmuş kendimden bahsetmeye dalmışım... Bu seferlik o zaman böyle olsun. Yine az az birkaç şey konuştuk beraber. Yine böyle bir sohbet yapmak isterim. Siz de isterseniz ulaşın bana ve beraber ne yapabiliriz bir bakalım. O zaman bu seferlik sohbetimizin sonuna geldik diyelim mi?

    Kendinize iyi bakın...

    👋👋👋👋👋

19 Şubat 2026 Perşembe

TAMULİ - DAVİD EDDİNGS

 YİNE OKUNAN BİRKAÇ KİTAPLA GELDİM


    Merhabalar… Bugün karşınıza yine bir David Eddings eseri ve Elenium serisinin devamı olan Tamuli serisine ait üç kitapla geldim. Elenium serisi; bu seriden önce geçen, yine bir üçleme olan epik fantastik türünde kitaplardır. Bu seriyle ilgili yazıma cümlenin sonundaki emojiden ulaşabilirsiniz. 📖 Aklıma gelmişken o yazıda söylemeyi unuttuğum bir şey var. O da, bu kitapların maalesef güncel baskıları yok ve ancak sahaflardan temin edebilirisiniz. Şu anki kitap fiyatlarına bakınca da çok pahalıya gelen kitaplar değiller. Sadece iyi durumda olup olmadığı sıkıntılı olabilir. Bu ufak bilgiyi de verdiğimize göre gelelim kitaplarımıza...



İlk kitap, Ateşten Kubbeler…

    Bu kitapta yavaş yavaş karakterlerimizi yeni durumlarında ve aradan biraz zaman geçtikten sonra görüyoruz. Bazı değişiklikler var ama belli ki bir yerde hepsi yeniden bir arada olacaklar. Kitabımız bu şekilde yavaş yavaş başlarken bu sefer olayların geçeceği kıtanın Daresia Kıtası olduğunu görüyoruz. (Elenium serisi Eosia Kıtası’nda geçmişti.) Daresia’da karışıklıklar var ve kıtanın imparatoru bu karışıklıklardan dolayı Sparhawk’tan yardım istiyor. Kahramanlarımız birleşe birleşe ve yeni olayları görerek bir kıtadan başka bir kıtaya yolculuk ediyor. Bu yolculukta fark ediliyor ki bu karışıklık aslında sadece Daresia Kıtası’nda olmuyor, tüm dünyada ortaya çıkan benzer olaylar var.

    Dikkat!!! Burası kitap hakkında biraz spoiler içerebilir...

    Kitabın sonuna doğru Tamul Ülkesi’ne ulaşıyoruz ve göstermelik ufak bir olay oluyor ama bu asıl olayı paravan eden bir gösteri olduğundan kahramanlarımız Elenium’da sakladıkları Safir Gül’ü tekrar ortaya çıkarmaya karar veriyorlar. Dünyanın bu güce yeniden ihtiyacı var.

    Birinci kitap bu şekilde son buluyor. Burada söylemek istediğim bir şey var. Kitapta karşıma sürekli çıkan iki terim, Parıldayan İnsanlar ve Saklı Şehir… Bu iki terim özellikle kitabın sonlarına doğru iyice gözüme battı. Bunun bir diğer sebebi de serinin ikinci ve üçüncü kitabının adları olmaları. Yani bu terimlerin olduğu cümleler, serinin devamı için ipucu veriyor olabilir diye düşünmekteyim. O yüzden aşırı dikkati çektiler.



Şimdi sırada serinin ikinci kitabı olan, Parıldayan İnsanlar’da…

    Sonunda bahsedilen Parıldayan İnsanlar’ı gördük, bildik ve öğrendik. Hatta bu kitapta asıl komployu ve bu komplonun ardındaki asıl kişiyi de öğrendik, Parıldayan bir insan sayesinde… Bu komplo taaa Elenium serisine kadar gidiyor ve o seride olan olaylar bile buzdağının görünen kısmıymış sadece!.. Ondaki olayların bile esas nedeni bambaşkaymış. Kurgu öyle bir çözüldü ki David Eddings’e hayran olmamak elde değil. Yani bu kitabı ilk kitaba göre daha çok sevdim…

    Kitabın sonu Ehlana’nın kaçırılmasıyla bitti ve ben bir anda kitabın bittiğini bile idrak edemezken öylece kalakaldım. O kadar beklemiyordum ki… Tabi ki hemen serinin son kitabına da böylelikle başlandı.

    Ayrıca bu kitapta yenilmez bir canavar da çıktı karşımıza ve onu da ancak Safir Gül yenebilirse yenebilir. Safir Gül de ne Safir Gül’müş arkadaş… Onun da çok farklı bir şey olduğu ortaya çıktı. Zamanında çok hafife almışız! Onun bir varlığı yani bir bilinci var, kesinlikle sadece gücü olan bir nesne değil.

    Parıldayan İnsanlar, esas kurgunun arkasında kalan gizli şeyleri ortaya çıkardı. Merak edilen hemen hemen tüm soruların cevaplarını verdi ve resmen bizi son kitaba adım adım hazırladı. Son kitapta ortalık karışacak belli ki!!!



Hadi o zaman şimdi de son kitaptan bahsetmeye geçelim; Saklı Şehir…

    Bu kitabın başında herkes kaçırılan Ehlana’yı bulmak için seferber olmuş durumda. Kahramanlarımız grup grup dağılıyor ve hikaye birkaç yoldan ilerlemeye başlıyor. Grupların arasındaki bağlantıları ve her grubun ayrı ayrı edindiği bilgiyi birbirine ileten Çocuk Tanrıça Apharel… Bu karakteri de özellikle bu kitapla birlikte çok çok çok sevmeye başladım. Her yere, her şeye yetişiyor gerçekten…

    Kitabın dinamiği hiç durulmadı desem yeridir. Son sayfalarda duruldu ve tabi ki o da bu evrene bir veda olduğu içindi. Vedalar hep hüzünlüdür ve bu vedada çok farklı değildi.

    Çok hızlı bir okuma oldu benim için ve olaylar da o hızla akıp gittiğinden bu kitapla ilgili çok konuşamıyorum ama bizi şaşırtan yine birkaç şey oldu. Bütün şaşırmalarımı ikinci kitapta kullandığımı sanıyordum halbuki ama yazar ne yapmış etmiş, son kitaba da yine sürpriz ögeler atmış. Kurguyu da iyice geliştirip harmanlamış ve nihayete erdirmiş. Tabi o nihayete erdirince bize de geriye veda etmek kalıyor, zor olsa da… O kurguyu, o dünyayı, o evreni geride bıraktık, hüzünle…



Ufak Bir Hikaye...

AMATÖR YAZARDAN HİKAYELER -2-

BİR AİLE MESELESİ 16.08.2025/17.08.2025 7   Ben masada oturmuş sadece konuşulanları düşünmeye başlamıştım. Çevremdeki üç insan da ko...