Simit ile çayın ilişkisinin nasıl başladığını anlat.
"Simit ve çayın ilişkisinin nasıl başladığını anlat," diyorsun bana. Ama sen buna sadece bir ilişki dersen ben onların aralarındaki bağı sana tam anlamıyla anlatamam ki! Çünkü onların ilişkisi bizimki gibi değil. Aralarında ilişki var, aşk var ama onların bu bağlılıkları biz insanlardan çok farklı bir boyutta. Ama yine de ben seni kırmayacağım ve elimden geldiğince sana simit ve çayın birbirine olan bağlılıklarının başladığı anı anlatmaya çalışacağım.
Tabi ki platonik olarak ilk vurulan taraf kanı sürekli kaynayan, ince belli, al yanaklı, al dudaklı çayımız oldu. Çay, simidi görür görmez ona o an tutuldu. Simidin o sert görünen ama aslında yumuşacık olan ruhunun hamuruna hayran olmuştu ve çayın gözü artık bir tek simidi görür olmuştu.
Simit, çayın kendisine olan bu ilgisini bir zaman sonra fark etti, etmesine ama çaya karşı bu ilgiyi fark etmemiş gibi davrandı. Aslında simit kendi aklınca çayla dalga geçiyordu. Çünkü çayın kendisine olan ilgisinin bir zaman sonra biteceğine adı gibi emindi ve bu ilgi kaybının ne kadar sürede gerçekleşeceğini merak ediyordu. Çünkü daha önce yine onu göz hapsine alan niceleri, bir zaman sonra ondan bıkıp başkasına gitmişti. Ayran mesela; "Sen sıcaksın, ben ise soğuğum. Biz anlaşamayız," demişti. Bunun ardından susamlarının neredeyse hepsini kaybedecek kadar bir ayrılık daha yaşamıştı; üçgen peynir… Onun ayrılığı en kötüsüydü. Çünkü simidi hiç anlayamamış, onu tanımak bile istememişti! Sadece, "Ben yumuşağım ve hemen eriyiveriyorum ama sen sertsin," demişti. Oysaki o simidin içinin yumuşak olduğunu bile fark edememiş, onu hiç tanıyamamıştı.
Şimdi ise yine onu göz hapsine alan başka birisi daha çıkmıştı karşısına; çay… Bakalım bu ne kadar dayanacaktı simide ve bu çay denilen ne kadar sürede gidecekti simidin yaşamından?
Ama simidin bilmediği bir şey vardı. Çay ondan başkasına hiç bakmıyordu ve düşüncelerinde de simitten başkası yoktu. Ama çay kendinde simitle konuşacak cesareti de bir türlü bulamıyordu yine de pes etmeden bekledi, bekledi, bekledi…Çay beklerken, simit ise çayın inadının kırılmadığını aksine kendi inadının kırıldığını geçen her zamanla beraber görüyordu. Bu yüzden bir yerde artık simit dayanamadı ve sanki çaya daha önce hiç bakmamış gibi baktı. Oysaki simit çaya kaçamak kaçamak hep bakış atıyordu. Sadece çay ona bakmazken baktığı için, çay bunu bilmiyordu. Bu bakışlardan sonra soğumuş olan çay tekrar ısınmaya başladı ve simit bunu bir işaret gibi görüp çayla konuşmaya başladı. O an konuşmaya başladıktan sonra da hep birbiriyle konuştular ve hep konuşmaya devam edip bir daha da hiç susmadılar.


.jpeg)

.jpeg)



