Hakkımda

Fotoğrafım
Çaylarınızı kapıp gelin ve sizinle güzelce bir muhabbet kuralım. Hayattan birazcık kopmaya hakkınız olsun değil mi? Bakmayın sayfamda çok aktif olamadığıma ama siz gelirseniz eğer, bu sayfamda daha çok aktif olmamı gereltirecek ve işte o zaman beraberce bir şeyler başarmış olacağız. Dikkat edin; biz diyorum, ben değil! Çünkü bu sayfayı ben oluştursam bile sizsiz hiç bir şey başarılı olamaz. Unutmayın ki, ilk başta ben bu sayfayı kendim için kurmuş olsam da, daha sonra paylaşacak kimsem olmadığı için bana hiç bir yararı olmadı. Bu yüzden size ve paylaşacaklarımıza ihtiyacım var. Haydi o zaman, daha ne bekliyorsunuz! Bir çay koyup gelin yanıma, daha paylaşacak bir çok şeyimiz var. :)

6 Mayıs 2019 Pazartesi

BİRİSİ YALNIZLIK MI DEDİ? HAYIR MI? O ZAMAN PARDON, YANLIZLIK DİYEN BENMİŞİM.

SUÇUM KANITLANANA KADAR SUÇSUZUM HAKİM BEY!

Merhabalar Dostlar, Canlar;
Bu blog işini yavaş yavaş düzene alabiliyorum sanırım. En azından bunun için tam anlamıyla artık çaba sarfediyorum. Gerçekten bunun için artık beni suçlamayın ama ne zaman burayı aksatsam size beni suçlama hakkını tekrar verdiğimi de bilin lütfen! 💗💗💗

YALNIZLIK MI?

Bugün ise, sizlerle biraz yalnızlık üzerine konuşalım istedim. Malum, gittikçe insanlar birbirinden daha çok uzaklaşıyorlar, kopuyorlar ve bunun kaçınılmaz sonucu olarak da yalnızlaşıyorlar. Ben de çok dışa dönük bir yapıda değilimdir. Zaten oturmuş evinde, bilgisayarını açmış, kendi kendine bir şeyler yazan bir insan çoğunlukla dışa dönük değildir.

YALNIZLIK BİR TERCİH MESELESİ Mİ?

Ama beni yanlış anlamayın, ben bu durumu yani insanlardan kopma mevzusunu kendim istiyorum. Anlayacağınız bu benim tercih ettiğim bir durum. Yoksa insanlarla iletişimim kötü değildir, gayet de sıcak kanlı, cana yakın bir yapım vardır. Sadece bazen o kadar acımasız şeyler oluyor ki, kendi dünyamın daha iyi olduğunu düşünmeden edemiyorum. Çünkü benim dünyamda her şey parlak, her şey renkli, her şey gülmek ve mutlu olmak üzerine kurulu. En ufak bir şeyden bile mutlu oluyorum. Bu benim yapım değil, böyle olmasını istediğim için böyle oluyorum. Yani akıllara burada şöyle bir soru geliyor; "yalnızlık tercih meselesi mi?" Ben bu soruya direkt; "Evet," yanıtını vermiyorum canlar. Çünkü bu yalnızlık bazen tercih meselesi olsa da (tıpkı benim durumum gibi), bazen de bu yalnızlık konusunda tercih hakkınızın olmadığı da olabilir, diye düşünüyorum. Çünkü bazen hayat şartları insanları yalnızlığa itebilir ve bu insanlar bunları kendisi istemiyor da olabilir. Neyse bu konuyu daha fazla irdelemeyecağim. Çünkü tercih veya değil, yalnız kalmak başlı başına büyük bir sorun bence...

 BENİM DÜNYAM NELERDEN İBARET Kİ ACABA?

Ayrıca yalnız olmayı kendim tercih etmeme rağmen, benim dünyam nelerden ibaret ki? İşte, ilk başta kitaplarım var. Sonra, filmler ve diziler var. Animeler var, mangalar var, çizgi romanlar, çizgi filmler var. Bunlardan hariç yazmak var. Evet, yazmak... En çok sevdiğim şeylerdendir. Ayrıca unutuyordum, mandala sanatı da var benim dünyamda. Bunların yanında ailem, dostlarım ve hayvanlarım var.  Yani kısaca benim dünyamda; huzur var dostlar, huzur...

YALNIZLIK TA BİR YERE KADAR, YA SONRASI?

Ama yine de gördüğünüz gibi yapayalnız olmuyor insan. Çünkü insan sosyal bir varlık... Sürekli bir şeyler paylaşma, bir şeyler anlatma, dinleme ya da konuşma gibi sosyal gereksinimleri olan bir tür ve biz ne kadar bu sosyal yanımızı törpülemeye çalışsak da olmaz, olmuyor. Çünkü eğer gerçekten yalnız kalırsak sonunda insan olmaktan çıkar ve insan olmanın en önemli özelliğini -akıl sağlığını- kaybederiz. 
Aşağıya bu konuyla ilgili bir alıntı bırakıyorum, buyurun okuyun.

"Daha kaldığı yere on beş dakikalık mesafedeyken, şurada yakındaki ormanın kenarında bile kendini terk edilmiş hissediyordu. Yalnız ve çaresiz kaldığından beri her şey gözüne daha farklı, düşmanca ve çirkin görünüyordu. Daha dün çevresinde kardeşçe fısıldayan ağaçlar şimdi bir anda tehlikeli bir karanlık gibi etrafını sarmıştı. Karşılaştığı her şey yabancı ve ürkütücü geliyordu. Bu koskocaman, bilinmedik dünyanın karşısında yalnız olmak çocuğun başını döndürüyordu. Hayır, bunu henüz tek başına kaldırmaya hazır değildi. Fakat kime sığınacaktı? "

Yukarıdaki alıntı daha yenice okuduğum Stefan Zweig'in Yakıcı Sır adlı hikayesinden bir alıntıdır ve yalnız olmayı çok iyi betimleyen bir pasaj olduğu için bu yazımda sizinle paylaşmayı uygun buldum.

Alıntının orijinal kitabı; Yakıcı Sır...(Bu kitaptan başka bir alıntıyı da instagram hesabım üzerinden paylaşmıştım. O alıntıya da kitap ismine tıklayarak gidebilirsiniz.)
Bu alıntıda bahsedilen karakter on iki yaşındaki bir çocuk sadece ama, bazen insan kendini ciddi anlamda yalnız hissettiğinde de böyle duygulara kapılmaz mı? İster on iki yaşında olsun isterse yetmiş iki...

YALNIZLIK İYİDİR, HOŞTUR AMA HER ZAMAN OLMADIĞI SÜRECE

Çünkü hepimizin bir korkusu illa ki vardır ve genelde yalnız kalmak da bu korkuları körükleyen neredeyse birincil kaynaktır. Yani; yalnızlık iyidir, hoştur ama her zaman olmadığı sürece. İşte bu tam anlamıyla benim felsefemdir. Ben kendi oluşturduğum dünyamı terk etmek istemiyorum ama insanlarla aramdaki bağları da korumak istiyorum ve bunun için yaptığım yegane şey ise; sevdiğim herkesi, her şeyi kendi dünyama davet edip onları benim dünyamla tanıştırmak. Ama tabi ki dünyama alacağım bu insanlar konusunda seçici davranıyorum. Çünkü dünyanıza alacağınız ve onları kendi dünyanızla tanıştıracağınız bu insanlar sizin için özel olmalı, tıpkı benim için de öyle olduğu gibi...

O zaman size son bir alıntı daha bırakıp bu yazıyı da bitirivereyim.

"İnsan bir şey bekliyordu, sabahtan akşama kadar bekliyordu ve hiçbir şey olmuyordu. İnsan tekrar tekrar bekliyordu. Hiçbir şey olmuyordu. İnsan bekliyor, bekliyor, bekliyordu, düşünüyor, düşünüyordu, şakakları ağrımaya başlayana kadar düşünüyordu. Hiçbir şey olmuyordu. İnsan yalnız kalıyordu. Yalnız. Yalnız. "

Yazar Stefan Zweig

Bu alıntı da yine Stefan Zweig'den ama bu sefer Satranç adlı hikayesinden bir alıntı. Bu kitabı da yine yakın zamanda okuduğumu belirtmeden geçmeyeyim.
Stafan Zweig'in Satranç adlı öyküsü

 YALNIZ KALMAK MI, YALNIZ OLMAK MI?

Ve artık geldik bugünlük yazımızın sonuna...
Biliyorum kısa bir yazı oldu ama olsundu. Çünkü bu konuda (yalnızlık), ben pek konuşmayı sevmiyorum. Diyorsunuz ki şimdi bana; "O zaman neden bu konuyu seçtin arkadaş-can?"
Hemen cevap veriyorum; biraz bazı şeylere ufaktan bir dikkatinizi çekmek için. 
Özellikle, yalnız kalmak mı yoksa yalnız olmak mı konusuna... Yani yalnızlığın bir tercih meselesi mi yoksa zorunluluk mu olduğuna...
Bu yazıyı okuduktan sonra oturun bir düşünün bakalım. Eğer siz de yalnız hissediyorsanız -ki özünde her insan biraz yalnızdır- bunun neden olduğunu düşünün. Sizin tercihiniz mi yoksa hayatınızın tercihimi? İpler kimin elinde? Sizin mi yoksa her şeyi üstüne yüklediğimiz kaderin mi? Ya da daha başka bir şey mi? Belki istemeden yalnız kalmış olabilirsiniz ama bunun için çaba sarf etmemiş de olabilirsiniz. Ya da belki de bu konuda çabalamışsınızdır ama sonuçta istediğiniz olmamış da olabilir. Belki de hiç çabalamadınız ve vazgeçiverdiniz hemen?
Hangisi sizce, bir düşünün bakalım?

Size de bugünlük düşünecek bir konu verdim. Kendinizle yine biraz baş başa kalıp dertleşin.
Haydi ben kaçar artık...
Kendinize ve sevdiklerinize çok iyi bakın. Seviliyorsunuz... 😘😘😘 

4 Mayıs 2019 Cumartesi

YILLAR YOLLAR DAHA NELER AKIL ALMAZ BAHANELER / SENİ BENİ ALDI ELLER SEVDAMIZA TUZAKLAR VAR / VUR SAZININ TELLERİNE BAŞKA ELLER ELLERİNDE / KEŞKELER DÜŞSÜN DİLİNE SEVDAMIZA TUZAKLAR VAR


BULUNAMAYAN KONU BAŞLIĞI

Bugün bir yazma aşkı tuttu ki, sormayın. Sabahtan beri, bir şeyler yazıp, bir şeyler paylaşasım var. Ama bir türlü, kendime konu başlığı bulamadım. Aslında buldum, hem de birden fazla ama beğenemedim. Daha değişik, daha orijinal konu başlıklarına ihtiyacım olduğunu hissettim, bugün.

KONU BAŞLIĞI BULMA YOLUM

Ben de bunun üzerine ne yaptım? İnsatgram hesabımdan takipçilerime benim için konu başlığı bulabilirler mi diye sordum. Sağ olsunlar, yardımlarını esirgemediler ve bana yardımcı oldular. Özellikle instagramda bulunan bir arkadaşım -ki kendisi kitap kulübü için kurduğumuz instagramdaki "Hep Beraber Okuyoruz 3" grubumuzdandır- bana güzel bir konu başlığı önerdi; keşkeler... Ve ben de bu konu başlığının üzerine sazan balığı misali hemen atladım ve diğer önerilere bile bakmadan, taslağımı açtım ve yazmaya başladım. Sonuç, işte bu...

"...KEŞKELER DÜŞSÜN DİLİNE..."

Arkadaşım bana "keşkeler" deyince, ilk aklıma gelen nedense eski bir şarkı oldu. Şarkının nakaratını buraya yazayım, bakın siz de anlayacaksınız neden olduğunu...

...
Yıllar yollar daha neler
Akıl almaz bahaneler
Seni beni aldı eller
Sevdamıza tuzaklar var
Vur sazının tellerine
Başka eller ellerinde
KEŞKELER düşsün diline
Sevdamıza tuzaklar var
...

Evet, aynı kelime bu şarkıda geçiyor. Sırf bu yüzden mi benim aklıma bu şarkı geldi? Bilmiyorum ama bu şarkıyı zamanında çok severdim. Bu şarkıyı ilk dinlediğim zaman ya orta okulda ya da lisedeydim. Tam hatırlamıyorum ama işte 90'lar ile 2000'ler arasındaki geçiş dönemlerindeydi sanırım. Yani nerden baksanız on, on beş yıl kadar önceymiş ve ben bu şarkıyı hala hatırlıyorum. Hafızamda nasıl yer etmişse artık... Çok öyle, abartılı beğenilecek bir şarkı da değil. Yani ne sözleri, ne de müziği farklı ama işte zamanında demek ki benim çok hoşuma gitmiş ve ben o kadar yıl sonra bile hala etkisinden kurtulamamışım.

 ANORMAL YANLARIMIZ

Aslında normal bir insanın aklına, "keşkeler" deyince on beş yıl önceki bir şarkı gelmez diye tahmin ediyorum. Yani daha çok yaşadıkları pişmanlıklar, keşke dedikleri zamanlar aklınıza gelmez mi? Normallik bu değil midir?
Benim ise aklıma gelen, işte bu şarkı ve o zaman geldiğimiz nokta da; "Ben normal değil miyim?" oluyor. Yani her insanda belli bir anormallik kısım vardır ve sanırım bu da benim anormallik kısımlarımdam birisi diye düşünüyorum. Gerçi bunun yanında benim daha ne anormallik yanlarım var da onları şimdi sizinle burada paylaşmayayım. 😂😂
Ya bakar mısınız? Bir konu başlığından nerelere geldik ve daha konu başlığıyla ilgili normal bir yazı bile yazmadım. Sanki sizi oyalıyormuşum gibi oldu ya da konuya girişi uzadıkça uzatıp konuyu sakıza döndürmüşüm gibi oldu.
 "...daha neler..."
"Seni beni aldı eller, sevdamıza tuzaklar var..."

DAĞITIP TOPARLA YA DA TOPARLA SONRA DAĞIT

Şu an konuyu gerçekten dağıttım ve nasıl toparlayacağımı ben de bilmiyorum. Ama bu hep aklımın ve duygularımın sesini aynı anda dinlememden kaynaklanıyor. Şanslıyım ki, aklımla duygularım çoğunlukla aynı paydada birleşiyorlar ve bu yüzden genelde benim "keşkeler"im yoktur.
Evet, tebrikleri alalım lütfen!
Daha önce hiç böyle konu bağlama gördünüz mü, söyleyin bakalım? Lütfen ama burada kendimi övmek için söylemedim bunu, gerçekten güzel bir şey yaptığım için söyledim ve böylelikle yine konu bütünlüğünü kaybettim. Ama niye bu kadar kasıntı yapıyorum ki canım, sanki okulda ki kompozisyon sınavına giriyorum ki girmişliğim ve çok iyi notlar almışlığım vardır. Yalnız bu sınavlar hep üniversiteye kadar olan sınavlar, zira ben Edebiyat Fakültesi falan okumadım. Ben bildiğiniz düz İktisadi ve İdari Bilimler mevzunuyum. Ama sanmayın ki fakültemi aşağılıyorum, asla aşağılamam. Ben bundan memnunum canlar. 

Bilgisayarı aradım taradım ama bir türlü fakültenin önünde çekildiğimiz bir fotoğraf bulamadım. Ben de bu fotoğrafı paylaşayım dedim. Evet, Ben Dumlupınar Üniversitesi'nde (Kütahya) okudum.

KEŞKELER...

O zaman artık gelelim; "Keşkeler"e... Aslında "keşkeler"den bahsetmeyip konudan konuya atlamamın bir sebebi de, bu yaşıma kadar gerçek anlamda büyük bir keşkemin olmaması olabilir. Benim "keşkeler"im hep küçük şeylerdi. Mesela, kaçırdığım bir kitap indirimiydi ya da kaybettiğim bir çekilişti. Hep böyle küçük şeylerdir benim "keşkler"im... Çünkü hayatımın önemli olaylarında mantıkla durup düşünürüm, işte sırf bu "keşke" dememek için ve genelde bunun hayat felsefesi olarak çok doğru olduğunu gördüm. Ben bunun çok huzurunu da gördüm, ne yalan.
Siz de benim gibi, bunu hayatınıza uygulayabiliyorsanız ne güzel size! Düşünün bir, dünyada sizden huzurlusu yoktur. Çünkü ne zaman bir karar verecek olsanız, kendiniz için neredeyse hep doğru kararları vermiş olursunuz ve bunun verdiği iç huzuru, başka hiç bir şey veremez. İnsan kendiyle ne kadar barışıksa, iç huzuru da o derece artar.

MUHASEBE ZOR MU, KOLAY MI?

Ben kendimle her zaman böyle barışık değildim ama bir zaman, bir aydınlanma yaşadım kendi içimde ve o aydınlanmayla işte bu iç huzurumu kurdum. Şu an hayatımda ne olursa olsun, çevremdeki insanlar bana ne derse desin, benim hakkımda elalem ne düşünürse düşünsün ve bu yaşananların gerçek ya da yalan olması artık eskisi kadar da rahatsız etmiyor beni. Çünkü ben kendimi tanıyorum, kendimi biliyorum. İyi ya da kötü olduğumu, yanlış ya da doğru yaptığımı, kendimle barışık olduğumu biliyorum ve bununla beraber kendimden de son derece emin oluyorum. Çünkü emin olmadığım zamanlarda tek yapmam gereken şey, kendime dönüp ne yapmam gerektiğini düşünmek ve bunun kendim için doğru olup olmadığını bulmak. İşte bu da, bizi bir nevi vicdan muhasebesine götürüyor ki burada şunu söylemeliyim; ben iyi bir muhasebeciyimdir... 😉
Bu kendi içinizdeki muhasebeyi yapmak da zor olmasa gerek, yani en azından benim için zor değil.
Sonuçta kendinizi az çok tanıyor ve biliyorsanız, bazı durumlara karşı vereceğiniz tepkileri de bilirsiniz. O durumda hangi tepkiyi verirseniz huzurlu olacağınızı da çözmek zor değil. Sadece daha öncelere oranla biraz daha fazla düşünmek ve kendinizle biraz daha fazla zaman geçirmek. İşte bu kadar kolay. Gerçekten kolay. Ben hafife almıyorum bunu, deneyin göreceksiniz.

DİKKATİMİZ Mİ DAĞILDI, NE?

O zaman artık ben bu yazımın sonuna gelsem de, konuyu daha fazla baltalamadan bitirip diğer taslağıma geçsem, daha iyi olur sanki. Tabi ki, bir taslağım daha var! Bundan sonra ona devam edeceğim. Şaşırmayın lütfen! Yazının taaaa en başında da dedim, bugün bir yazma aşkım depreşti diye, değil mi? Hatırlayın bakalım bir... Hatırladınız mı yoksa taaaa sayfanın en başına gidip yazdığım cümleleri kontrol mü ettiniz? Hangisi, hangisi?
Bu soruya vereceğiniz yanıt da dikkatinizi ne kadar topladığınızı gösterir. Çünkü bu yazıda bir çok şey anlattım ve konudan konuya atlayıp durdum. O yüzden böyle bir yazı da dikkat dağılması çok kolaydır. Haydi ölçün bakalım kendinizi, dikkatiniz ne kadar dağınık? Konu sıralamasını hemen hafızanıza getirebilecek misiniz yoksa ilk önce bir düşünme süreniz mi olacak? Benim kesin bir düşünme sürem olurdu. Çünkü ben dikkati çok çabuk dağılan bir yapıdayım. Bu, tabi ki kötü ama şu ana kadar düzeltebildiğim kadar düzelttim zaten. Daha da ötesi artık olmuyor.

 BU SEFER SON!

Ay ne oldu? Konu yine uçtu gitti. Ben yazıya sonuç paragrafı yapmaya çalışırken yazıya yeni bir konu daha eklemiş oldum. Hem de psikolojik bir konu; dikkat dağınıklığı... Ki benim bu konu da bırakın uzmanlığı, kendimden başka hiç bir bilgim yok. Sadece kendimde dikkat dağınıklığı olduğunu sezinliyorum o kadar.
Neyse canlar, ben daha başka başka konulara girmeden artık size bir veda edeyim bence değil mi? Zaten benim kafa gitti, bir de sizinkileri daha fazla ütülemeyeyim. Sonuçta onlar size, bize, herkese lazım. Bu dünyaya bilinçli zihinler lazım ve biz onları arada rahatlatalım ama öldürmeyelim değil mi? O yüzden, bir daha ki yazıya kadar görüşmek üzere canlar... Kendinize ve sevdiklerinize çok ama çok iyi bakın.
Seviliyorsunuz...

Not: Güncellendi.

Ufak Bir Hikaye...

AMATÖR YAZARDAN HİKAYELER -2-

BİR AİLE MESELESİ 16.08.2025/17.08.2025 7   Ben masada oturmuş sadece konuşulanları düşünmeye başlamıştım. Çevremdeki üç insan da ko...