Hakkımda

Fotoğrafım
Çaylarınızı kapıp gelin ve sizinle güzelce bir muhabbet kuralım. Hayattan birazcık kopmaya hakkınız olsun değil mi? Bakmayın sayfamda çok aktif olamadığıma ama siz gelirseniz eğer, bu sayfamda daha çok aktif olmamı gereltirecek ve işte o zaman beraberce bir şeyler başarmış olacağız. Dikkat edin; biz diyorum, ben değil! Çünkü bu sayfayı ben oluştursam bile sizsiz hiç bir şey başarılı olamaz. Unutmayın ki, ilk başta ben bu sayfayı kendim için kurmuş olsam da, daha sonra paylaşacak kimsem olmadığı için bana hiç bir yararı olmadı. Bu yüzden size ve paylaşacaklarımıza ihtiyacım var. Haydi o zaman, daha ne bekliyorsunuz! Bir çay koyup gelin yanıma, daha paylaşacak bir çok şeyimiz var. :)

23 Ocak 2019 Çarşamba

"YAZSAM ROMAN OLUR" MU OLMAZ MI? SİZ KARAR VERİN ARTIK!

Ufaktan Bir Giriş

Merhabalar...
Nasılsınız? Ben iyiyim. Uzun bir ara verdim yine, malum kitaplar... Kitap okumaktan, yazmaya pek fırsatım olmadı, ama bugün size şu anda da yapmış olduğum eylemle geldim; yazmak...
Bugünün konusuna yazmak dedim ama tam olarak da o sayılmaz. Bugün aslında Parodi Yayınları'ndan çıkan, Yazsam Roman Olur isimli defterden bahsedeceğim ve o deftere yazdığım bir kaç yazıyı da sizle paylaşmayı düşünüyorum.

Yazsam Roman Olur

    Yanda gördüğümüz Yazsam Roman Olur bir kitap değil, defter.
Yazsam Roman Olur
Bu defterin her sayfasında ufak cümleler yazılmış ve devamı boş bırakılmış. İşte, siz bu boş bırakılan yerlere yazılar yazarak kendi romanınızı oluşturuyorsunuz. Benim gibi, yazmayı sevenler için birebir. Ben, bayıldım. Deftere henüz çok bir şey yazamasam da, bana yazmamı geliştirmek için harika bir fırsat sunuyor.
    Altta defterden örnek bir sayfa paylaştım. Defterin içi, sayfaları, o aşağıda gördüğünüz resim gibi; bir konu başlığı size veriliyor ve geri kalan sayfa size ayrılmış durumda ve artık sizin bir şeyler yazmanız bekleniyor. İlginizi çekerse diye bu fotoğrafları ekledim.
Burada araya girip, söylemem gerekir ki; benim hayalimdeki meslek, her zaman için yazar olmaktı! O yüzden bu defterde benim için bulunmaz nimetlerden oldu. Düşünün hayalinizde ki mesleği yapmak için; o konuda çaba sarf edip, kendinizi geliştirmeniz lazım ki; bu meslek yazarlıksa, sürekli bir şeyler yazıp kendinizi bu konuda geliştirmelisiniz. Ben de hayalim için çabalarken, işte bu defterin bana harika bir yoldaş olacağını düşündüm, kendisi oluyor da zaten.
Ayrıca bu deftere yazdığım bir kaç yazıyı da sizle paylaşmadan önce, defterle ilgili söyleyeceğim son bir konu kaldı. O da, defterin kapak tasarımının ayrı bir hoşuma gitmiş olması. Onun fotoğrafını da sizle aşağıda paylaşıyorum. Solda gördüğünüz; üstünde yazılar olan şeffaf kısmın içine, sağ tarafta gördüğünüz esas defter olan kısım giriyor ve bu benim çok hoşuma gitti.
Defter ve Kapak Tasarımı
Sanki saklamak için değerli bir defter olduğunu göstermiyor mu, size? En azından ben böyle düşündüm. Bunu da söyledikten sonra gelelim, benim bu deftere yazdığım yazılara... Umarım, bu yazılar hoşunuza gider çünkü ben çok eğlenerek yazmıştım.
Keyifli Okumalar...

-YAZSAM ROMAN OLUR 1-

"Nereden başlasam?"
Neler anlatsam acaba, size?
Aslında neden size yazıyorum ya da sizle bu şekilde konuşuyorum ki ben? Sizin bu yazdıklarımı okumaya ihtiyacınız mı var? Ya da benim bunu yazmak için bir sebebim mi var? Neyse, saçmaladım değil mi?
Esas konuya geleceğiz birazdan ama önce benim kendime bir bardak çay almam gerekiyor. Bence bu fırsatı siz de değerlendirin. Haydi, daha yazının başındayken bir ara verelim. Bu arada; aramızda kalsın, bu yazıyı akşam saat on bir buçuk gibi yazıyorum. Yani anlayacağınız, ben bu saatte çay içiyorum. Şşşşş aramızda

Yazsam Roman Olur İlk Sayfa

Evet. Çayımı aldım, geldim. Ne konuşalım, ne istersiniz? Demokrasi kuralım değil mi biraz? Monarşi nereye kadar? Ben diktatör olamam zaten ama bu yazı ve kelimeler bana ait olduğu için sadece yazılarımda, diktatör olabilirim gibi; tabi istemeden. 😀😀😀

Beni tanıyanız var mı? Pek sanmıyorum! Ailem ve arkadaşlarımdan bir kaçınız, belki. Ama umarım bunu okuduğunuzda; "Seni tanıyorum," dersiniz. Çünkü bunu okuyan herkes bu iki kelimeyi kuruyorsa bilin ki, ben bu hayatta en büyük hayalimi gerçekleştirmişimdir. Bence bu da, sevinilecek bir olay. Havai fişekler atılsın! İşte böyle, ver coşkuyu! Kop, kop, kop…😀😀😀
Pek de kopmayın siz yine de… Yoksa başkaları sizin, benim yazdıklarımdan sonra kötü yola düştüğünüzü falan düşünür, maazallah! Aman, tahtalara vurun.
Neyse, bu böyle bir yazıydı işte; biraz sohbet etmek, biraz eğlenmek ve biraz da hayatınıza neşe katmak için. Geldi ve geçti.

-YAZSAM ROMAN OLUR 2-

"Bu kaçıncı oldu, bilmiyorsun değil mi? Vücudunda kaç tane yara izi var? Kaçıncı sakarlığın bu? Bu soruların hepsine verebileceğin ortak cevap her halde, 'Sayamayacağım kadar çok!' olur.
Sen zaten hep böyle sakardın. Ayrıca bu sakarlıklar sadece çocukken de olacak sanma, bütün ömrün boyunca da böyle sakar olacaksın. Sonuçta yaşadım ve biliyorum, değil mi? O yaranı da annene göstermeden üstüne bir bez falan koy. Eğer annen görürse ömür boyunca çenesinden kurtulamazsın, benden söylemesi! Gerçi artık sen kendin de bunu biliyorsundur ki zaten çok kanamıyor da, baksana geçti artık. Yoksa acıyor mu hala? Acımıyordur. Geçmiştir çoktan… Zaten acısa da, ağlayamazsın bunu biliyorum, sonuçta ben senim; sadece büyümüş halinim o kadar. Zaten şu durumda pek ağlanacak bir durumda yok. Neyse sen daha eve gitmezsin zaten o yüzden ben gidiyorum. Kendine iyi bak ufaklık, sen kendine iyi bak ki, gelecekte ben de iyi olayım!"
"Hemencecik gitme öyle! Gelecekte başıma neler gelecek, biraz anlatsana bana!"
"Anlatmam, ufaklık… Yaşayıp, kendin görmelisin. Hem ben şimdi sana geleceği anlatırsam, işin sürprizi kalmaz ve seni tanıdığımı da hesaba katarsak, sürprizleri sevdiğini de biliyorum. Haydi kalk artık; daha, annenin arkasından gizli bir iş çevirmek için uğraşman lazım. Unutma anneye göstermek yok, mümkün olduğunca ondan saklamalısın!"

Yazsam Roman Olur 2. Sayfa





"Haklısın! Annem öğrenirse, kendisinden emdiğim sütü şırıl şırıl burnumdan akıtır! Biliyorsun zaten, bu zamana kadar yaptığım yaramazlıklar kadını yeterince çileden çıkarttı. Bu kadarcık bir şeyi de öğrenmeyiversin, ne olacak sanki değil mi?"
"Biliyor musun, ufaklık; sen hayatın boyunca da hep böyle düşünceli bir insan olacaksın, kendinden önce başkalarını düşünen biri… Ama sanma ki, bu iyi bir şey. Ama kötü de sayılmaz. Doğrusu bazen iyi, bazen kötü… Gerçi sen bunları yaşayarak tecrübe edeceksin zaten. O yüzden artık benden bu kadar, ben artık kaçar, ufaklık!"
"Güle güle git. Umarım şu anki hayatında mutlusundur."
"Sence bizim, mutlu olmama gibi bir ihtimalimiz söz konusu olabilir mi?"
"Sanırım buna ihtimal yok."
"Kesinlikle öyle bir ihtimal yok. Kendine iyi bak, ufaklık. Sen kendine iyi bak ki, ben de gelecekte kendine iyi bakan birisi olayım ve unutma ki seni, yani kendimi seviyorum. Hoşça kal. Belki arada yine görüşürüz…"

-YAZSAM ROMAN OLUR 3-

Onunla lisede okurken karşılaşmıştık ve birbirimize ilk görüşte âşık olmuştuk.

İlk başlarda birbirimize bulaşır, birbirimizi kızdırırdık. Ama o anlar, içimizde dolup taşan duyguları boşuna gizlemeye çalışmıştık. Çünkü bir an geldi ve içimizde tuttuğumuz o duygular öyle yoğunlaştı ki, artık kendimizi tutamaz olmuştuk. Nihayet ilk o bana, sonra da ben ona; birbirimize âşık olduğumuzu söyledik. Artık birlikteydik, bir çifttik, sevgiliydik.

Hayat o kadar güzeldi ki… Kuşlar cıvıldaşır, kelebekler havada uçuşur, sürekli içimizi ısıtan bir güneş olur ve masmavi bir gökyüzü, her günümüzü yaşama sevinciyle doldururdu. Ama bu tabi ki, o aralar ilkbahar mevsiminde olmamızdan kaynaklıydı.

 Kış geldiğinde ise, her şey yavaş yavaş değişti. Önce bulutlandı masmavi olan gökyüzü ve güneş artık ara ara kendini göstermeye başladı.  Sonra ise; yağmur, kar, fırtına…

Sonunda her şey öyle değişmişti ki ve biz de bu değişime öyle bir ayak uydurmuştuk ki…

O, benim ilk âşık olduğum insandı. Ondan sonra başkalarını da sevdim, ama yine de o başkaydı. Tabi bir de ayrılığımız var. Ayrılık doğru olan karardı. Zaten biz hiç birlikte olmamalıydık; esas yanlış olan buydu.
Yazsam Roman Olur 3. Sayfa


Yıllar sonra şimdi oturup, düşünüyorum da; biz zaten hiç yapamazmışız. O farklı, ben farklı… Zaten ayrılık sebebimizde genel olarak buydu.

Ben hep ezilenlerin tarafını tutarken, o ise ezilenlerle uğraşmayı severdi. Ben düşenleri yerden kaldırmaya çalışırken, o düşenleri bir kez daha düşürür, bir daha yerden kalkamayacak duruma getirirdi. Bunları sadistlikten de yapmaz, yaptıklarına eğlence gözüyle bakardı ve bu beni daha çok üzerdi.

Aslında eğlenebileceği, gerçek eğlenceler varken; o insanlarla dalga geçer, onları utandırır, rezil ederdi ve ben buna hiç katlanamazdım, nihayetinde katlanamadım da…

Ben; sonunda onun yerine ezilenleri seçtim, onun dalga geçtiği insanları seçtim ve o an bir sinir nöbetiyle beraber, bir daha birleşmemek üzere ayrıldık ve birbirimizi bir daha hiç görmedik.

İşte bu; onunla benim hikâyemin sonu, ilk âşık olduğum insanla…

Ama her son, bir başlangıca gebeymiş her zaman. Çünkü onunla yakında tekrar görüşeceğiz, görüşmek zorundayız.

O şu an bir inşaat şirketinin yönetim kurulunda ve ne gariptir ki, ben de onun şirketine dava açan avukatların başında bulunuyorum ve onunla yine karşı karşıya geleceğiz. Ben adaletin peşinde, o ise eğlence peşinde…

Son Bir Söz

Size bu deftere yazdığım üç yazıyı da paylaştım ve böylelikle, bugünü de kapatacak olan son cümlelere geldik. Ben, benim gibi yazma aşkı olanlara bu defteri kesinlikle tavsiye ediyorum. Deneyin, pişman olmayacaksınız ve bence aksine, bu defter sayesinde ortaya neler çıkardığınızı gördükçe şaşıracaksınız!

Bugüne ait yazacaklarım bu kadardı. Bir dahaki yazımda, izlediğim ve beğendiğim Japon filmlerinden bahsetmek istiyorum. Umarım size de uyar. Bir film sohbetine kadar kendinize çok iyi bakın, ben artık kaçtım. Ama unutmayın ki, seviliyorsunuz...

NOT: Güncellendi...

18 Ocak 2019 Cuma

KİTAPLAR ÜZERİNE UFAK BİR SOHBET

Bir Efsanenin Sonu

Merhabalar...
Biliyorum, üç gündür buralarda yoktum ama o üç günde başka şeylerle meşguldüm ve onları yoluna koyup, bloğuma geri dönüş yaptım. O zaman, bu üç günde neler yaptım gelin ona bir bakış atalım. İlk önce, daha önceki yazılarımda da bahsettiğim; şu an okuyor olduğum kitabı bitirdim. Evet, Karamazov Kardeşler bitti. Çarşamba günü itibariyle, bir efsanenin daha sonuna geldim. Hani nerede havai fişekler, nerede kutlamalar? Patlatın konfetileri, atın havai fişekleri; kutlamalar başlasın!😂😂


Kitap güzeldi. Ben pek Rus edebiyatı seven birisi değilimdir ama ona rağmen Karamazov Kardeşler'e bayıldım. Benim gereksiz sayabileceğim bir çok konu vardı ama benim ne haddime ki, Dostoyevski'yi eleştireyim. Adam harika bir roman ve yaşadığı ülkeyi eleştiren harika bir eser ortaya çıkarmış. Ayrıca kardeşlerin üçünü de ayrı bir sevdim. Ama gönlüm, Mitya'da kaldı diyebilirim. Bütün yanlış davranışlarına rağmen; öyle saf ve temizdi ki, öylesine doğrucuydu ki, ona hayran olmadan edemedim. Tabi, Mitya'nın bunun yanında kötü olan, yaptığı bir sürü yanlış vardı. Ama yine de, kendini mazur gösterebildi bana... Ayrıca, bir de Aleksey var ki, o da başlı başına ayrı, naif bir karakter. İvan'a ise hiç girmiyorum ama o da bir şekilde kendini sevdirdi diyebilirim. Neyse, Karamazov Kardeşler'den bu kadar bahsettiktik, yeter bence.

Yeni Kitap: Işık Tanrısı

O zaman bir kitap biter, bir kitap başlar diyerek; okumaya başladığım sıradaki kitabıma geçelim. Roger Zelazny'nin, Işık Tanrısı kitabı... Bu kitap aslında; daha önceki bir yazımda bahsettiğim üzere, her ay ortak okuma yaptığımız kitap kulübümle belirlediğimiz bir kitap. Bu ayın kitabı da, İthaki Yayınları'ndan çıkan Işık Tanrısı... Ben de bir an önce okumak istiyorum. Aslında bugün biraz başladım okumaya ve hoşuma da gitti. Ama kitabı daha okumadan beni esas etkileyen şey, arka kapak yazısı oldu. Aşağıda da görüyorsunuz büyük ihtimal ama ben yine de buraya alıntı olarak arka kapak yazısını bırakıyorum.

Işık Tanrısı adlı kitabın Arka Kapak Yazısı
"Roger Zelazny, farklı mitolojileri bilimkurgu romanlarına uyarlamasıyla pek çok yazarın yalnızca hayal edebileceği bir şeyi alışkanlık haline getirmiş eşsiz bir yazar. Hint mitolojisiyle harmanlanan Işık Tanrısı ise sadece bilimkurguyu değil, tüm spekülatif kurguyu değiştiren, benzersiz bir roman. Gaiman'ın en iyi romanı olarak kabul edilen Amerikan Tanrıları'na fikir babalığı yapmakla kalmadı, tanrılar ve insanlar arasındaki isim oyunlarına da ilham kaynağı oldu. Martin'in epik serisi Buz ve Ateş'in Şarkısı'ndaki Işık Tanrısı da ismini bu romandan aldı, tıpkı Sam Tarly'nin ismini kitabın başkahramanı Sam'den aldığı gibi."

Bir kitap düşünün ki, kendisinden yıllar sonraki başyapıtlara ilham kaynağı olsun. İşte, bu öyle bir kitap ve açık ara bu kitapla ilgili, beni en çok etkileyen de bu oldu. Şu an sadece yirmi beş gibi ufak bir sayfa okudum ama kitap beni içine çekti ve heyecanla okunmayı bekliyor. Ama bunun yanında dün bir de, Doctor Who'dan bir kaç bölüm izledim. O yüzden kitapta ilerleme büyük ihtimal bu yazıyı da yayınladıktan sonra  olacak.


Gelelim, kitap kulübümüzün diğer aylar için seçtiği kitaplara... Şubat ayı için, Pegasus Yayıncılık'tan çıkan Rüya Dağıtan Çocuk; mart için de Patrick Ness'in Canavarın Çağrısı... Bunlarla ilgili az çok bilgiyi daha önceki şu yazımda vermiştim. O yüzden tekrar tekrar aynı şeyleri söylemeyeceğim. Sadece Rüya Dağıtan Çocuk için yaptığım Pegasus alışverişinden biraz bahsedeceğim.

Altı Tane Yeni Kitabım Oldu

Bu defa tek bir yayınevinin kitaplarını aldım ve bu yayınevinin alışverişini genelde N11'den yapıyorum. Çünkü N11'de yayınevinin kendi mağazası var ve diğer kitap satan sitelere göre, daha çok indirim imkanı size sunuyor. Bunun yanında, ürünü asıl sahibinden almanın rahatlığı da cabası. Bu yüzden ben de, şubat ayı kitabımı N11 - Pegasus mağazasından yaptım ve 100 TL  ve üzeri kargo bedava deyince gaza gelip, Pegasus'tan almak istediğim diğer kitapları da bir anda alıverdim. Alırken hep kendi kendime soruyordum; "İyi mi, yaptım?" diye ama, sonra kitaplar elime gelince; "İyi ki de yapmışım!" dedim.
Rüya Dağıtan Çocuk
Yan tarafta, Rüya Dağıtan Çocuk'un bir fotoğrafı var ve sizce de, bu çocuk çok tatlı değil mi? Çocuğu görmemle, yanaklarını sıktırasımın gelmesi bir oldu neredeyse! Çocuğu seve seve bitiremeyeceğim sanki, aynen öyle hissettim. Ama bu kitapla ilgili yorumum, ancak şubat ayında sizlerle paylaşılabilir. O yüzden geçelim, diğer aldığım kitaplara...
Bu kitaplarla ilgili bahsedeceğim çok şey var sayılır. Öncellikle, aldığım kitaplar olarak Becca Fitzpatrick'e ait olan Huşh Hush serisi var. Ben bu seriyi üniversitede okurken (yani aşağı yukarı beş altı yıl önce) almış ve okumuştum. Şimdi bana burada diyeceksiniz ki; "Daha önce aldığın seriyi, niye bir daha aldın?". İşte ben de, tam onu açıklamak üzereydim. Malum üniversite dönemleri, öğrencilik halleri, cebimizde pek paranın olmadığı zamanlardır. Ama ben yine şanslıydım ve dört yıl boyunca ev masrafım olmadı; bir yurdun, bir öğrenciye sağlayabileceği bütün rahatlıklarla yaşadım, öğrencilik yıllarımı. Nerden, nereye? Amanın, konu dağıldı! Durun hemen esas konumuza geri döneceğim, dönüyorum, dön-düm.😁

Huşh Hush Serisi
Üniversitedeyken, elime geçen paraları hesaplı harcamak zorundaydım ve bu yüzden kitaplara ayırabileceğim paranın her zaman bir sınırı olurdu. Ama daha sonra, üniversite okuduğum şehrin yerel bir pazarında, korsan kitap satan bir stant gördüm. 

Burada ara girip, şunu söylemek istiyorum. Suçumu itiraf ediyor ve korsan kitap aldığımı söylüyorum ama bundan hiç bir zaman hoşlanmasam da, o zamanlar buna mecburdum. Ayrıca o yazarların, yayınevlerinin, çevirmenlerinin, hepsinin, emeğini boşa sayarak bu kitapları aldım. Ama şimdilerde, o aldığım korsan kitapların orijinallerini alıp, vicdanımı rahatlatmaya çalışıyorum.
Huşh Hush Serisi ve Tehlikeli Yalanlar
İşte, daha önce korsan olarak aldığım kitaplardan biri de Huşh Hush serisiydi ve ben orijinalini indirimde bulunca, böylelikle alabildim. Solda gördükleriniz, üniversitede aldığım, korsan olan kitaplar. Aşağıda sağda gördükleriniz ise; yeni almış olduğum orjinal olan kitaplardır. Böylelikle size bir suçumu itiraf etmiş bulunuyorum.
Bu korsan muhabbetini artık kapayalım, çünkü ben bunları anlattıkça, kendi işlediğim suçtan dolayı rahatsız oluyorum. Evet, "Burada biraz bencillik devreye girdi," diyebilirsiniz, bana.
Ama ben bu konuyu kapatıp, Pegasus Yayınları'ndan diğer aldığım kitaba geliyorum; Tehlikeli Yalanlar...
Bu kitapta bir Becca Fitzpatrck romanı ama Huşh Hush serisinden farklı olarak, bu kitabı fantastik bir kurguya sahip değil. Daha çok gerilim ve polisiye türünde olduğunu tahmin ediyorum. Ben, tabi ki henüz kitabı okumadım ama bazı okuyan kişilerin yorumlarına bir göz gezdirdim. Kitap konuları hakkında genelde, okuyucu yorumlarından daha iyi bir dayanak olmuyor. Bu arada söylemeden geçemeyeceğim; Tehlikeli Yalanlar'ın şömizi bir harika... Kitap kapağındaki yağmur taneleri, gerçekmiş gibi kabartmalı yapılmış ve şömize elinizle değdiğinizde  bu yağmur tanelerini hissedebiliyorsunuz. Aşağıdaki resimden de görebilirsiniz.
Siyah Buz ve Tehlikeli Yalanlar

Böylece kapağını beğendiğim kitaplara bir yenisini daha eklenmiş oldum. Bu bilgiyi de sizle paylaştıktan sonra, gelelim yazarımıza...

Ben, Huşh Hush serisini okuduğumdan beri, Becca'ya -yani bu kitapların yazarına- hayranım. O yüzden, o yıllardan beri, yazarın çıkardığı her kitabı almak istiyordum. Kısmet bu zamanlaraymış.
Bu son alışverişle beraber Becca'nın şu ana kadar çıkarmış olduğu bütün kitapları almış oldum. Zaten kadının topu topu çıkardığı altı romanı var. Bunlardan dördü, fantastik konulu kitaplar olan Huşh Hush serisi romanları ve diğer ikisi de gerilim, polisiye türünde olan Tehlikeli Yalanlar ve Siyah Buz adlı romanlarıdır. Ben, Siyah Buz'u daha önce Kitapyurdu'nda Pegasus Yayınevi'nin %50 indirimini yakaladığımda almıştım, bu da zaten geçen ay olmuştu. Siyah Buz'un da resmi hemen yukarıda yer alıyor ve onun da şömizini ayrıca seviyorum.

Tamam mı, Devam mı?

Aslında şu an okuduğunuz bu yazının konusunu, bir önceki yazımda belirlemiş sayılırdım. Ama yine kendime engel olamayıp, bu konuyu atladım ve yeni konulara daldım. Yine de, o konuyu unutmuş değilim ve illa ki bir yazımda, o konuyu da işleyeceğim. Şimdilik o konu, bu yazıda yer almayacak. "Çünkü bu yazıyı kitaplarla başlattım ve kitaplarla devam ettirdim; o yüzden devamında da kitaplardan bahsedip, yazının sonunu da kitaplarla getirelim!" diyorum, ben. Ama eğer ki siz; daha fazla kitap lafı duymak istemiyorsanız, okumayı burada bitirebilirsiniz. "Yok, hayır, ben kitap muhabbetlerine açım!" diyorsanız, buyurun yazımın devamına. Sizin bu açlığınızı bir nebze de olsun geçirebileceğimi sanmıyorum fakat, "Biraz yatıştırırım en azından," diye düşünüyorum.
Şimdi sıradaki konumuza gelirsek, bir liste ile karşınıza çıkmış olacağım. Bu liste; bu ay -yani ocak ayında- okuyacağım kitapların listesi. İlk önce sizle listemi paylaşırım, sonra liste hakkında biraz konuşurum ve en sonunda da, bu listeye uyup uymama durumuna bakarım ve şubat ayının başında da bu listeyi "Ocak Ayında Okunanlar" olarak tekrar sizle paylaşırım.

Ocak Ayı Kitap Listesi

Bu ay listemde olan iki kitabı zaten biliyorsunuz. Birisi, oku oku ancak bitirebildiğim; Karamazov Kardeşler... Bu kitap; kendi belirlediğim, kendi kütüphanemde olan klasik kitaplarla yaptığım bir listenin ilk kitabı. Bu listeyi her ay bir  ya da daha  çok klasik kitabı okumam için yaptım. Böylelikle, bu ay okunacaklar listemde Karamazov Kardeşler, bulunmuş oldu. Bu ayki listemde olan ve sizin de bildiğiniz diğer kitap ise, Işık Tanrısı... O da malum, kitap kulübümün kitabı... Etti iki; üçüncüsü bu ay ilk okuduğum kitap olan, Dan Brown'un Başlangıç adlı romanı oldu.  Bu kitabı da; kışın, soğuk günlerde okumak için bekletiyordum. Çünkü Dan Brown'u böyle havalarda okumak çok güzel oluyor, benim için.
Bundan sonraki kitaplar okunacak olanlar. Çünkü Karamazov Kardeşler'i ve Başlangıç'ı zaten okudum ve Işık Tanrısı'nı da hali hazırda okuyorum. Bakalım listemizin devamında okunacak olan hangi kitaplar varmış?

Işık Tanrısı'nı okuduktan sonra, sıradaki kitap bir romantik kitap olan Nefret Oyunu olacak. Ondan sonra okunacak kitap ise,  Tutsak Bölüm 2 ve Güç ... Bu  kitap,  Artemis Yayınları'ndan çıkan Gizli Çember serisinin ikinci kitabı. Daha önce bu serinin ilk kitabını alıp, okumuştum ve devam etmeye karar verince, bu ikinci kitabı da aldım. O yüzden bu kitap da, bu ayki okuma listeme eklenmiş oldu. Diğer bir kitabım en sevdiğim Türk yazarlardan olan Orhan Kemal'in bir kitabı; Sarhoşlar... Araya bir tane de ince bir kitap atmadan olmazdı, değil mi?
Bu ayın okuma listesinde yer alan son kitap ise, Uçurtma Avcısı... Bu kitabın övgülerini çok duydum ve nihayet artık okuma zamanının geldiğini düşündüm.  
Ocak Ayı Okunacak Kitaplar
Yukarıda gördüğünüz fotoğrafta bu ay okuduğum kitaplar hariç, sadece okunacak olanlar var. Bunlar bu ayın sonuna kadar okunabilirlerse okunacaklar, okunamazlarsa bir dahaki aya sarkacaklar. Yapacak bir şey yok, sonuçta. Bu ay hepsi yetişmeyebilir...
Ocak ayı okunacaklar listem böyleydi ve bir daha ki ayın başında bu listeye ne kadar uyduğumu ya da uymadığımı yine sizlerle paylaşabilirin. Ama şimdilik bu yazıyı sonlandırma zamanım geldi. O yüzden hoşçakalın ve kendinize çok iyi bakın. Seviliyorsunuz...

Ufak Bir Hikaye...

AMATÖR YAZARDAN HİKAYELER -2-

BİR AİLE MESELESİ 16.08.2025/17.08.2025 7   Ben masada oturmuş sadece konuşulanları düşünmeye başlamıştım. Çevremdeki üç insan da ko...