Hakkımda

Fotoğrafım
Çaylarınızı kapıp gelin ve sizinle güzelce bir muhabbet kuralım. Hayattan birazcık kopmaya hakkınız olsun değil mi? Bakmayın sayfamda çok aktif olamadığıma ama siz gelirseniz eğer, bu sayfamda daha çok aktif olmamı gereltirecek ve işte o zaman beraberce bir şeyler başarmış olacağız. Dikkat edin; biz diyorum, ben değil! Çünkü bu sayfayı ben oluştursam bile sizsiz hiç bir şey başarılı olamaz. Unutmayın ki, ilk başta ben bu sayfayı kendim için kurmuş olsam da, daha sonra paylaşacak kimsem olmadığı için bana hiç bir yararı olmadı. Bu yüzden size ve paylaşacaklarımıza ihtiyacım var. Haydi o zaman, daha ne bekliyorsunuz! Bir çay koyup gelin yanıma, daha paylaşacak bir çok şeyimiz var. :)

9 Şubat 2026 Pazartesi

ELENİUM - DAVID EDDINGS

 

Okuduğum Birkaç Kitap Sizlerle...

    Merhabalar...

    Bugün David Eddings’in Elenium adlı kitap serisiyle ilgili biraz konuşacağım.

    David Edding eserlerini okumaya geçen yıl başladım ve Belgariad ile Malloryon serilerini okudum. Yazarın dilini oldukça beğendim ve bu yüzden diğer serilerine de başlamam gerektiğine karar verdim. Bu yıl da üçlemeleri okuyacağım diye sahaflardan önce bir alışveriş yaptım ve çok hayal kırıklığına uğramadan kitaplara kavuştum.

    Böyle ufak bir bilgilendirmeden sonra gelelim Elenium'un ilk kitabı olan Elmas Taht'a... Başlangıç kitabı için güzeldi ama içine girdiğimiz dünya çok belirgin değildi. Umarım diğer kitaplara bırakmıştır bu belirginlikleri yazarımız. Çünkü yazarın daha önce okuduğum kitaplarına kıyasla dünyayı oturtmak için biraz zorlandım bu sefer açıkçası. Kafam biraz karıştı çeşitlilikten ama fantastik seven bir kişi olarak beni tatmin etti açıkçası. Kurgusu, macerası, olayları, olay örgüleri, entrikalar, siyaset, din vs. Yani her şey işin içinde vardı.

    Kitabın içeriğine bakarsak biraz; bir adet zehirlenmiş bir Kraliçe’miz var ve bunu bir din adamının yaptığı biliniyor ama öncelik Kraliçe’yi kurtarmak olduğu için seçilmiş birkaç kahraman bu arayışa girişiyor. Onları bu yoldan döndürmek isteyen birçok olay oluyor ve bunlarla da baş etmek zorunda kalıyorlar. Bu kitabın yüzeyde görünen ve hareketi sağlayan kısmı. Esas kurgu ve olay örgüsü alttan alttan gelişiyor gibi... ufaktan o da kendini hissettiriyor.

   Serinin ikinci kitabı; Yakut Şövalye… Bu kitapta da hala Kraliçe’nin hayatını kurtarma araştırması devam ediyor ama bu sefer bir şekilde Kraliçe’nin hayatını kurtaracak olan şeyi tam olarak öğreniyor kahramanlarımız. Şimdi ise onu bulmak ve elde etmek kalıyor geriye ve bu da demek oluyor ki yeni maceralar önümüzde bizi bekliyor.

    Kahramanlarımız amaçları için yola koyuldukları her seferinde onları yollarından döndüren kasıtlı veya kayıtsız birçok olay oluyor. Çok şanssızlar... Ama gerçekten aşırı şanssızlar! 😏

  

    Karakterler bu kitapta daha iyi oturdu ve her karakteri farklı farklı özelliklerinden dolayı ayrı bir sevdim. Ama karakterlerin isimlerini yazar bilerek mi bu kadar benzer seçmiş acaba? Hızlı okuyunca birbirine karıştırdım bazı karakterleri!

    Sonlara doğru bu kitap Yüzüklerin Efendisi’ni çokça anımsattı ve sonunda tahmin ettiğim bir karakterin gizemi çözüldü.

    Esas karışık olan kurgu da hala yavaş ilerliyor. Sanırım o olayın tümü son kitapta gerçekleşecek.

    Şimdilik biz Kraliçe’yi iyileştirecek olan şeyi bulduk ve Kraliçe’yi iyileştirmeye gidiyoruz.

    Bir de son olarak diğer kitaba göre daha esprili bir dil vardı. Çok güldüğüm yerleri oldu ve bu benim çok çok hoşuma gitti. Çünkü espriler gayet iyiydi. 😅

    Üçüncü kitap Safir Gül… Serinin son kitabına gelirsek eğer ufaktan... İlk olarak söylemeliyim ki, Kraliçemiz Ehlana’yı sonunda kurtardık. Ve iyi ki de kurtarmışız. Ehlana, okuduğum kurgu karakterler arasında en sevdiklerimden biri olabilir. Diplomasisi, güçlü oluşu, zekâsı ve bunların hepsini genç bir yaşta elde etmesi bakımdan övülecek bir karakter.

    Bu kitap, bir bitiş kitabı olarak bize her şeyi anlatarak bitirdi ve kitabın bir yerinden sonra David Eddings tarzını yine konuşturdu, yarattığı dünyayı mantık çerçevesinde bize anlattı. Yakut Yüzükler ve Safir Gül’ün esrarengizlerini açıkladı. Tabi ben size ne Safir Gül’den ne de Yakut Yüzükler’den bahsettim şu ana kadar. Bunları daha önce söylememe sebebim de bu konular ilk iki kitap için spoiler olabilir olması. O yüzden bu yazının geri kalanını bunu dikkate alarak okuyunuz.

    Şimdi gelelim ilk olarak Safir Gül’e… Bu yüzeysel olarak adı üstünde, safirden yapılmış olağanüstü güçlere sahip bir gül ve Kraliçe Ehlana’yı iyileştiren esas nesne. Kahramanlarımız ikinci kitapta bu nesneyi araştırmaya başladılar. Yakut Yüzükler ise, Safir Gül’ün gücünü açığa çıkarmakta kullanılıyor. Yani aslında Safir Gül tek başına bir şey yapamıyor. Onun içindeki gücü açığa çıkarabilmek için iki yüzüğe de ihtiyaç var. İşte bu kitapta hem Safir Gül’ün hem de Yakut Yüzükler’in tam olarak nasıl oluştuğunu, neden oluştuğunu, amacının ne olduğunu ve esas gücünün nereden kaynaklandığını öğrendik. Dolayısıyla da esas olayın patladığı ve çözüme kavuştuğu bir final kitabı okuduk.

    Yazının bundan sonrasında seri için genel bir yorum yapacağım. Karakterlerin hepsini ayrı ayrı sevdim. Hepsinin şahsına münhasır sevilecek tarafları vardı. Sparhawk ana kahraman ve tam olarak ana kahraman olmuş. Yani demek istediğim bir idealizm olarak kesinlikle var. İnsani özellik çok göremedim (duygular, hisler Sparhawk’ta çok belirgin değildi bence) ve o insanı özellikler daha çok yan karakterlere yansımış gibiydi.

    Zaman Çarkı... Neden zaman çarkı dedim bir anda?! Çünkü Zaman Çarkı’yla benzeyen tarafları vardı. Yazarın okuduğum diğer iki serisinde de bu benzerliği hissettim. “Demek ki Robert Jordan’da David Eddings’ten etkilenmiş,” dedim hatta kendi kendime. Eğer bu doğru bir tahminse, iyi ki de etkilenmiş…



    Sonuç olarak, güzel kitaplar okudum yine ve çok memnun kaldım. Şimdi bu serinin devamı olan Tamuli serisinin ilk kitabını okuyamaya başladım ve bu dünyayı henüz terk etmeye hazır hissedemiyorum kendimi...

    David Eddings’in tarzı da ayrı bir zevk veriyor. Okumayı sevdiğim yazarlardan oldu kendisi de…

23 Ocak 2026 Cuma

OKUDUĞUM BİR KİTAP HAKKINDA UFAK BİR YAZI

10 1/2 Bölümde Dünya Tarihi


Merhabalar...
    Normalde okuduğum kitaplarla ilgili az az konuşmaya başlamıştım tekrar İnstagram hesabımda. Ama bu sefer okuduğum bu kitapla ilgili söyleyeceklerim oraya sığmadığı için uzun versiyonunu da burada paylaşayım dedim.

Kitabın arkasında az çok görünen fotoğraf, kitabın içinden çıktı ve benim beğenmediğim beşinci bölümde bahsi geçen tablonun fotoğrafı...

    Kitabımız 10 1/2 Bölümde Dünya Tarihi ve yazarımız Julian Barnes. Benim kendisinin ilk okuduğum kitabı. Kitaba başlarken roman diye düşünmüştüm ama kitap öykü kitabı çıktı. 😅 Evet yine bir öykü kitabıyla yıla devam ediyorum ama bu sefer planlı değil şansla oldu biraz. 

    Kitabın türünü de tam belirleyemedim açıkçası ama sanırım öykü kitabı demek de tam olmuyor gibi. Belki tarihi kurgu daha uygun olur. Çünkü içinde bölüm bölüm alternatif diyebileceğimiz bir dünya tarihi kurgusu okuyoruz. Her bölüm de tek başına değil bu arada, bölümler arası bağlantılar var. 

    Kitaba uzanalım şöyle ufak ufak o zaman... Kitapta 10 bölüm dolayısıyla 10 hikaye var ama bir de 1/2 olan bir kısım var ki, o da buçuk işte! Şimdi hikayelerden kısa kısa biraz bahsedeceğim ve o buçuk kısmını da sırası gelince siz de öğreneceksiniz.

  İlk hikayeyle başlıyoruz ve karşımıza Nuh'un Gemisi çıkıyor. Bu hikaye de tıpkı Tufan olayında da olduğu gibi yeni bir dünyaya doğru yol alıyoruz. Hikaye direkt Nuh'un gemisinin içinde olan bir hayvanın ağzından anlatılıyor. Hangi hayvan olduğunu tabi ki söylemeyeceğim! Bu hikayeyi herkes biliyordur gerçi ama bu versiyonu bayağı değişik ve ben bu versiyonu daha çok sevdim gibi gibi... 

    İkinci hikaye bir terörist (sanırım, bence kitapta çok belirgin de değildi bu durum) grubunun bir seyahat gemisine el koymasını anlatıyor. Hikayenin başı daha farklı başlıyor, sonu ise belirgin değil.
    Üçüncü ve sanırım benim kitapta en sevdiğim öykü, tahtakurtlarını mahkemeye veren dindar köylülerin avukatı ve tahtakurtlarının haklılığını kanıtlamayı kendine görev bilmiş bir avukatın karşılıklı savunmalarını okuyoruz. Hiciv konusunda çok iyiydi gerçekten. 
    Dördüncü öykünün adı Hayatta Kalan ama ben buna Ren Geyikleri demek istiyorum. Kitabı okuyanlar anladı. Bu öykü iki uçlu... öykünün sonunda, "Hangisi gerçekti acaba?" diye düşünmekten duramıyorsunuz. Öykü size istediğinizi seçin diyor resmen.  
    Beşinci öyküye geldik. Bu kitapta beni en çok zorlayan öykü oldu açıkçası. Yazarın dili bir anda değişmiş gibi geldi bunu okurken. Teknik terimler biraz fazlaydı, belki de ondan. Yordu beni açıkçası. O yüzden çok sevemedim. 
    Altıncı öykü... tanıdık bir yere götürüyor bizi, Ağrı (Ararat) Dağı. Nuh’un Gemisi’nin karaya oturduğu yer ve bir dindar o dağı görmek için yolculuk yapıyor bu öyküde. Ama dağa tırmanabilecek mi? Tırmansa da aradığı ruhani durumu bulabilecek mi? Merak konusu...
    Yediye geldik, Üç Yalın Öykü bölümün adı ve isimden anlaşıldığı gibi içinde üç hikaye var ama çok da yalın sayılmaz. Sizi etkileyen tarihi olaylara alternatif bir bakış sunuyor yeniden... Ve türleriniz diken diken olurken sizi sorgulamaya itiyor.
    Sekizinci öykü, mektuplardan oluşan bir bölüm ve biraz aşk, sevgi üzerine biraz insanlık üzerine ve biraz da egoizm üzerine bir bölüm diyebilirim sanırım. 
    Ve 10 1/2 bölüme geldik. Evet, yanlış okumadınız... parantez adı altında kitapta olmayan bir bölüm var ve bu da buçuk olarak karşımıza çıktı.  Burada yazarın aşk, sevgi, ilişkiler hakkında yazdığı bir denemeyi okuyoruz. Kitaptan tamamen bağımsız ve alakasız (diyebilirim diye düşünüyorum).
    Dokuzuncu bölümle tekrar kitaba geri dönüş yaptık ve yine Ağrı Dağı’ndayız. Yine Nuh ve Nuh’un gemisiyle ilgili bir öykü ama bu sefer yolculuk yapan Ay’a adım atan üç astronottan birisi, alternatif tarih! "Bir de bu açıdan bakalım!.." demiş bize yazar.
    Son bölüme ulaştık, nihayet. Bu bölümde bir gelecek tarihi mi diyeyim yoksa ölümden sonraki hayatın çok değişik bir şekilde tezahür etmesi mi diyeyim bilemedim açıkçası. O kadar değişikti ki! Yani anlatamıyorum ama anlamanız için şöyle bir örnek verebilirim; Amazon Prime’da bir dizi var, Upload... işte ona benzer bir öyküydü kısaca. O diziyi izlediyseniz az çok nasıl bir hikaye okuduğumu tahmin edersiniz. İzlemediyseniz de yapacak bir şey yok, maalesef...
Not: Dizi güzeldir bu arada...


    Ve böylelikle benimle birlikte okuduğum bir kitaba ufak bir bakış atmış oldunuz. Umarım, memnun kalırsınız ve size ufak da olsa bir katkım olmuştur.

    Daha sonra görüşürüz...

Ufak Bir Hikaye...

AMATÖR YAZARDAN HİKAYELER -2-

BİR AİLE MESELESİ 16.08.2025/17.08.2025 7   Ben masada oturmuş sadece konuşulanları düşünmeye başlamıştım. Çevremdeki üç insan da ko...