Hakkımda

Fotoğrafım
Çaylarınızı kapıp gelin ve sizinle güzelce bir muhabbet kuralım. Hayattan birazcık kopmaya hakkınız olsun değil mi? Bakmayın sayfamda çok aktif olamadığıma ama siz gelirseniz eğer, bu sayfamda daha çok aktif olmamı gereltirecek ve işte o zaman beraberce bir şeyler başarmış olacağız. Dikkat edin; biz diyorum, ben değil! Çünkü bu sayfayı ben oluştursam bile sizsiz hiç bir şey başarılı olamaz. Unutmayın ki, ilk başta ben bu sayfayı kendim için kurmuş olsam da, daha sonra paylaşacak kimsem olmadığı için bana hiç bir yararı olmadı. Bu yüzden size ve paylaşacaklarımıza ihtiyacım var. Haydi o zaman, daha ne bekliyorsunuz! Bir çay koyup gelin yanıma, daha paylaşacak bir çok şeyimiz var. :)

14 Ocak 2019 Pazartesi

ONDAN, BUNDAN, ŞUNDAN... HER ŞEYDEN BİRAZ VAR BU YAZIDA...

Güneş mi, Değil mi?

Dumanı Tüten Kahve yapmışım.
Selam, yine ben geldim. Sıcacık kahvemi alıp, hemen yazımın başına oturdum. Kahvenin üstünden hala dumanlar çıkıyor, görüyorsunuz değil mi? (Karamazov Kardeşler'e takılmayın, o hep yanımdadır benim; okuyamasam da...)
Ben buralarda yokken (sadece bir gün oldu), acaba beni beklediniz mi? Beklediyseniz nasıl beklediniz? Heyecanla mı, merakla mı ya da sıkıntıyla mı? Malum bir önceki yazı biraz iç karartıcı gibiydi. Ama merak etmeyin, bu yazının öyle olmaması için uğraşacağım. Hatta fark ettiyseniz eğer; başlığı açık renk yaptım. 😀 Tabi, bu da; olumlu düşünce etkisiyle yapılmış bir eylem oldu. Başlığın renginden bahsettiysek eğer; başlığın anlamından bahsetmemek hiç olmaz, değil mi? Malum, biliyorsunuz bir önceki yazımda sürekli havanın kapalı olması ve sürekli yağmur yağmasından yakınmıştım. Nihayet bu yakınmalarım dün duyulmuş olmalı çünkü sabah gözlerimi açtığım anda bir parlaklık gözlerimi aldı. Ben bu parlaklığa alışmak için, ilk önce gözlerimi kıstım ve nihayet alışınca da tamamen açtığım çapaklı gözlerimle penceremden vuran güneş ışıklarını görmem bir oldu. Aslında burada dün sabah parlayan o güneşin fotoğrafını atmak isterdim, fakat dün resim çekmek hiç aklıma gelmedi. O yüzden bu konuda fotoğraf yok, maalesef... 😐 Ayrıca dün bu güneşi görmem size neyi kanıtlıyor; benim geç kalktığımı! Ama, şşşşş bu aramızda... Bu konuda çok şey yapmayalım, biz! 😉

İlk Youtube Videom

Dün sabah böyle bir manzarayla uyanınca, doğal olarak benim POZİTİF enerjimde hat safhalara ulaştı ve ben daha önce hiç girmediğim bir alana girmeye karar verdim; Youtube...
Evet ve bunu uygulamaya da koydum. Dün Youtube için ilk videomu çektim ve onu yayınladım. Sonra da oturup dedim ki; "Bindik bir alamete, gidiyoz kıyamete... Amanin!!!"
😂
Bakalım, şimdi sonuçları bekliyoruz. Açıkçası pek umudum yok ama olsun. Denemiş oldum en azından, ne kaybedebilirim ki?
Youtube Videomun Fotoğrafı
Youtube videomun içeriği de, sizlere yabancı değil. Bir önceki yazımda bahsettiğim konular oldu. Hani; kitap kulübü, kitap etkinliği, yeni yılın ilk kitapları ve tamamlanmış seriler var ya; işte youtube konularım onlardı. Yanda da gördüğünüz resim, ilk videomun resmi oluyor. "İzlerseniz, sevinirim..." diyeceğim ama zaten aynı konular bir önceki yazımda vardı. Ama videoda biraz daha ayrıntılı bilgi verdim diyebilirim. Ne de olsa; konuşmak, yazmaktan daha kolay. Bu arada, ben çektiğim videoya hiç edit yapmadım. Öylece yükledim, Youtube'a... Sizce bu doğru karar mıydı, bilemedim açıkçası ama bu konularda zaten çok iyi değilimdir ve tabi ki, ben dün bu videoyla uğraştığım için, Karamazov Kardeşler'den azıcık bir sayfa okuyabildim. Bunun sebebi da, sadece video değil. Mesela; biliyorsunuz Doctor Who'yu izliyorum. Dün ondan bir bölüm izledim, anneme yemeklerde yardım ettim ve akşamda film izledim. Size ilk olarak hangisinden bahsedeyim istersiniz? Sırayla mı gitsek? İlk olarak Karamazov Kardeşler'i atla, onunla ilgili yazılar kitap bitince olacak. O yüzden sıradakine geçiyoruz. Doctor Who, ama bu konuda bir önceki yazımda bilgi mevcut zaten ve sizi sıkmak istemiyorum. O zaman sıradaki ve bu sefer bulduk, yemekler...

Bir Akşam Yemeği Klasiği

 Dün akşam, çok sevdiğim yemeklerle, bayağı karnımı doyurdum. Çok anlatmamayı düşünüyorum, çünkü canınız çekebilir. Zaten bu yüzden de bu konuyla ilgili bir fotoğraf koymayacağım.
O zaman dün akşam ne yedim ben? Öyle allım sallım yemekler yoktu, dün soframızda. Bir çorba vardı, olmazsa olmaz; tarhana çorbası... Kışın şu çorbayı içmeye doyamıyorum; öyle güzel geliyor ki, anlatamam.
Çorbadan sonra ana yemek olarak karışık ot kavurması... Bu kavurmanın içinde hangi otlar mı var? Ispanak var, pırasa var, arapsaçı var. Var da var... Bu arada arapsaçını bilmeyenleriniz varsa, bir dahaki konumuzda ondan da bahsedebilirim. Ama bu yazıya onu eklemek istemiyorum.
Devam edelim, ot kavurmasından... Ben bu yemeği kaşıkla yemek yerine, ekmeğin içine koyup koyup yiyorum; tadı daha güzel geliyor. Pratik ve kolay bir yemektir, hemencecik olur ve tabi ki lezzetlidir.
Şimdi, sofrada bir ot yemeği olur da, o sofrada yoğurt olmaz mı? Olmazsa, olmaz... O yüzden soframızda bir kasede yoğurdumuz vardı. Bunların yanında soframızda bir de azıcık olsa da, eriştemiz vardı. Bu erişteyi annem ve ben yazın kendi elceğizlerimizle yapmıştık. O yüzden, tadı bir başka güzel geliyor insana...
Tabi, akşam bu kadar yemeğin üstüne soda içmeden duramadım. Ama soda içerken de, bir yandan daha önce izleyip çok beğendiğim bir filmi yeniden izlemeye başladım. Bu film aslında pek benim tarzım değil. Film dramdı ve ben dram sevmem; ama film ayrıca müzikaldi ve ben müzikal filmleri severim.

LYOD - ICE

Lyod Filminin Afişlerinden
Filmin adı, başlıktan da belli olduğu gibi; Ice ama film, Rus yapımı ve orijinal adı; LYOD... Film; 2018 yılında yayınlanmış, romantik, dram ve müzikal içeriklidir. Filmde, çocukluğundan beri buz patencisi olma hayali kuran bir genç kızımız var. Zaten filmde, o genç kızın çocukluğundan başlıyor. Kızın adı; Nadya Lapshina ve kendisi çok azimli bir genç kız. Nadya'nın annesi hasta ama yine de kızının hayali için çok çaba sarf ediyor ve Nadya'yı bir buz pateni okuluna  yazdırmak için bir tane eğitmenle görüşüyor. Ama eğitmen, Nadya'yı çok yeteneksiz diye kabul etmiyor ve en son Nadya; o kadar azimli davranıyor ki, bu yüzden o okula giriyor ve ondan sonra esas film başlıyor. Film de, daha neler neler oluyor. Mesela, filmde iki erkek karakterimiz var. İlk görünen karakter profesyonel bir buz patencisi olan Leonov ve kendisi gayet yakışıklı birisi ama daha sonra filme giren ve bir hokey oyuncusu olan ikinci erkek karakter var ki, çok tatlı; Sasha (Gorin)... Eee, gerisini siz düşünün. İki erkek, bir kız; biraz dram, biraz romantik, arada komedi ve müzikal...
İzlediğim en iyi filmlerdendi. Ayrıca filmin, tabi ki Türkçe dublajlısını bulamazsınız; izlemek isterseniz, mecbur altyazılı izlemek zorundasınız. Ayrıca bu filmle ilgili son olarak size IMDb'den aldığı puanı da yazıyorum,  7.1... Evet, filmimiz IMDb'den bu puanı almıştır.

Bir Karar Versen Artık Diyorum!

Yine döndük dolaştık, geldik havalara... Yazımın ilk başında demiştim, dün akıl almaz bir güneş vardı diye. Dün öyleydi ama bugün yağmur yağmasa da hava yine kapalı ve ben yine delirmek üzereyim. Aslında kışı sevdiğimi sanırdım ama sanırım sevmiyorum ki, yazı da pek sevmem. Ben orta kara birisiyim, bana baharları verin; ilk de olur, son da... Benim için en güzel mevsimler onlardır. Ne çok soğuklar, ne de çok sıcaklar; ortalamadırlar... Ama ne yapalım, dört mevsimi de yaşıyoruz işte! Yine de bir an önce bahar gelsin, modundayım.
Bulutları görüyor musunuz?
Böyle olmuyor, depresyona daha çabuk giriyorum. Yani şu havaya bakar mısınız? Kim bunu görür de, depresyona girmez ki? Ben girmemek için uğraşıyorum. Bakalım, başarılı olacak mıyım?

Kısa Zamanlı ve Küçük Ölçekli Kehanetler

Yazılarımı bu şekilde beğeniyor musunuz? Ya da karşınıza daha değişik yazılarla çıkayım mı? Mesela, bazı konularda size bilgi verebilirim. Ya da ne bileyim, farklı şeylerden sohbet ederiz. Zaten ileride olacak yazımızın bir konusu, Karamazov Kardeşler olacak. Bunun için benim kitabı bitirmem gerekiyor ve bu yüzden, bu yazıyı yayınladıktan sonra planlarım değişmezse eğer; kitabı okumaya başlayacağım.
Bir daha ki yazının içeriği belki de; "Yazsam Roman Olur" olabilir. Bu, kitap olarak basılmış, bir defter. İçinde size konu başlıkları verilmiş ve size onlarla ilgili bir şeyler yazmak için yer ayrılmış. Ben daha iki sayfasını yazdım. Ama eğer burada konu olarak onu işleyeceksem, bir kaç sayfa daha yazmalıyım. Belki bugün biraz onunla ilgilenirim. Ah, yine kitap okumak rafa kalktı.
Aklıma bir şey daha geldi; Yabancı Yayınları'ndan çıkan değişik ama güzel bir kitap var. Onunla ilgili bir yazı da paylaşabilirim. O kitabın içinde küçük küçük hikayeler var. Onları sizle paylaşmak isterim, açıkçası. Çok güzel hikayelerdi, ben kitabın genelinden çok o hikayeleri beğenmiştim. Bakalım artık,  zaman neler gösterecek. O zaman bir daha ki yazıma kadar hoşçakalın...
Kendinize çok iyi bakın...

12 Ocak 2019 Cumartesi

YAĞMURLU BİR GÜNDE YAPTIĞIM ŞEYLER

 

Yağmurlu Bir Cumartesi Günü 

Yağmurlu bir cumartesi gününden herkese merhaba...
İki gündür aralıksız yağan yağmurdan öyle bıktım ve ruh halim öylesine depresyon moduna girdi ki; bir şeyler yapmazsam,  resmen hayattan bezme noktasına gelecektim. Tabi ki bu her zaman yaptığım şeyler olamazdı. Örneğin; biraz önce, yeni başladığım sayılabilecek olan kitaptan sadece elli sayfa okudum ve dışarıdaki yağmurun sesi, yanı başımda yanan sobanın sesi, beni resmen ruh çöküntüsüne zorladı ve ben hemen kitabı bir köşeye atıp, yeni bir şeyler yapma hevesiyle bu yazıya başladım ve ben bunları yazarken bir yandan hala daha aralıksız yağan yağmurun sesi kulağıma işliyor. Hatta biraz önceki cümleyi yazarken öyle bir hava gürledi ki, korkumdan yerimden sıçradım ve cümleyi yanlış yazdığım için silip, tekrar yazdım.

 Biraz Keyif...

Biraz önceki keyfim aslında iyi sayılırdı. Tekli koltuğuma kurulmuş, önümde yanan sımsıcacık bir soba, elimde bir an önce bitiremeyeceğimi bildiğim bir kitap, yanında kahvem -soba sayesinde sürekli- sıcak ve kahvenin yanında da ufak bir atıştırmalık...
Keyfin bittiği an..
Tabi ki bu fotoğraf, keyfin bittiği an çekildi... İlk önce atıştırmalık bitti, sonra kahve bitti ve en son da kitabın kapağı kapatıldı ve ben böylece bu yazının başına geçmiş oldum.
Okuduğum kitabı an itibariyle yanda görüyorsunuz; Karamazov Kardeşler... Bilmeyenleriniz varsa eğer belirteyim, kendileri Rus Edebiyatından bir klasiktir ve yazarı Dostoyevski'dir. Ayrıca kendileri, bin sayfaya yakındır ve bu yüzden ben kendilerine "küçük sehpam" diye hitap ediyorum. Karamazov Kardeşler'i uzun zamandır okumak istiyordum. Ama Rus Edebiyatının okunması biraz zordur ve bu kitapları iyi bir çeviriden okumak gerekiyor. Bu konuda Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları bir efsane... Çevirisi çok iyiydi ve ben okurken ayrı bir zevk aldım.
Kitap çok güzel gidiyor diyebilirim. Şu an kitapta, altı yüzlerde falanım. Ama bir klasik eser olmasının yanında; kitabın yarısından sonrası polisiyeye döndü. Şu an hala polisiye olarak devam ediyor. Kitabın ilk yarısı ise; biraz dinle ilgili, biraz ahlak anlayışlarıyla ilgiliydi. Neyse, kitap hakkında bu kadarcık yazdığım yeter. Sonuçta kitap, bu yazının konularından sadece biriydi. Esas konu, bir gün içinde neler yapabileceğiniz, özellikle hava kötü ve dışarı çıkamıyorsanız...

Sıcak Suyun Başında Beklemek
Sıcaklığın Yayıldığı Alan: Soba

 Yanda gördüğünüz, evimizin emektar sobasıdır. Kendisi altı, yedi yıldır bizle beraber ve artık aileden birisi... Anladığınız üzere, daha buralara doğalgaz gelmedi. Biz henüz doğalgazın lüksünden yararlanamayanlardanız ama çok yakında geleceğini duyduk ve "Hadi inşallah!" demekten de kendimizi alamadık. Ama şunu da söyleyebilirim ki; soba ayrı bir keyif...
Sobanın üstünde duran çaydanlığı görüyorsunuz değil mi? İşte benim kahve suyum oradan geldi ve kahveyi ilk yaptığımda ağzım yanmasın diye bir beş dakika bekletmek zorunda kaldım. Eee, su sobanın üstünde kaynamıştı.
Atıştırmalığı soranlarınız için; sağ olsunlar, annem ve babam almışlardı. Ne yalan sade kahve içmeyi severim ama yanında bir şeyler olunca daha iyi oluyor gibi!



Doctor Who

 Bir başlık önce bahsettiğim kitap vardı ya; o konuda size bir şey itiraf etmem lazım. Ben dün hiç kitap okumadım! Evet, dün hiç okumadım ve onun yerine yine yağmurlu bir havada yapabildiğim diğer bir şey yaptım ve bilgisayarımı kucağıma alıp, internetten altyazılı yabancı bir dizi açtım. İzlediğim dizi; Doctor Who... Diziye yakınlarda başladım ve şu an beşinci sezonunda bulunuyorum. Ama dizi şu an on birinci sezonda, yani izlemem gereken bir çok sezonu var. Dün bu diziden sadece bir bölüm izleyebildim. Çünkü ben diziyi izledikten sonra yaşadığım şehirde internetler gitti ve internetin gelmesi bugün öğleden sonrayı buldu.
Doctor Who'yu bilmeyenleriniz var mı? Size bu konuda diyebileceğim şey; bir bilim kurgu dizisi olması ve bu konu ilgisini çekmeyenleriniz varsa, hemen diğer başlığa yönelebilirsiniz. Çünkü ben Doctor Who'dan bahsetmeye bir başlarsam, sabaha kadar konuşabilirim.
Doctor Who, en uzun süren bilim kurgu dizisi olma unvanını üzerinde taşıyor. Dizi 1963 yılından beri yayına başladı ve 1989 yılana kadar devam etti. Daha sonra 2005 yılında modern seri olarak yeniden başladı ve benim takip ettiğim seri de bu oluyor.
Tardis
Modern seri, 2005 yılından beri devam ediyor ve şu an on birinci sezonunda bir değişikle devam ediyor. Dizide ana karakter olan Doctor, sürekli olarak değişiyor. Şu an hayranlarıyla buluşan on üçüncü doktor ve ilk defa olarak Doctor bu sezonda bir kadın. Daha önceki Doctor'ların hepsi erkekti!
Doctor, bir zaman makinesi olan bir uzaylıdır ve sürekli bir yol arkadaşıyla beraber zamanda yolculuk yapar. Türü insan değil, Zaman Lordu'dur ve kendisi türünün son örneğidir. Bu evrende ondan başka Zaman Lordu yoktur. Ayrıca yanda gördüğünüz Doctor'un zaman makinesi olup, adı Tardis'tir. Tardis, bir telefon kulübesidir ama içi bir telefon kulübesi olamayacak kadar geniş bir alana sahiptir. Eğer bilim kurgu seviyorsanız ve Doctor Who'yu henüz izlemediyseniz, bence siz de bir an önce modern seriden başlayıp, izlemelisiniz!

2019 Yılının İlk Alışverişi: Kitaplar

 Dün Doctor Who'dan fazla bölüm izleyemedim malum, biliyorsunuz. Ama dün bir de bu yılın yaptığım ilk kitap alışverişinin son siparişleri gelmişti ve ben onları kütüphaneme eklemekle uğraşmıştım.
Otostopçunun Galaksi Rehberi Kitap Serisi
Bu yılın ilk alışverişi, geçen yıllardan yarım kalan serilerimi tamamlamak için yapılmış bir alışverişti ve toplamda sadece dört kitaptı. Ama bu dört kitapla iki serimi bu yıl tamamlamış oldum. Zaten yağmurlu bir günde ya da havanın kapalı olduğu bir günde; evi toplamak, düzenlemek diğer bir güzel uğraştır. Ben de arada o uğraşı, kitaplarımı düzenleyerek yapıyorum ve inanın onları ayarlamak, onlara yer bulmak ve onlar için yeni bir düzen oluşturmak gibisi yok. Umarım bu zevki siz de tadıyorsunuz. Tatmıyorsanız da; deneyin, hoşunuza gideceğini biliyorum...
Otostopçu Serisi 5. ve 4. Kitapları
Fotoğraflarda gördüğünüz, yukarıda bahsettiğim kitap serisinden ilki ve onları tamamlamak için aldığım son iki kitabı.
İlk fotoğraf, "Otostopçunun Galaksi Rehberi" adlı kitap serisi ve yazarı Douglas Adams'tır. Kitap bilim kurgu konulu, biraz mizahi bir dille yazılmış, hoş bir seridir. Benim yeni aldığım kitapları ise; yan tarafta gördüğünüz, dördüncü kitap olan "Elveda ve Bütün O Balıklar İçin Teşekkürler" ve beşinci kitap olan "Çoğunlukla Zararsız" adlı kitaplar oldu.
Hayalevi Kralları Kitap Serisi
Şimdi gelelim diğer tamamladığım kitap serisine... Bu serinin ismi de "Hayalevi Kralları" olup, yazarı Robert Liparulo'dur. Bu seri ise, fantastik türde bir seridir ve daha çok gençlere yönelik bir kitap dizisidir. Okuma kitlesi on yaş ve üzeri olabilir. Ama ben çocuklar için yazılan bu tür serileri de çok beğenerek okuyorum. Şahsen tam bir "Percy Jackson ve Olimposlular" hayranıyımdır.
Hayalevi Kralları Serisi 6. ve 4. Kitaplar
Neyse, o konu başlı başına farklı bir konudur ve ben bu yazıyı dağıtmadan serinin bu yıl aldığım kitaplarını yazayım. Bu serinin aldığım kitapları ise; serinin dördüncü kitabı olan "Zamanın Ötesine Yolculuk" ve serinin son kitabı olan "Hayalevinin Son Kapısı" adlı kitaplardır.
Yukarıda bahsettiğim bu iki seriyi de bu sene okuyup, tamamlamak istiyorum.

Kitap Kulübü Ya Da Kitap Etkinliği

Dokudünya
Ayrıca sizlerle kitaplarla ilgili son bir konu daha paylaşmak istiyorum. Bu konu, kitap kulübü ya da kitap etkinliği... İnstagramda belli bir kitleyle beraber her ay ortak bir kitap seçip, onu okuyoruz. Bu etkinlik geçen ay başladı ve isteyen herkes de katılabiliyor.
Geçen ayın kitabı; yanda da gördüğünüz üzere Clive Barker'ın, İthaki Yayıncılık'tan çıkan Dokudünya isimli kitabıydı ve kitap gayet güzel bir kitaptı. Ayrıca yandaki fotoğraf kendi instagram hesabımda paylaştığım, fotoğrafım...
Işık Tanrısı
Bu ayın kitabına gelirsek; o da yine yanda gördüğünüz gibi, Roger Zelazny'den Işık Tanrısı... Ayrıca söyleyebilirim ki, gelecek iki ayın da kitabı, şimdiden belli oldu. Şubat ayının kitabı, Pegasus Yayıncılık'tan çıkan Rüya Dağıtan Çocuk ve mart ayınınki de Patrick Ness'in, Canavarın Çağrısı adlı kitabıdır. Canavarın Çağrısı'nı zaten okumak istiyordum ve bu etkinlikte onun seçilmesine aşırı memnun oldum diyebilirim.
İnsagram hesabımı da sizle paylaşacağım ama instagramım da genelde kitaplar vardır, şimdiden söyleyeyim.
Kitap konusunu burada sonlandırıp, yeni bir başlığa geçelim...

Akşam Yemeği Sorunsalı

Dün gece yaşadığımız bazı özel ve önemli olaylardan dolayı sabaha kadar uyumadık ve bu yüzden ben de öğlene kadar derin bir uyku çektim, tabi ki bunda havanın kapalı olması ve yağmurun da hiç aralıksız yağmasının da etkisi büyük oldu. Uyandıktan sonra da, kitap ve keyif faslı yapmaya çalıştım ama o da olmayınca, bu yazının başına oturdum. Bu durum da, karşımıza bir akşam yemeği sorunsalını ortaya çıkardı. Aslında dün yaptığımız yemeklerden artanlar vardı. Onlardan yiyebilirdik ve yanına hemencecik yapılabilecek bir yemek de olabilirdi. Bu durumda benim aklıma gelen ilk yemek, karnıbahardı. Annemler dünden yorgun olduğu için, karnıbaharı ben yapacaktım ve ben karnıbahar hastasıyımdır. Bu kış mevsiminde ondan daha güzel bir yemek aklıma pek gelmiyor, nedense.
Ama annemler uğraşmayalım bugün ve dışarıdan pizza söyleyelim dediler. ben pizzaya da bayılırım ve bu teklifin üstüne hemen atladım ve böylelikle akşam yemeğini de halletmiş olduk.

Boyama Yapmak Ya Da Mandala Çizmek

Yağmurlu ve eve kapandığınız bir günde yapabileceğiniz bir başka konuya geldik; boyama yapmak... Biliyorsunuz son zamanlarda, büyükler için boyama kitapları, stres için boyama kitapları gibilerinden bir çok kitaplar yayınlanmaya başladı. Bunlardan alıp, onları boyalarla tamamlamak gayet de eğlenceli oluyor. Ben, bu aralar pek yapmasam da, yeniden boyamaya başlamayı düşünüyorum. Bu uğraşı da denemenizi tavsiye edeceğim ve kendimin bizzat boyama yaptığım bir sayfayı da sizle paylaşıyorum. Yanda gördüğünüz sayfa "Esrarengiz Bahçe" adlı boyama kitabından da bulunan beyaz bir sayfaydı ve ben boyayınca maviye döndü.


Son olarak bu konuda olan diğer bir ilgi alanı; mandalaya geldik. Ama mandala benim için anlatması bayağı uzun bir konu, o yüzden burada fazla ayrıntıya girmeden biraz kendi yaptıklarımdan bahsedeceğim.
Mandala yapmaya başladığımdan beri kendimi daha sakin, daha rahat, daha yaşamla ve kendimle barışık hissediyorum. Bu aralar pek yapamasam da, genelde mandala yapmak benim için bir yolculuk gibi oluyor. Dünyadan dört, beş saat kopabileceğiniz ve size zararı dokunmayan yegane bir ilgi alanı. Bu konuda anlatılacak bir çok şey var ve dediğim gibi bu yazı ona yetmez.
Yanda bulunan videoda daha önce yaptığım bir mandalanın videosu var. Bu videoyu instagram hesabımdan da bulabilirsiniz ve instagram hesabımdan bu fotoğraflardan ve bu videolardan daha çok bulabilirsiniz.
O zaman artık geldik, yazımın son sözüne...
Bugün size bir cumartesi gününden seslendim; havanın kapalı olduğu ve sürekli yağmur yağdığı bir cumartesi gününden... Böyle havalarda bizzat kendimin neler yaptığını ve böyle günlerde daha neler yapılabileceğini sizle paylaştım. Umarım bu yazıyı okur, beğenir ve bana geri dönüş yaparsınız.
Hoşçakalın...

Not: İnstagram hesabıma buradan ulaşabilirsiniz...
Youtube için de, buradan lütfen...

Ufak Bir Hikaye...

AMATÖR YAZARDAN HİKAYELER -2-

BİR AİLE MESELESİ 16.08.2025/17.08.2025 7   Ben masada oturmuş sadece konuşulanları düşünmeye başlamıştım. Çevremdeki üç insan da ko...